Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam

BİR ÖMRÜN ÇİLESİ: SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN VE KARANLIĞA KARŞI VERİLEN MÜCADELE

Gündem 18.08.2026 - 12:56, Güncelleme: 18.08.2026 - 13:10
 

BİR ÖMRÜN ÇİLESİ: SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN VE KARANLIĞA KARŞI VERİLEN MÜCADELE

Bir insanın ömrü, yalnız yaşadığı yıllarla değil; uğruna bedel ödediği değerlerle ölçülür.” Türkiye'nin yakın tarihinde din eğitimi, ilim ve irfan denildiğinde adı sıkça gündeme gelen isimlerden biri hiç şüphesiz Süleyman Hilmi Tunahan'dır
Onu yalnızca bir din âlimi, hoca veya mutasavvıf olarak değerlendirmek, yaşadığı dönemin şartlarını anlamak bakımından yeterli değildir. Tunahan'ın hayatı aynı zamanda Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde din eğitiminin karşılaştığı zorlukların, medrese geleneği ile yeni eğitim düzeni arasındaki gerilimin ve bütün bu şartlar içerisinde sürdürülen öğrenci yetiştirme mücadelesinin de önemli bir örneğidir. Ancak bu hayatı ele alırken önemli bir hassasiyet vardır: Belge ile rivayeti, tarihî gerçek ile menkıbeyi birbirinden ayırmak. SORU: Süleyman Hilmi Tunahan kimdi? Süleyman Hilmi Tunahan, 1888 yılında bugün Bulgaristan sınırları içerisinde bulunan Silistre'nin Hezargrad bölgesindeki Ferhatlar köyünde dünyaya geldi. Babası Hocazâde Osman Fevzi Efendi, Silistre'de müderrislik yapan bir ilim adamıydı. Bu nedenle çocukluk yılları ilim ve medrese atmosferi içerisinde geçti. 1902'de Silistre Rüşdiye Mektebi'ni tamamladı. Ardından Satırlı Medresesi'nde Arapça tahsil etti. 1907'de İstanbul'a gelen Süleyman Hilmi Tunahan, Fatih'teki Hâfız Ahmed Paşa Medresesi'nde Bafralı Ahmed Hamdi Efendi'nin ders halkasına katıldı. 1913'te icazet aldı. Daha sonra Dârü'l-hilâfeti'l-aliyye Medresesi ile Medresetü'l-mütehassısîn'in tefsir-hadis bölümünde eğitim gördü ve 1919'da buradan birinci dereceyle mezun oldu. SORU: Asıl kırılma noktası ne zaman yaşandı? 1924 yılı, Süleyman Hilmi Tunahan'ın hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biridir. Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle medreseler kapatıldı ve eğitim sistemi yeniden düzenlendi. 1  Tarih ve Hafıza Dosyası Süleyman Efendi o dönemde İbtidâ-i Hâric Medresesi'nde müderrislik yapıyordu. Dinî ilimlerin yeterli şekilde okutulamayacağını düşündüğü için görevinden ayrıldı. Fakat eğitimden vazgeçmedi. Tam tersine, şartlar ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın öğrenci yetiştirmenin yollarını aradı. Müderrislerin fahri olarak öğrenci yetiştirmesini savundu. Ankara'ya gönderilen bir telgrafta İslâmî ilimleri fahri olarak okutmak isteyenler arasında yer aldı. Ancak kendisine verilen cevap açıktı: Tevhid-i Tedrisat Kanunu yürürlükteydi ve kanuna aykırı faaliyetlerin cezai sonuçları bulunuyordu. ÇİFTLİKTEN DERS HALKALARINA 1928'de harf inkılâbının ardından din eğitimi bakımından şartların daha da zorlaştığı bir dönem başladı. Talebe bulmak, ders okutmak ve eğitim faaliyetlerini sürdürmek kolay değildi. TDV kaynaklarında yer alan bilgilere göre Süleyman Efendi bir dönem sürekli polis takibi altında tutuldu. 