Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: Acıyı Bal Eyleyen Anadolu Çınarı: Besey Nene
Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: Acıyı Bal Eyleyen Anadolu Çınarı: Besey Nene
Acıyı Bal Eyleyen Anadolu Çınarı: Besey Nene
Anadolu’da bazı ölümler sadece bir ayrılık değil, bir itirazdır. Benim Seydo dedemin gidişi de tam böyle bir itirazdı. Hani der ya usta şair Cemal Süreya; “Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü, kör oldum.” İşte dedem, o gün Türkoğlu Adliyesi’nin soğuk koridorlarında, bir arazi davasının aleyhine sonuçlanmasıyla aslında toprağına değil, içindeki adalet duygusuna veda etti. Kalbi, bu haksızlığın ağırlığını taşıyamadı. O an orada duran sadece dedemin kalbi değil, bir devrin vakur duruşuydu.

Dedemin cenazesi Yaylacık köyündeki evine getirildiğinde, gökyüzü puslu, toprak ise suskundu. O derin sessizliği, dedemin son eşi, aslen Pazarcık’ın Kurtdere köyünden gelen fırtınalı ama mağrur kadın, Besey Nene bozdu. Şairlerin "sözün bittiği yer" dediği o noktada, Besey nene sözü yeniden başlattı. Diz çöktü ve tarihe geçecek o ağıdı, bir mühür gibi vurdu toprağa:
“Yaylacığın yolu düzdür / Arabalar gelir vızır vızır / Seydo ağa başın kaldır / Etrafın dolmuş mühendis müdür..”
Bu feryat, sıradan bir yas değil; Yaşar Kemal’in romanlarındaki o derin çaresizliğin ve toplumsal yarılmanın sese dönüşmüş haliydi. "Mühendis ve müdürün" çokluğu, gidenin boşluğunu doldurmaya yetmiyordu. Besey nene orada aslında şunu söylüyordu: "Dünyanın tüm unvanları toplansa, bir Seydo ağa etmez."
Dedemin vefatı bir fırtınaydı, sonrası ise uzun bir kış. Besey nene, kucağında dedemden emanet iki kızı, Zeynep ve Medine teyzelerimle birlikte baba ocağına, Kurtdere’ye döndü. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi; “İnsan, biraz da yaşadığı yerdir.” Teyzelerim bir süre gurbet sayılan o yollarda kalsalar da, kan onları yine kendi topraklarına, baba ocaklarına çekti.
Besey nene ise henüz gençti; hayatın ona sunduğu acı ilacı içmiş ama umudunu yitirmemişti. Civar köyden Salman emmi ile evlendi. Bu evlilikten beş evladı daha oldu. İşte hayatın mucizesi tam da buradaydı. Besey nene, farklı köklerden gelen dalları öyle bir sevgiyle suladı ki, bugün o beş kardeşin her biri nezaket ve asalet timsali olarak karşımızda duruyor.

Şimdilerde o kardeşlerle ne zaman bir araya gelsek, içimde bir huzur belirir. Hepsi de "beyefendi" ve "hanımefendi" kelimelerinin içini tam manasıyla dolduran insanlar. Hele Döndü bir teyze var ki Lohan’da (Cevizli) yaşayan o koca yürekli kadın. Onu her ziyarete gittiğimde, Cemal Süreya’nın "Hayat kısa, kuşlar uçuyor" dizesini anımsarım. O kadar candan, o kadar sıcak ki; onunla yaptığım her muhabbet, Besey nenemin bize bıraktığı o "insan kalabilme" mirasının bir parçasıdır.
Besey nene yakın zamanda bu fani dünyadan sessizce göçüp gitti. Arkasında bıraktığı sadece bir hikâye değil, bir insanlık dersiydi. Necip Fazıl’ın dediği gibi; "Ölüm güzel şey, budur perde arkasından haber / Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?" O, çileli bir ömrü anlamlı bir finale ulaştırdı. Bir yanda Seydo dedemin adalet davası, diğer yanda Besey nenemin vefası... Biz bugün hala o büyük ailenin parçaları olarak görüşüyor, kucaklaşıyorsak; bu, o mahkeme salonundaki feryadın bereketi ve bir annenin adil yüreğinin sonucudur.
Seydo dedemin o dik başı, Besey nenemin o yanık sesi Yaylacık’ın rüzgârında yankılanmaya devam edecek. Devirleri daim, ruhları şad, mekanları cennet olsun.


Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

