Uzm.Dr. Tahsin Özenmiş Yazdı: Elbette İnsanlar İçin Bir Haşir ve Neşir Olacak: Hayatın Defteri ve Kaçınılmaz Diriliş

 Peki ya "eşref-i mahlûkat" (yaratılmışların en şereflisi) olarak yaratılan ve kainatı alakadar edecek çapta etkilere sahip olan insanın fiilleri? Onca eylem, onca niyet, onca söz, koca bir hiçliğe mi karışacak? Vicdanımız dahi bu ihtimal karşısında huzursuzlanırken, İlahî Adalet'in buna izin vermesi mümkün mü?

İnsan, yaşadığı dünyanın hengamesinde kimi zaman unutuyor...Attığı her adımın, söylediği her sözün, gönlünden geçen her niyetin bir kaydı tutuluyor. Hayatın akışı içindeki  bütün davranışların  ilahî bir hafızada an-be-an yazıldığını bilmek kalbinin derinliklerinde bir ürpertiyle birlikte bir teselli oluyor. Çünkü kayıt varsa adalet vardır; unutulma yoksa haksızlık da yoktur.

Her sabah yeni bir sayfa açıyoruz; fakat bu sayfaları yazan yalnız biz değiliz. Kainatta hiçbir zerre başıboş olmadığı gibi, insanın ameli de hiçbir zaman kaybolmuyor. Bir tebessüm, bir incitme, bir dua, bir haksızlık, bir şefkat dokunuşu… Hepsi, Hafîz isminin engin hafızasında yerini buluyor. Bize göre küçücük olan bir davranışın, ilahî adalet terazisinde ne kadar büyük bir karşılık doğuracağını çoğu zaman bilemiyoruz.

Dünyanın karmaşık sahnesinde kimi insanlar güçleriyle, makamlarıyla, kurdukları düzenlerle gölgesini büyütüyor; kimi ise sessizce yaşayıp sessizce toprağa karışıyor. Fakat kaderin değişmez hakikati şudur: Toprak, kimse için bir sığınak değildir. Bir gün herkes, yaptığının karşısına çıkarıldığı büyük mahkemede hesaba çağrılacaktır. Ne unutan olacaktır, ne unutturabilen.

İşte bu yüzden ahiret, bir ihtimal değil; Hafîz isminin zorunlu bir sonucudur. Kayıt, hesabı; hesap, adaleti; adalet ise haşri gerektirir. İnsan, kendine verilen bu en şerefli imtihanın sonunda, ya ebedî bir huzurun sofrasına davet edilecek ya da kendi amellerinin ağırlığında boğulacaktır.

​Hafîz-i Zülcelal, en cüz'i niyazı bile işitip fiilen karşılık verirken, insanın hayatını sıradan bir rüzgâr gibi geçiştiremezdi. İşte tam da bu noktada, Rabbimizin "Hafîz" ismi, hayatımızın her anının sürekli ve mükemmel bir kayıt altında olduğunu ilan ediyor. Kiramen Kâtibîn'in kalemleriyle yazılan, küçüğünden büyüğüne her amelin zaptedildiği o büyük defter... Bu, hepimizin başrolünde olduğu, kaçınılmaz bir muhasebenin senaryosudur.

​Bu kayıt mekanizması, bize şunu fısıldar: Toprağın altı, bir kaçış ve unutulma yeri değil; aksine, en adil mahkemeye hazırlık perdesidir. Dünyada , hiç kimse sorumluluktan sıyrılıp sonsuza dek uyuyakalmayacaktır. Çünkü Hak ve Hafîz isimlerinin tecellisiyle, bu hayatın bir "Haşir ve Neşir"'i, yani bir dirilişi ve toplanması vardır. Ve ahirette hem saadet-i ebediye ziyafetgâhının hem de daimi hüsranın kapıları açılacak... Herkesin ameli, ona ya bir bilet ya da bir kelepçe olacaktır.