1930 yılında İstanbul'dan ayrılarak Çatalca'nın Kabakça köyündeki Hâlid Paşa Çiftliği'ni kiraladı ve ziraatla uğraşmaya başladı. Fakat çiftlik hayatı da onun eğitim faaliyetlerini sona erdirmedi. Çalışanlardan bazılarını seçerek onlara ders verdi. Talebe bulamadığı dönemlerde ise kendi iki kızını okuttu ve onlara icazet verdi. Bu tablo, onun hayatındaki temel motivasyonu da gösteriyor: İlim devam etmeliydi. SORU: Vaizlik dönemi nasıl geçti? 1938 yılında yeniden vaizlik görevine başladı. Önce İstanbul'un daha küçük camilerinde vaaz verdi. Daha sonra Şehzadebaşı, Süleymaniye, Sultanahmet ve Beyazıt gibi önemli camilerde kürsüye çıktı. Vaazları ilgi görmeye başladı. Fakat aynı zamanda evlerde, bodrumlarda ve cami odalarında oluşturduğu ders halkaları da dikkat çekti. Bunun üzerine karakola götürülerek sorgulandı. Ve ardından yakın tarihimizin en ağır ifadelerinden biriyle anılan bir dönem başladı: “Tabutluk.” TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki biyografik bilgilere göre Süleyman Hilmi Tunahan, 1939 yılında Emniyet Müdürlüğü'nde “tabutluk” olarak anılan nezarethanede üç gün işkenceye maruz kaldı. 1944: SEKİZ GÜNLÜK İMTİHAN 1943 yılında vaizlik belgesi İçişleri Bakanlığı tarafından geri alındı. 1944 yılında ise yeniden ağır bir sorgulama süreci yaşadı. TDV kaynaklarında, 1944'te “tabutluk”larda sekiz gün boyunca işkence gördüğü ve ardından kefaletle serbest bırakıldığı bilgisi yer almaktadır. 2  Burada insan ister istemez şu soruyu soruyor: Bir âlimin elindeki güç neydi? Ordusu yoktu. Makamı yoktu. Devleti yoktu. Büyük bir ekonomik gücü yoktu. Onun elindeki güç; kitap, Kur'an, ders halkası, öğrenci ve kürsüydü. 1950: KAPININ ARALANMASI 1950'de siyasi iktidarın değişmesiyle dinî hayat bakımından kısmi bir özgürlük ortamı oluştu. Süleyman Efendi de bu yeni ortamdan yararlanarak eğitim faaliyetlerini genişletti. 1951 yılında Üsküdar Çamlıca'da yaklaşık 25 talebeyle yatılı Kur'an kurslarından birini oluşturdu. Daha sonra evlerde, kiralanan binalarda ve camilerin yakınındaki mekânlarda ders halkaları kuruldu. Talebeler Diyanet İşleri Başkanlığı'nın imtihanlarına sokuldu; müftü, vaiz, imam, müezzin ve Kur'an kursu öğreticisi olmaları sağlandı. Özellikle ramazan aylarında öğrenciler Anadolu'nun farklı bölgelerine gönderildi. SORU: Hayatının son dönemlerinde de baskılar devam etti mi? 1956 yılında ders okuttuğu yerlere polis baskınları yapıldı ve Üsküdar Adliyesi'nde sorgulandı. 1957 yılında ise daha ağır bir süreç yaşandı. Bursa Ulucamii'nde Kütahya'nın Tavşanlı ilçesinden gelen Âkif Efendi isimli bir kişinin taraftarlarının kılıçlarla ortaya çıkarak mehdîlik gösterisi yapmasının ardından Süleyman Hilmi Tunahan da olayla ilgisi olmadığı hâlde soruşturmaya dahil edildi. Kütahya Emniyet Müdürlüğü'nde sorgulandı. Tutuklandı. 