Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: Hasreti Köy Kokan Bir Çınar: Esvet Emmi

Gündem 04.03.2026 - 20:58, Güncelleme: 04.03.2026 - 20:58
 

Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: Hasreti Köy Kokan Bir Çınar: Esvet Emmi

Bazı insanlar vardır; yaşadıkları coğrafyanın sadece sakini değil, ruhudurlar. Onlar gittiklerinde sadece bir isim eksilmez nüfus kütüğünden; bir köyün neşesi solar, bir meydanın selamı yarım kalır, bir akşamüstü sohbetinin tadı kaçar.
 Bizim köyün hafızasına, toprağına ve her birimizin çocukluk masalına sinmiş en zarif renklerden biriydi İsmet Amca. Ama biz ona sadece İsmet Emmi demez; nezaketine, o kendine has naifliğine ve ruhundaki o hiç yaşlanmayan çocukluğa atfen Esvet Emmi derdik. Cahit Zarifoğlu’nun o meşhur dizelerindeki gibi; "Bir duruşu olmalı insanın; bir bakışı, bir anlayışı, bir aşkı, bir davası olmalı." Esvet Emmi’nin davası da nezaketti, zarafetti, insanlıktı.   Köyün en üst tarafında, ovaya bir kartal yuvası gibi bakan o iki katlı, kerpiçten ama mağrur evinden, elinde dürbünüyle nizamı ve intizamı gözlerdi babası Hamis Emmi. Ağır adamdı, sözü kanun gibiydi. Bir gün, köyden,  şu anda köy muhtarı olan Hacı İbrahim evde yufka ekmek pişirmek, ocağı harlamak için pamuk çöplerini taşımak üzere Hamis Emmi’nin o gözü gibi baktığı traktörünü ve römorkunu emanet ister. Tarlada römorku ağzına kadar çöp doldururlar; yetmezmiş gibi emanet alan Hacı İbrahim kendi annesini ve bacısını da o koca yığının en tepesine oturtur. Tarladan çıkarken yükün ağırlığına dayanamayan o koca römork bir anda devrilir; ana ve bacı, o koca pamuk çöpü yığınının altında kalır. O sırada uzaktan, o meşhur dürbünüyle her şeyi anbean izleyen ve kamış bastonuna dayanarak olay yerine doğru öfkeyle gelen Hamis Emmi’yi gören Hacı İbrahim, can havliyle ve büyük bir mahcubiyetle koşar: “Hamis Emmi, Hamis Emmi! Çok şükür anama bacıma bir şey olmadı!” der. Hamis Emmi, o sarsılmaz ve malını emanet ettiği kişiye karşı duyduğu o eski toprak hiddetiyle, bugün bile anlatılan o cevabı verir: “Keşke ananla bacın öleydi de o römork devrilmeyeydi!” İşte Esvet Emmi, babasının bu sarsıcı sertliğini, o anın paniğini ve sonrasında kendisine yönelen "Sen niye başında durmadın!" fırçalarını öyle bir üslupla, öyle bir irfani mizahla anlatırdı ki; biz hem o anın trajikomikliğine güler hem de Esvet Emmi’nin anlatışındaki o insani sıcaklığa hayran kalırdık. Mevlana’nın buyurduğu gibi; "Güzel dil, gönül kapılarını açan bir anahtardır." O, babasının hiddetini bile bir sevgi ve neşe köprüsü haline getiren bir gönül mimarıydı.   Esvet Emmi sadece bir komşu değildi; o, çocukluğumuzun ve gençliğimizin kahramanıydı. Kimsenin kalbini kırmayan, dedikodudan fersah fersah uzak duran, yüzünden tebessümü eksik etmeyen bir "güzel adam"dı. Yunus Emre’nin dediği gibi; "Gönül Çalab’ın tahtı, Çalap gönüle baktı / İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise." O hiç gönül yıkmadı; aksine, yıkık gönülleri o eşsiz mizahıyla onardı. Neşesiyle köyü aydınlatan Esvet Emmi, ömrünün son demlerinde, pandemi rüzgarıyla o çok sevdiği köyünde değil, bir apartman dairesinde idi. Ama gözü hep o tepedeki evde, kulağı hep o ovadaydı. Telefonu her açtığında sesi titreyerek; “Çok özlüyorum, bir gün o köye geri gideceğim, o evimi tekrardan tamir ettireceğim, birkaç koyun kuzu alacağım” derdi. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi; "İnsan, bir yerin yerlisi olunca oranın toprağına, havasına, suyuna karışıyor." O aslında bir beton yığınına sığamıyor, ruhu o kerpiç duvarların arasında ve köyün ovasında  özgürce geziniyordu. Son Veda: Ne Güzel Bir Komşumuzdun Sen... 2021 yılında o aramızdan ayrıldığında, sanki köyün neşesi de onunla birlikte o apartman dairesinde sessizliğe büründü. Vefatının ardından hislerimi şu sözlerle kağıda dökmüştüm: "Bir insan düşünün ki tatlı dilli, hoşgörülü, neşeli, güler yüzlü, saygın, dedikodudan uzak, insanlığı inşa eden kavramları bünyesinde toplamış, irfani mizah anlayışıyla çocukluğunuzun ve gençliğinizin kahramanı olsun... İşte öyle bir insan göçtü bugün... Geride güzel bir isim ve siyah beyaz bir fotoğraf... Allah rahmet eylesin, mekanı cennet, makamı âli olsun. 'Ne güzel bir komşumuzdun sen' İsmet Emmi..." Esvet Emmi, kimseyi incitmedi. Belki kendi incindi ama kimseye belli etmedi. Onun gidişiyle sadece bir insan ölmedi; bir dönemin nezaketi, zarafeti, letafeti ve o tatlı hatıralar zinciri koptu. Şimdi o, çok özlediği o kerpiç duvarların, o bereketli ovanın ve babası Hamis Emmi’nin dürbünüyle gözlediği o toprakların ebedi huzurunda, makamı en yüksek yerdedir inşallah. Mekanın cennet olsun güzel insan. Senin o "irfani mizahın" ve bizde bıraktığın o eşsiz tebessüm, dünya döndükçe bizimle yaşayacak…..  
Bazı insanlar vardır; yaşadıkları coğrafyanın sadece sakini değil, ruhudurlar. Onlar gittiklerinde sadece bir isim eksilmez nüfus kütüğünden; bir köyün neşesi solar, bir meydanın selamı yarım kalır, bir akşamüstü sohbetinin tadı kaçar.

