Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam

Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: Bir Broadway Sevdası ve Gönlü Zengin Bir Adam: Mehmet Tuğa

Gündem 03.08.2026 - 18:10, Güncelleme: 03.08.2026 - 18:10
 

Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: Bir Broadway Sevdası ve Gönlü Zengin Bir Adam: Mehmet Tuğa

Bir Broadway Sevdası ve Gönlü Zengin Bir Adam: Mehmet Tuğa
Anadolu’nun kadim coğrafyasında dostluk, sadece bir tanışma, görüşme ya da tesadüfi bir karşılaşma değil; toprağın suya, insanın insana sımsıkı sarılmasıdır. Şatırhöyük’ün bereketiyle yoğrulmuş o zengin topraklar, yalnızca bire bin veren ürünleriyle değil, Mehmet Tuğa gibi gönlü derya, neşesi tükenmez, tebessümü bol insanlarıyla da nam salmıştır. Şatırhöyük’te ne ekilse kazandırır, ne dikilse bereket bulur derler ya; Mehmet Amca da sadece toprağa karpuz ekmemiş, dostluğun, vefanın ve tatlı takılmaların en güzel tohumlarını yüreklerimize saçmıştır. Görünüşüyle bile etrafına güven ve neşe saçan bir insandı Mehmet Amca. Hafif tombul yapısı, yüzünden hiçbir zaman eksik olmayan o samimi ve sıcak tebessümüyle insanı daha ilk bakışta kendine bağlardı. Şakacı, mizahi yönü öyle kuvvetliydi ki, girdiği her ortama anında bir neşe katmasını bilirdi. Yazın sıcağında ceketinin cebinden eksik etmediği mendili onun adeta imzası gibiydi. Yüzünden dökülen alın terini o mendille siler, sonra hiç istifini bozmadan gelişigüzel cebine sıkıştırıverirdi. Hatta güneşin altında yürüyeceği zaman o mendilin dört köşesine birer düğüm atar, kafasına şapka yapıp takardı; o hali bile onun pratik zekasını, neşesini ve hayatla barışık mizacını yansıtmaya yeter de artardı.   90’lı yılların o telaşsız, samimiyetin her yanı sardığı günlerinde Mehmet Amca’nın köye gelişi adeta gizli bir bayram havası estirirdi. Tozlu köy yollarında süzülen o gıcır gıcır, pırıl pırıl Broadway arabası; sadece bir ulaşım aracı değil, bizim aile gençliği için başlı başına bir tutku ve neşe kaynağıydı. O dönemde köyün yollarında o temizlikte bir Broadway görmek bugünün lüks otomobillerini bile gölgede bırakırdı. Gençlerin gözünü alamadığı, her fırsatta "Hacı emmi, arabayı bize sat, bütün karpuzları al!" diye etrafını sardığı o araç, günden güne tatlı bir mahalle efsanesine dönüşmüştü. İşin mizahı bir yana, amcamın oğlu Ömer’in bu Broadway’e olan sevdası öyle normal bir araba merakı da değildi hani! Mehmet Amca arabayı ne zaman kapının önüne çekse, Ömer adeta ışık hızıyla fırlar, gider direkt sürücü koltuğuna otururdu. Mehmet Amca köyden ayrılana kadar o koltuktan kimse Ömer’i indiremezdi. Hatta işi bir adım ileri götürür, bazen arabanın kaputuna sarılıp Mehmet Amca’ya olan sevgisini ve arabaya duyduğu o aşırı tutkuyu dile getirirdi. Mehmet Amca muhtemelen Ömer’in kaputla kurduğu bu duygusal bağı ve gençlerin bitmek bilmeyen bu sevgisini görünce; "Yahu ben bu çocukların elinden bu arabayı artık kurtaramayacağım, en iyisi anahtarı bırakayım da rahat edeyim!" diye düşünmüş olacak ki, en sonunda arabayı bizimkilere bıraktı gitti. Amcamlar arabayı aldıktan sonra hem onlar hem biz, o gıcır Broadway’in sefasını uzun süre, tebessümle ve keyifle sürdük. Yunus Emre’nin o ebedi seslenişinde buluruz bu beraberliğin ruhunu: “Biz gelmedik dava için, bizim işimiz sevda için, Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldik.”   Karpuz bostanlarında omuz omuza verilen emekler, bazen ortaklaşa ekilen ürünler, bazen de komisyonculara devredilen bereketiyle ticari bir bağın çok ötesine geçti. Kan bağıyla bağlı olmadığınız bir insana "Öz amcamız olsa ancak bu kadar olurdu" diyebilmek, Anadolu insanının gösterebileceği en yüce vefadır. Mehmet Tuğa ve Tuğa ailesi ile aramızda örülen bu bağ, soydan değil, doğrudan doğruya yürekten gelmeydi. Âşık Veysel’in dediği gibi: “Dost dost diye nicesine sarıldım, Benim kalbime göre dost bulamadım” diyenlerin aksine; bizim kapımız Mehmet Tuğa ve ailesinde kendi kalbimizin tam dengini, en saf ve samimi halini buldu. Yıllar yaprak yaprak dökülse, mevsimler değişse de bu dostluk kalesinde tek bir taş bile yerinden oynamadı. Mevlânâ’nın şu hikmetli sözü tam da bu durumu özetler: “Kardeşlik ve dostluk, sadece aynı dili konuşmak değil; aynı duyguyu paylaşmaktır.” Bugün neşemizi paylaştığımız düğünlerimizde halayımızı birlikte çektiğimiz, acıyı paylaştığımız cenazelerimizde gözyaşımızı aynı mendille sildiğimiz, bu kadim ahbaplık dün neyse bugün de odur. Yılların eskitemediği, Ömer’in kaput sevdasıyla hafızalarımıza kazınan o tebessümlü anıların ısıttığı ve mesafelerin soğutamadığı Tuğa ailesiyle olan bağımız; geçmişten geleceğe devredilen en kıymetli hazinemizdir. Rabbim Mehmet Amca’ya ve Tuğa ailesinin her bir ferdine hayırlı, sağlıklı ve uzun ömürler ihsan eylesin. İki aile arasındaki bu lekesiz, tatlı hatıralarla dolu kadim dostluk evlatlarımızla ve torunlarımızla sonsuza dek sürsün…….
Bir Broadway Sevdası ve Gönlü Zengin Bir Adam: Mehmet Tuğa