59 gün sonra idam talebiyle hâkim karşısına çıkarıldı. Daha sonra kefaletle serbest bırakıldı ve 8 Kasım'da beraat etti. SORU: Süleyman Hilmi Tunahan neden çok sayıda eser bırakmadı? Onun dikkat çekici yönlerinden biri de budur. TDV İslâm Ansiklopedisi, basılmış eserleri arasında Kur'an'ın kısa sürede öğrenilmesine yönelik birkaç sayfalık bir elif cüzünden söz etmektedir. Onun eğitim anlayışında kitap yazmaktan ziyade, mevcut ilimleri anlayıp aktarabilecek insanlar yetiştirmek önemli bir yer tutuyordu. Bu nedenle onun asıl mirasını yalnızca kitaplarda aramak doğru olmayabilir. Çünkü bir hocanın gerçek eseri bazen raflarda değil, öğrencilerinin hayatında yaşar. SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN'I NASIL OKUMALI? Bugün Süleyman Hilmi Tunahan hakkında farklı değerlendirmeler yapılabilir. Eğitim anlayışı tartışılabilir. Tasavvufî yaklaşımı incelenebilir. İmam-Hatip okullarına yönelik dönemindeki mesafeli tavrı ele alınabilir.Kendisinden sonra oluşan cemaat yapılanması ayrıca sosyolojik ve tarihî açıdan araştırılabilir. Fakat bütün bu tartışmaların ötesinde tarihî olarak üzerinde durulması gereken bir nokta daha vardır: Süleyman Hilmi Tunahan'ın şahsî hayatında ağır baskılar ve ciddi mağduriyetler yaşanmıştır. Bunu görmek için efsanelere ihtiyacımız yok. Belgelere bakmak yeterlidir. 1939'da üç günlük işkence... 1944'te sekiz günlük işkence... 1957'de 59 günlük tutukluluk ve idam talebiyle yargılanma... BİR DEVRİN FOTOĞRAFI Süleyman Hilmi Tunahan'ın hayatını yalnızca daha sonra oluşan cemaat yapılanması üzerinden değerlendirmek, onun yaşadığı dönemin şartlarını anlamayı zorlaştırır. Onun hayatı aynı zamanda Cumhuriyet'in ilk dönemlerindeki din-devlet ilişkilerinin yaşadığı sert dönüşümün bir fotoğrafıdır. Bir tarafta modernleşme ve yeni eğitim düzeni... Diğer tarafta yüzyıllardır devam eden medrese geleneği... Bir tarafta devletin laikleşme ve merkezileşme politikaları... Diğer tarafta toplumun dinî bilgiye ulaşma arzusu... Süleyman Hilmi Tunahan'ın hayatı tam da bu gerilimin içerisinde şekillendi. Ve onun yöntemleri zaman içerisinde değişse de temel hedefi değişmedi: Talebe yetiştirmek. SON SÖZ: BAZEN BİR ÖMÜR, BİR KANDİL OLUR Süleyman Hilmi Tunahan, 16 Eylül 1959'da vefat etti. Fatih Camii haziresine defnedilmesi istenmiş ancak izin verilmemesi üzerine Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi. Geride yalnızca bir isim bırakmadı. Bir eğitim anlayışı bıraktı. Bir talebe zinciri bıraktı. Bir mücadele hafızası bıraktı. Onu sevenler olabilir. Eleştirenler olabilir. Yüceltenler veya farklı değerlendirenler olabilir. Fakat tarihçilik açısından yapılması gereken açıktır: Ne menkıbeyi tarih diye sunmak ne de yaşanan mağduriyetleri görmezden gelmek. Belgeye bakmak. Dönemin şartlarını anlamak. Şahsiyeti bütün yönleriyle değerlendirmek. Çünkü bazen bir insanın en büyük eseri, yazdığı kitap değil; karanlık bir dönemde sönmesine izin vermediği kandildir. Süleyman Hilmi Tunahan'ın hayatı da Türkiye'nin yakın tarihinde böyle bir kandilin hikâyesidir. VE GERİYE ŞU SORU KALIYOR: “Bir insan, inandığı bir değeri yaşatmak için ne kadar bedel ödeyebilir?” Süleyman Hilmi Tunahan'ın hayatı, yaklaşık yetmiş yıllık ömrüyle bu soruya tek bir cevap vermektedir: BAZEN BİR ÖMÜR…