"En küçük zîhayatın en cüz'î ihtiyacını gören ve niyazını işiten ve fiilen cevab veren Hafîz-i Zülcelal'in, Hafîz ismiyle mütemadiyen amelleri kaydedilen ve kâinatı alâkadar edecek ef'alleri o ismin kâtibîn-i kiramlarıyla yazılan ve her şeyden ziyade o ismin nazar-ı dikkatine mazhar bulunan bu insanlar için, elbette ve elbette ve her halde ve hiçbir şübhe getirmez ki;...  bir haşir ve neşir olacak ve Hak ismiyle evvelki hizmetlerinin mükâfatını ve kusuratının mücazatını çekecek. Ve Hafîz ismiyle cüz'î-küllî kayıd altına alınan her amelinden muhasebeye ve sorguya çekilecek. Ve dâr-ı bekada saadet-i ebediye ziyafetgâhının hem şekavet-i daime hapishanesinin kapıları açılacak. Ve bu âlemde çok taifelere kumandanlık yapan ve karışan ve bazan karıştıran bir zabit, toprağa girip işlediği amellerinden sual olunmamak ve uyandırılmamak üzere yatıp saklanmayacaktır.... (Risale-i Nur Külliyatından)

Allah, en küçük canlıların en basit ihtiyaçlarını dahi gören, onların sessiz dualarını işiten ve fiilen karşılık veren sonsuz hafız ve kudret sahibidir. Böyle bir Zât’ın, insanların her sözünü, davranışını ve niyetini Hafîz ismiyle sürekli kaydetmesi, kâinatı ilgilendiren fiillerini Kiramen Kâtibîn gibi meleklerle yazdırması, insanı varlıklar içinde en fazla ilahî dikkate mazhar kılmaktadır. Bu durum, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde, insanların öldükten sonra mutlaka yeniden diriltileceğini, yaptıkları iyi işlerin karşılığını alacaklarını, kusurlarının da hesabını vereceklerini gösterir. Çünkü Hafîz ismi, küçüğünden büyüğüne her amelin kaydedildiğini bildirir; dolayısıyla herkes, bu kayıtların gerektirdiği şekilde sorguya çekilecek ve ebedî alemde ya sonsuz mutluluk sofrasına davet edilecek ya da ebedî hüsrana uğrayacaktır. Bu dünyada birçok taifelere ve olaya yön veren, kimi zaman düzen kuran kimi zaman bozan insanlar  toprağa girip amellerinden sorgulanmadan, sorumluluktan kaçıp gizlenerek kurtulamayacaklardır; herkes mutlaka adil bir mahkemeye çağrılacaktır.  Metin, Allah'ın adaletinin ve her şeyi kaydetme sıfatının, ölümden sonraki hayatı ve hesabı  kaçınılmaz bir hakikat haline getirdiğini, hiçbir kimsenin sorumluluktan kurtulamayacağını, yani İlahî adaletin tam tecelli edeceğini veciz bir şekilde dile getirmektedir.

Ve nihayet… İnsan, unutan bir varlık olabilir; fakat unutulmayan bir kaderin içindedir. Bugün elimizden kayıp giden saniyeler, yarın karşımıza birer şahit olarak çıkacak. Kimse için toprağın serinliği bir beraat, sessizliği bir sığınak değildir. Çünkü Hafîz olan Rabbimiz, kulunu hesapsız bırakmayacak kadar adildir; iyiliği zayi etmeyecek kadar merhametlidir; zulme göz yummayacak kadar da celâllidir. İşte bu yüzden haşir bir hayal değil, hakikatin ta kendisidir. İnsan, dünya sahnesinden çekildiği gün, perdeler kapanmayacak; aksine, hakiki hayatın kapıları açılacaktır. Ve o kapıda, herkes kendi amelinin gölgesine sığınacak. Kimi gölgesinde serinleyecek, kimi altında ezilecektir. Zira insanın kaderi, kendi kaleminin yazdığı satırlarda saklıdır.