Anadolu’nun kadim coğrafyasında dostluk, sadece bir tanışma, görüşme ya da tesadüfi bir karşılaşma değil; toprağın suya, insanın insana sımsıkı sarılmasıdır. Şatırhöyük’ün bereketiyle yoğrulmuş o zengin topraklar, yalnızca bire bin veren ürünleriyle değil, Mehmet Tuğa gibi gönlü derya, neşesi tükenmez, tebessümü bol insanlarıyla da nam salmıştır. Şatırhöyük’te ne ekilse kazandırır, ne dikilse bereket bulur derler ya; Mehmet Amca da sadece toprağa karpuz ekmemiş, dostluğun, vefanın ve tatlı takılmaların en güzel tohumlarını yüreklerimize saçmıştır.

Görünüşüyle bile etrafına güven ve neşe saçan bir insandı Mehmet Amca. Hafif tombul yapısı, yüzünden hiçbir zaman eksik olmayan o samimi ve sıcak tebessümüyle insanı daha ilk bakışta kendine bağlardı. Şakacı, mizahi yönü öyle kuvvetliydi ki, girdiği her ortama anında bir neşe katmasını bilirdi. Yazın sıcağında ceketinin cebinden eksik etmediği mendili onun adeta imzası gibiydi. Yüzünden dökülen alın terini o mendille siler, sonra hiç istifini bozmadan gelişigüzel cebine sıkıştırıverirdi. Hatta güneşin altında yürüyeceği zaman o mendilin dört köşesine birer düğüm atar, kafasına şapka yapıp takardı; o hali bile onun pratik zekasını, neşesini ve hayatla barışık mizacını yansıtmaya yeter de artardı.