Bir insanın ömrü, yalnız yaşadığı yıllarla değil; uğruna bedel ödediği değerlerle ölçülür.” Türkiye'nin yakın tarihinde din eğitimi, ilim ve irfan denildiğinde adı sıkça gündeme gelen isimlerden biri hiç şüphesiz Süleyman Hilmi Tunahan'dır

Onu yalnızca bir din âlimi, hoca veya mutasavvıf olarak değerlendirmek, yaşadığı dönemin şartlarını anlamak bakımından yeterli değildir. Tunahan'ın hayatı aynı zamanda Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde din eğitiminin karşılaştığı zorlukların, medrese geleneği ile yeni eğitim düzeni arasındaki gerilimin ve bütün bu şartlar içerisinde sürdürülen öğrenci yetiştirme mücadelesinin de önemli bir örneğidir. Ancak bu hayatı ele alırken önemli bir hassasiyet vardır: Belge ile rivayeti, tarihî gerçek ile menkıbeyi birbirinden ayırmak. SORU: Süleyman Hilmi Tunahan kimdi? Süleyman Hilmi Tunahan, 1888 yılında bugün Bulgaristan sınırları içerisinde bulunan Silistre'nin Hezargrad bölgesindeki Ferhatlar köyünde dünyaya geldi. Babası Hocazâde Osman Fevzi Efendi, Silistre'de müderrislik yapan bir ilim adamıydı. Bu nedenle çocukluk yılları ilim ve medrese atmosferi içerisinde geçti. 1902'de Silistre Rüşdiye Mektebi'ni tamamladı. Ardından Satırlı Medresesi'nde Arapça tahsil etti. 1907'de İstanbul'a gelen Süleyman Hilmi Tunahan, Fatih'teki Hâfız Ahmed Paşa Medresesi'nde Bafralı Ahmed Hamdi Efendi'nin ders halkasına katıldı. 1913'te icazet aldı. Daha sonra Dârü'l-hilâfeti'l-aliyye Medresesi ile Medresetü'l-mütehassısîn'in tefsir-hadis bölümünde eğitim gördü ve 1919'da buradan birinci dereceyle mezun oldu. SORU: Asıl kırılma noktası ne zaman yaşandı? 1924 yılı, Süleyman Hilmi Tunahan'ın hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biridir. Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle medreseler kapatıldı ve eğitim sistemi yeniden düzenlendi. 1  Tarih ve Hafıza Dosyası Süleyman Efendi o dönemde İbtidâ-i Hâric Medresesi'nde müderrislik yapıyordu. Dinî ilimlerin yeterli şekilde okutulamayacağını düşündüğü için görevinden ayrıldı. Fakat eğitimden vazgeçmedi. Tam tersine, şartlar ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın öğrenci yetiştirmenin yollarını aradı. Müderrislerin fahri olarak öğrenci yetiştirmesini savundu. Ankara'ya gönderilen bir telgrafta İslâmî ilimleri fahri olarak okutmak isteyenler arasında yer aldı. Ancak kendisine verilen cevap açıktı: Tevhid-i Tedrisat Kanunu yürürlükteydi ve kanuna aykırı faaliyetlerin cezai sonuçları bulunuyordu. ÇİFTLİKTEN DERS HALKALARINA 1928'de harf inkılâbının ardından din eğitimi bakımından şartların daha da zorlaştığı bir dönem başladı. Talebe bulmak, ders okutmak ve eğitim faaliyetlerini sürdürmek kolay değildi. TDV kaynaklarında yer alan bilgilere göre Süleyman Efendi bir dönem sürekli polis takibi altında tutuldu. 