Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: Cuma’nın Huzuru Adabıyla Taçlansa: Gönülden Geçen Birkaç Temenni
Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: Cuma’nın Huzuru Adabıyla Taçlansa: Gönülden Geçen Birkaç Temenni
Cuma günleri camilerimizde omuz omuza saf tutmak, aynı kıbleye yönelmek büyük bir nimet.
Ancak bu güzel ibadet anlarını daha da anlamlı kılmak, mabet adabını incelikle yaşamak adına keşke şu hususlara biraz daha dikkat edebilsek:
1. Camiden Bir "Kaçış" Değil, Huşu İçinde Bir Ayrılış Olsa
Namaz bitince bir an önce dışarı çıkabilmek için kapı ağzına yığılmasak keşke. İmamlarımızın her seferinde "Ön safları dolduralım" uyarısı yapmak zorunda kalması, aslında manevi bir eksikliğimizin göstergesi. İbadete vakarla ve heyecanla koşarak gelmemiz gerekirken; namaz biter bitmez adeta camiden kaçarcasına, birbirimizi iterek kapıya yönelmesek ne güzel olurdu. Keşke o huzur ikliminden ayrılırken de, gelirken ki o sakinliği ve nezaketi koruyabilsek.
2. Temizlik Alanları Ticarethane mantığı değil, Hizmet Kapısı Olsa
Camilerimizin lavabo ve şadırvanları ibadetin ilk adımı olan temizliğin mekânlarıdır. Keşke buralarda görev yapan kardeşlerimiz, oranın bir cami müştemilatı olduğunu unutmasalar; nezaketi ve güleryüzü elden bırakmasalar. Nakit taşıma alışkanlığının azaldığı bu devirde, cebinde bozuk parası olmayanlara veya imkânı kısıtlı olan çocuklarımıza "para" yüzünden sert davranılmasa, temizlik hizmeti, gönül kırmadan bir hayır kapısı olarak kalsa ne iyi olurdu.
3. Çocuklar Camide Olsaydı Ama Vakarı da Öğrenselerdi
Çocuklarımız camilerimizin neşesi. Keşke onları camiye alıştırırken sadece "orada bulunmalarını" değil, mabedin hukukunu, adabını, saf düzenini ....vs da öğretebilsek. Camiyi bir oyun parkına çevirmek yerine; çocuklarımız camideki o ağırbaşlılığı, disiplini öğrenip parka taşıyabilseler ne güzel olurdu. Sokağın havası camiye girmese de, caminin edebi, adabı sokağa taşsa keşke.
4. Saf Düzeni Bozulmasa, Sandalyeler Mabet Ruhunu Zedelemese
Keşke son zamanlarda camilerimizin arkasında oluşan o "kilise düzenini" andıran sandalye ve tabure yoğunluğuna bir çözüm bulunabilse. Gerçekten ayakta duramayan kardeşlerimiz için mabet dokusunu bozmayacak daha estetik ve fıkhî çözümler üretilse; cami iklimi o sade ve mütevazı halini korusa keşke.
5. Gönüller Temiz Olduğu Kadar Kokular da Hafif Olsa
Keşke sadece soğan ve sarmısakla sınırlı kalmasak; "sevap" düşüncesiyle sürülen o çok ağır esansların veya kişisel temizliğe dikkat edilmemesinden kaynaklanan ter kokularının da kul hakkına girdiğini fark edebilsek. Yanımızdaki kardeşimizin huşusunu bozmayan hafif ve temiz kokularla saf tutabilsek keşke.
6. Ses Sistemleri Kulakları Yoracağına Ruhları Dinlendirse
Keşke camilerimizdeki son teknoloji ses sistemleri, sesin yüksekliğiyle değil kalitesiyle kullanılsa. İmam ve müezzinlerimizin sesi, kulakları sağır edercesine değil de ruhumuzu okşayacak bir dengede ayarlansa; bizi yormak yerine kalbimize sükûnet veren bir tınıya dönüşse ne iyi olurdu.
7. Yardımlar Bir Gün de "Yanımızdaki Kardeşimiz" İçin Toplansa
Dayanışma ruhuyla her cuma hayırda yarışıyoruz. Keşke bir cuma günü de kurumsal projeler yerine, bizzat o caminin cemaati arasında olan, darda kalmış bir komşumuz için yardım toplansa. İhtiyaç sahibini ifşa etmeden, omuz omuza durduğumuz kardeşimizin yarasını sarabilsek keşke.
8. İmamlarımız Cemaatin Halini Gözetip Sureleri Daha Kısa Tutsa
Cami müdavimlerinin çoğunluğunu yaşlılar ve orta yaşlılar oluşturuyor. Keşke imam efendilerimiz zamm-ı sureleri seçerken bu durumu biraz daha gözetebilseler. Fatiha’dan sonra okunan sureler, farzı yerine getirecek kadar olsa da o yaşlı amcalarımız ayakta daha fazla zorlanmasalar; camiden yorgun değil, huzurla ayrılsalar keşke.
Sözün özü; her şeyin aslı edep, zarafet, nezaket ve letafetten geçer. Keşke bu hassasiyetleri hep birlikte gözetebilsek de camilerimizden tam bir huzur ve sükûnetle ayrılabilsek.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