 

90’lı yılların o telaşsız, samimiyetin her yanı sardığı günlerinde Mehmet Amca’nın köye gelişi adeta gizli bir bayram havası estirirdi. Tozlu köy yollarında süzülen o gıcır gıcır, pırıl pırıl Broadway arabası; sadece bir ulaşım aracı değil, bizim aile gençliği için başlı başına bir tutku ve neşe kaynağıydı. O dönemde köyün yollarında o temizlikte bir Broadway görmek bugünün lüks otomobillerini bile gölgede bırakırdı. Gençlerin gözünü alamadığı, her fırsatta "Hacı emmi, arabayı bize sat, bütün karpuzları al!" diye etrafını sardığı o araç, günden güne tatlı bir mahalle efsanesine dönüşmüştü.

İşin mizahı bir yana, amcamın oğlu Ömer’in bu Broadway’e olan sevdası öyle normal bir araba merakı da değildi hani! Mehmet Amca arabayı ne zaman kapının önüne çekse, Ömer adeta ışık hızıyla fırlar, gider direkt sürücü koltuğuna otururdu. Mehmet Amca köyden ayrılana kadar o koltuktan kimse Ömer’i indiremezdi. Hatta işi bir adım ileri götürür, bazen arabanın kaputuna sarılıp Mehmet Amca’ya olan sevgisini ve arabaya duyduğu o aşırı tutkuyu dile getirirdi. Mehmet Amca muhtemelen Ömer’in kaputla kurduğu bu duygusal bağı ve gençlerin bitmek bilmeyen bu sevgisini görünce; "Yahu ben bu çocukların elinden bu arabayı artık kurtaramayacağım, en iyisi anahtarı bırakayım da rahat edeyim!" diye düşünmüş olacak ki, en sonunda arabayı bizimkilere bıraktı gitti. Amcamlar arabayı aldıktan sonra hem onlar hem biz, o gıcır Broadway’in sefasını uzun süre, tebessümle ve keyifle sürdük.

Yunus Emre’nin o ebedi seslenişinde buluruz bu beraberliğin ruhunu:

“Biz gelmedik dava için, bizim işimiz sevda için,

Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldik.”

 

Karpuz bostanlarında omuz omuza verilen emekler, bazen ortaklaşa ekilen ürünler, bazen de komisyonculara devredilen bereketiyle ticari bir bağın çok ötesine geçti. Kan bağıyla bağlı olmadığınız bir insana "Öz amcamız olsa ancak bu kadar olurdu" diyebilmek, Anadolu insanının gösterebileceği en yüce vefadır. Mehmet Tuğa ve Tuğa ailesi ile aramızda örülen bu bağ, soydan değil, doğrudan doğruya yürekten gelmeydi.

Âşık Veysel’in dediği gibi:

“Dost dost diye nicesine sarıldım,

Benim kalbime göre dost bulamadım”

diyenlerin aksine; bizim kapımız Mehmet Tuğa ve ailesinde kendi kalbimizin tam dengini, en saf ve samimi halini buldu. Yıllar yaprak yaprak dökülse, mevsimler değişse de bu dostluk kalesinde tek bir taş bile yerinden oynamadı.

Mevlânâ’nın şu hikmetli sözü tam da bu durumu özetler:

“Kardeşlik ve dostluk, sadece aynı dili konuşmak değil; aynı duyguyu paylaşmaktır.”

Bugün neşemizi paylaştığımız düğünlerimizde halayımızı birlikte çektiğimiz, acıyı paylaştığımız cenazelerimizde gözyaşımızı aynı mendille sildiğimiz, bu kadim ahbaplık dün neyse bugün de odur. Yılların eskitemediği, Ömer’in kaput sevdasıyla hafızalarımıza kazınan o tebessümlü anıların ısıttığı ve mesafelerin soğutamadığı Tuğa ailesiyle olan bağımız; geçmişten geleceğe devredilen en kıymetli hazinemizdir.

Rabbim Mehmet Amca’ya ve Tuğa ailesinin her bir ferdine hayırlı, sağlıklı ve uzun ömürler ihsan eylesin. İki aile arasındaki bu lekesiz, tatlı hatıralarla dolu kadim dostluk evlatlarımızla ve torunlarımızla sonsuza dek sürsün…….

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.