1930 yılında İstanbul'dan ayrılarak Çatalca'nın Kabakça köyündeki Hâlid Paşa Çiftliği'ni kiraladı ve ziraatla uğraşmaya başladı. Fakat çiftlik hayatı da onun eğitim faaliyetlerini sona erdirmedi. Çalışanlardan bazılarını seçerek onlara ders verdi. Talebe bulamadığı dönemlerde ise kendi iki kızını okuttu ve onlara icazet verdi. Bu tablo, onun hayatındaki temel motivasyonu da gösteriyor: İlim devam etmeliydi. SORU: Vaizlik dönemi nasıl geçti? 1938 yılında yeniden vaizlik görevine başladı. Önce İstanbul'un daha küçük camilerinde vaaz verdi. Daha sonra Şehzadebaşı, Süleymaniye, Sultanahmet ve Beyazıt gibi önemli camilerde kürsüye çıktı. Vaazları ilgi görmeye başladı. Fakat aynı zamanda evlerde, bodrumlarda ve cami odalarında oluşturduğu ders halkaları da dikkat çekti. Bunun üzerine karakola götürülerek sorgulandı. Ve ardından yakın tarihimizin en ağır ifadelerinden biriyle anılan bir dönem başladı: “Tabutluk.” TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki biyografik bilgilere göre Süleyman Hilmi Tunahan, 1939 yılında Emniyet Müdürlüğü'nde “tabutluk” olarak anılan nezarethanede üç gün işkenceye maruz kaldı. 1944: SEKİZ GÜNLÜK İMTİHAN 1943 yılında vaizlik belgesi İçişleri Bakanlığı tarafından geri alındı. 1944 yılında ise yeniden ağır bir sorgulama süreci yaşadı. TDV kaynaklarında, 1944'te “tabutluk”larda sekiz gün boyunca işkence gördüğü ve ardından kefaletle serbest bırakıldığı bilgisi yer almaktadır. 2  Burada insan ister istemez şu soruyu soruyor: Bir âlimin elindeki güç neydi? Ordusu yoktu. Makamı yoktu. Devleti yoktu. Büyük bir ekonomik gücü yoktu. Onun elindeki güç; kitap, Kur'an, ders halkası, öğrenci ve kürsüydü. 1950: KAPININ ARALANMASI 1950'de siyasi iktidarın değişmesiyle dinî hayat bakımından kısmi bir özgürlük ortamı oluştu. Süleyman Efendi de bu yeni ortamdan yararlanarak eğitim faaliyetlerini genişletti. 1951 yılında Üsküdar Çamlıca'da yaklaşık 25 talebeyle yatılı Kur'an kurslarından birini oluşturdu. Daha sonra evlerde, kiralanan binalarda ve camilerin yakınındaki mekânlarda ders halkaları kuruldu. Talebeler Diyanet İşleri Başkanlığı'nın imtihanlarına sokuldu; müftü, vaiz, imam, müezzin ve Kur'an kursu öğreticisi olmaları sağlandı. Özellikle ramazan aylarında öğrenciler Anadolu'nun farklı bölgelerine gönderildi. SORU: Hayatının son dönemlerinde de baskılar devam etti mi? 1956 yılında ders okuttuğu yerlere polis baskınları yapıldı ve Üsküdar Adliyesi'nde sorgulandı. 1957 yılında ise daha ağır bir süreç yaşandı. Bursa Ulucamii'nde Kütahya'nın Tavşanlı ilçesinden gelen Âkif Efendi isimli bir kişinin taraftarlarının kılıçlarla ortaya çıkarak mehdîlik gösterisi yapmasının ardından Süleyman Hilmi Tunahan da olayla ilgisi olmadığı hâlde soruşturmaya dahil edildi. Kütahya Emniyet Müdürlüğü'nde sorgulandı. Tutuklandı. 