8 MART: KADIN HAKLARI MI, İDEOLOJİK BARİKATLARIN GÖLGESİ Mİ?
8 MART: KADIN HAKLARI MI, İDEOLOJİK BARİKATLARIN GÖLGESİ Mİ?
AYNI SAHNE, FARKLI YIL
Türkiye’de her yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kadınların çalışma hayatındaki zorluklarını, uğradıkları haksızlıkları ve toplumsal statülerini güçlendirmeyi amaçlayan bir gün olarak anılması gerekirken; son yıllarda sokaklara yansıyan görüntüler bu amacın çok ötesine geçti. 2026 yılının 8 Mart’ında da tablo değişmedi. Şehrin meydanlarında bir araya gelen belirli gruplar, kadınların gerçek ve yakıcı sorunlarını konuşmak yerine, yine marjinal ideolojilerin, aile yapısına yönelik sert eleştirilerin ve terör örgütlerini çağrıştıran sloganların gölgesinde bir "gövde gösterisi" gerçekleştirdi.
GERÇEK SORUNLARIN ÜZERİNE ÇEKİLEN İDEOLOJİK PERDE
Kadınların bugün en büyük sorunu; istihdama katılımda karşılaştıkları engeller, çocuk bakımı yükümlülüğü nedeniyle kariyerlerinden vazgeçmek zorunda kalmaları ve sokaktaki güvenlik kaygılarıdır. Ancak 8 Mart yürüyüşleri adı altında düzenlenen etkinliklerde bu başlıklar, yerini çok daha farklı bir ajandaya bırakmış durumda.
Aile Kurumuna Yönelik Sistematik Saldırı
Meydanlarda taşınan dövizlerde ve atılan sloganlarda "aile" kavramının doğrudan bir "esaret yuvası" gibi gösterilmesi, toplumun büyük bir kesiminde infiale neden oluyor. Kadını korumanın yolunun aileyi yıkmaktan geçtiğini savunan bu radikal söylem, aslında Türk toplum yapısının temel taşlarını hedef alıyor. "Kutsal aile yoktur" gibi ifadelerle, anne ve eş olmanın bir "bukağı" gibi lanse edilmesi, kadınların büyük çoğunluğunun benimsediği değerlerle taban tabana zıt bir görüntü çiziyor.
Marjinal Grupların Tahakkümü
8 Mart platformlarının, kadın hakları savunuculuğundan ziyade LGBT propagandasının ve marjinal siyasi söylemlerin vitrini haline gelmesi, ana akım kadın hareketini de zehirliyor. Kadınların ekonomik bağımsızlığı veya eğitim hakları konuşulması gerekirken, cinsel kimlik tartışmalarının ve ideolojik dayatmaların ön plana çıkarılması, toplumun genelini bu hareketlerden uzaklaştırıyor.
TERÖRÜN VE SLOGANLARIN GÖLGESİNDE BİR ANMA
Haber kaynaklarına yansıyan en çarpıcı görüntülerden biri de, kadın hakları maskesi altında terör örgütlerini öven ve devletin birliğini hedef alan sloganların atılmasıdır.
- Sloganlardaki Gizli Ajanda: Kadın cinayetlerini protesto etmek için toplanan kalabalıkların bir süre sonra terör örgütü sempatizanlarının yönettiği bir koroya dönüşmesi, 8 Mart’ın asli ruhuna vurulan en büyük darbedir.
"Kadın haklarını savunmak için sokaklara çıkanların, şehit annelerinin acısını görmezden gelmesi ve terör örgütü sloganlarına sessiz kalması, samimiyet testinden geçemediklerini gösteriyor."
KURBAN EDİLEN GERÇEK GÜNDEMLER
Peki, bu ideolojik gürültü arasında neleri konuşmayı unuttuk? 2026 Türkiye'sinde kadının gerçek sorunları masada kalmaya devam ediyor:
Ekonomik Şiddet ve Cam Tavan
Kadınlar hala aynı işi yaptıkları erkek meslektaşlarından daha az ücret alabiliyor. Yönetim kademelerindeki kadın oranı istenilen seviyeye ulaşmış değil. Ancak 8 Mart meydanlarında "ücret adaleti" yerine "otoriteye isyan" konuşulduğu için, iş dünyasındaki bu yapısal sorunlar çözüm bulamıyor.
Eğitim ve Dijital Dönüşüm
Teknoloji ve yazılım dünyasında kadınların varlığı hayati önem taşırken, bu alanlardaki teşviklerin yetersizliği veya kız çocuklarının mühendislik alanlarına yönlendirilmesi gibi stratejik konular, ideolojik sloganların gürültüsünde kaybolup gidiyor.
Güvenli Sokaklar ve Hukuki Reformlar
Kadını şiddetten korumak için gereken toplumsal mutabakat, marjinal grupların devleti ve aileyi hedef alan söylemleri nedeniyle sürekli yara alıyor. Şiddetle mücadelede en büyük güç olması gereken "toplumsal dayanışma", kutuplaşmış ideolojiler yüzünden bir türlü tam anlamıyla sağlanamıyor.
ÖZNE KADIN MI, YOKSA SİYASET Mİ?
Her yıl sahnelenen bu "tanıdık senaryo", aslında kadın hareketine yarardan çok zarar veriyor. Kadın hakları mücadelesi; terörle, aile düşmanlığıyla ve marjinal hayat tarzı dayatmalarıyla yan yana getirildikçe, toplumun geniş kesimlerinin bu haklı mücadeleye olan desteği zayıflıyor.
Türkiye’nin ihtiyacı olan; kadını "ideolojik bir malzeme" olarak kullanan marjinal söylemler değil, kadını aile içinde ve toplumda güçlendirecek, gerçek sorunlara odaklanan, bu toprakların değerleriyle barışık yeni bir dildir. 2026 yılı 8 Mart’ı, maalesef bu sağduyulu sesin bir kez daha marjinal sloganların gerisinde kaldığı bir yıl olarak tarihe geçmiştir.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

