Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: Ayaz, Duman ve Şiir: Abdülkerim Dinç - Nurullah Genç
Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: Ayaz, Duman ve Şiir: Abdülkerim Dinç - Nurullah Genç
Erzurum’un o meşhur doksanlı yıllarıydı... Şehrin ayazı insanın yüzünü keserken, Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi’nin kantininde kalbimizi ısıtan bambaşka bir hararet vardı. Diksiyon dersimize giren, dili tatlı, gönlü naif, hitabetiyle ruhumuzu mest eden bir hocamız vardı: Abdülkerim Dinç.
Geçtiğimiz günlerde ebediyete uğurladığımız hocamızın ölümü, sadece bir öğretmenin değil, bir zarafet çağının da gidişi gibiydi. Hatırlıyorum da; müthiş bir sigara tiryakisiydi Abdülkerim Hoca. Derste bile o dumanı içine çekerdi ama o duman sanki içinde kaybolur, bir daha çıkmazdı. Konuşurken ağzından süzülen nadir dumanlar, sanki onun şiir dolu ruhunun bir yansıması gibi dağılırdı havada. Şairleri seven, şiiri yaşayan bir adamdı. Ve o soğuk günlerin en güzel tevafuku, onun yanında oturan Nurullah Genç ile Yoncalık kampüsündeki Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi’nin kantininde karşılaşmaktı.
O gün yanımda, Nurullah Genç’in o dönem yeni çıkan "Siyah Gözlerine Beni de Götür" şiir kitabı ve "Yollar Dönüşe Gider" romanı vardı. Öğrenciler etrafını sarmış, hocalarını dinliyorlardı. Koşa koşa gidip kitaplarımı aldım, o köşede bekledim. Bir fırsattan istifade kitaplarını hocaya imzalatırken, heyecanım kalemime değil, sesime vurmuştu. Nurullah Genç, "Bir bölüm okur musun?" dediğinde, daha o yıllarda ezberime nakşettiğim o ilk mısralar dökülüverdi dudaklarımdan:
"biliyorum; saçlarının sarısı gözlerinin yeşiline karışmış,
biliyorum; sana benzemek için melikeler birbirleriyle yarışmış
Fosforlu ve derin bakışlarına çağlar boyu nice destan yazılmış
Oysa ben görülmedik bir lale yaprağına
Gökleri kıskandıran bir destan yazıyorum..."
Muhsine Börekçi hocamızdan aldığımız o ilhamla, şiir ezberlemeyi bir "hafıza inşaatı" değil, bir "gönül terbiyesi" olarak görmüştük. Kemalettin Kamu’nun "Bingöl Çobanları" ile başlayan o sevda, Nurullah Genç’in deryasında devleşmişti.
Zaman su gibi aktı, atandık, öğretmen olduk. Ama o Erzurum hatırası içimizde bir köz gibi yanmaya devam etti. Yıllar sonra bir kitap fuarında yine karşılaştık üstad Nurullah Genç'le. Yoğundu, acelesi vardı, organizatörler araya giriyordu. Ama bir cümle yetti zamanı durdurmaya: "Hocam, ben üniversitede Abdülkerim Dinç hocamızın yanında size o şiiri okuyan öğrenciyim..."
Durdu. O an, Erzurum’un karı, kantinin o sıcak köşesi yeniden canlandı. Rüveyda’yı ezberlediğimi söyleyince, acelesine rağmen son bölümü duymak istedi. Orada, o kalabalığın ortasında, ruhumdan gelen bir sesle okudum:
"At vuruldu; içim paramparça rüveyda
gölgelerin ardına sakladım kusurumu
sen orda kayıtsızca gülümsüyor gibisin
ben burda damla damla eriyip akıyorum
yine de, çiğnetemem kimseye gururumu
istenmediğim yeri sessizce terkederim
hatıra kalsın diye bırakır da ruhumu
mahzun bir derviş gibi boyun büker, giderim.”
Şairin, "Şiirde aradığımız ses bu ses!" dediği o an, benim için kalemimin onuru, kelamımın iffeti oldu. Bir şairin kendi ruhundan kopardığı parçayı bir başkasının sesinde aynı ruhla bulması, bir edebiyatçının alabileceği en büyük ödüldür.
Bugün Abdülkerim Dinç hocamız aramızda yok. O içine çektiği sigara dumanları gibi sessizce, ama iz bırakarak çekildi aramızdan. Bizi Nurullah Genç gibi bir derya ile tanıştırdığı için, bize diksiyonun sadece harfler değil, bir karakter meselesi olduğunu öğrettiği için ona minnettarız.
Hala Nurullah Genç okuyorum, hala "İntizar"ı, "Yağmur"u, "Rüveyda"yı ezberlemeye, onun o muazzam derinliğinde kaybolmaya devam ediyorum. Çünkü bizler, şiiri sadece kitaptan okumadık; o dondurucu Erzurum ayazında, bir kantin köşesinde, hocalarımızın nefesiyle içimize çektik.
Abdülkerim Dinç hocamıza rahmetle, Nurullah Genç üstadımıza uzun ömürler dileğiyle... Heybemizde sadece iyilik ve mısralar taşıyarak bu yolda yürümeye devam edeceğiz….


Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