59 gün sonra idam talebiyle hâkim karşısına çıkarıldı. Daha sonra kefaletle serbest bırakıldı ve 8 Kasım'da beraat etti. SORU: Süleyman Hilmi Tunahan neden çok sayıda eser bırakmadı? Onun dikkat çekici yönlerinden biri de budur. TDV İslâm Ansiklopedisi, basılmış eserleri arasında Kur'an'ın kısa sürede öğrenilmesine yönelik birkaç sayfalık bir elif cüzünden söz etmektedir. Onun eğitim anlayışında kitap yazmaktan ziyade, mevcut ilimleri anlayıp aktarabilecek insanlar yetiştirmek önemli bir yer tutuyordu. Bu nedenle onun asıl mirasını yalnızca kitaplarda aramak doğru olmayabilir. Çünkü bir hocanın gerçek eseri bazen raflarda değil, öğrencilerinin hayatında yaşar. SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN'I NASIL OKUMALI? Bugün Süleyman Hilmi Tunahan hakkında farklı değerlendirmeler yapılabilir. Eğitim anlayışı tartışılabilir. Tasavvufî yaklaşımı incelenebilir. İmam-Hatip okullarına yönelik dönemindeki mesafeli tavrı ele alınabilir.Kendisinden sonra oluşan cemaat yapılanması ayrıca sosyolojik ve tarihî açıdan araştırılabilir. Fakat bütün bu tartışmaların ötesinde tarihî olarak üzerinde durulması gereken bir nokta daha vardır: Süleyman Hilmi Tunahan'ın şahsî hayatında ağır baskılar ve ciddi mağduriyetler yaşanmıştır. Bunu görmek için efsanelere ihtiyacımız yok. Belgelere bakmak yeterlidir. 1939'da üç günlük işkence... 1944'te sekiz günlük işkence... 1957'de 59 günlük tutukluluk ve idam talebiyle yargılanma... BİR DEVRİN FOTOĞRAFI Süleyman Hilmi Tunahan'ın hayatını yalnızca daha sonra oluşan cemaat yapılanması üzerinden değerlendirmek, onun yaşadığı dönemin şartlarını anlamayı zorlaştırır. Onun hayatı aynı zamanda Cumhuriyet'in ilk dönemlerindeki din-devlet ilişkilerinin yaşadığı sert dönüşümün bir fotoğrafıdır. Bir tarafta modernleşme ve yeni eğitim düzeni... Diğer tarafta yüzyıllardır devam eden medrese geleneği... Bir tarafta devletin laikleşme ve merkezileşme politikaları... Diğer tarafta toplumun dinî bilgiye ulaşma arzusu... Süleyman Hilmi Tunahan'ın hayatı tam da bu gerilimin içerisinde şekillendi. Ve onun yöntemleri zaman içerisinde değişse de temel hedefi değişmedi: Talebe yetiştirmek. SON SÖZ: BAZEN BİR ÖMÜR, BİR KANDİL OLUR Süleyman Hilmi Tunahan, 16 Eylül 1959'da vefat etti. Fatih Camii haziresine defnedilmesi istenmiş ancak izin verilmemesi üzerine Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi. Geride yalnızca bir isim bırakmadı. Bir eğitim anlayışı bıraktı. Bir talebe zinciri bıraktı. Bir mücadele hafızası bıraktı. Onu sevenler olabilir. Eleştirenler olabilir. Yüceltenler veya farklı değerlendirenler olabilir. Fakat tarihçilik açısından yapılması gereken açıktır: Ne menkıbeyi tarih diye sunmak ne de yaşanan mağduriyetleri görmezden gelmek. Belgeye bakmak. Dönemin şartlarını anlamak. Şahsiyeti bütün yönleriyle değerlendirmek. Çünkü bazen bir insanın en büyük eseri, yazdığı kitap değil; karanlık bir dönemde sönmesine izin vermediği kandildir. Süleyman Hilmi Tunahan'ın hayatı da Türkiye'nin yakın tarihinde böyle bir kandilin hikâyesidir. VE GERİYE ŞU SORU KALIYOR: “Bir insan, inandığı bir değeri yaşatmak için ne kadar bedel ödeyebilir?” Süleyman Hilmi Tunahan'ın hayatı, yaklaşık yetmiş yıllık ömrüyle bu soruya tek bir cevap vermektedir: BAZEN BİR ÖMÜR…

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.