 Bizim köyün hafızasına, toprağına ve her birimizin çocukluk masalına sinmiş en zarif renklerden biriydi İsmet Amca. Ama biz ona sadece İsmet Emmi demez; nezaketine, o kendine has naifliğine ve ruhundaki o hiç yaşlanmayan çocukluğa atfen Esvet Emmi derdik. Cahit Zarifoğlu’nun o meşhur dizelerindeki gibi; "Bir duruşu olmalı insanın; bir bakışı, bir anlayışı, bir aşkı, bir davası olmalı." Esvet Emmi’nin davası da nezaketti, zarafetti, insanlıktı.

 

Köyün en üst tarafında, ovaya bir kartal yuvası gibi bakan o iki katlı, kerpiçten ama mağrur evinden, elinde dürbünüyle nizamı ve intizamı gözlerdi babası Hamis Emmi. Ağır adamdı, sözü kanun gibiydi. Bir gün, köyden,  şu anda köy muhtarı olan Hacı İbrahim evde yufka ekmek pişirmek, ocağı harlamak için pamuk çöplerini taşımak üzere Hamis Emmi’nin o gözü gibi baktığı traktörünü ve römorkunu emanet ister. Tarlada römorku ağzına kadar çöp doldururlar; yetmezmiş gibi emanet alan Hacı İbrahim kendi annesini ve bacısını da o koca yığının en tepesine oturtur.

Tarladan çıkarken yükün ağırlığına dayanamayan o koca römork bir anda devrilir; ana ve bacı, o koca pamuk çöpü yığınının altında kalır. O sırada uzaktan, o meşhur dürbünüyle her şeyi anbean izleyen ve kamış bastonuna dayanarak olay yerine doğru öfkeyle gelen Hamis Emmi’yi gören Hacı İbrahim, can havliyle ve büyük bir mahcubiyetle koşar:

“Hamis Emmi, Hamis Emmi! Çok şükür anama bacıma bir şey olmadı!” der.

Hamis Emmi, o sarsılmaz ve malını emanet ettiği kişiye karşı duyduğu o eski toprak hiddetiyle, bugün bile anlatılan o cevabı verir:

“Keşke ananla bacın öleydi de o römork devrilmeyeydi!”

İşte Esvet Emmi, babasının bu sarsıcı sertliğini, o anın paniğini ve sonrasında kendisine yönelen "Sen niye başında durmadın!" fırçalarını öyle bir üslupla, öyle bir irfani mizahla anlatırdı ki; biz hem o anın trajikomikliğine güler hem de Esvet Emmi’nin anlatışındaki o insani sıcaklığa hayran kalırdık. Mevlana’nın buyurduğu gibi; "Güzel dil, gönül kapılarını açan bir anahtardır." O, babasının hiddetini bile bir sevgi ve neşe köprüsü haline getiren bir gönül mimarıydı.

 

Esvet Emmi sadece bir komşu değildi; o, çocukluğumuzun ve gençliğimizin kahramanıydı. Kimsenin kalbini kırmayan, dedikodudan fersah fersah uzak duran, yüzünden tebessümü eksik etmeyen bir "güzel adam"dı. Yunus Emre’nin dediği gibi; "Gönül Çalab’ın tahtı, Çalap gönüle baktı / İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise." O hiç gönül yıkmadı; aksine, yıkık gönülleri o eşsiz mizahıyla onardı.

Neşesiyle köyü aydınlatan Esvet Emmi, ömrünün son demlerinde, pandemi rüzgarıyla o çok sevdiği köyünde değil, bir apartman dairesinde idi. Ama gözü hep o tepedeki evde, kulağı hep o ovadaydı. Telefonu her açtığında sesi titreyerek; “Çok özlüyorum, bir gün o köye geri gideceğim, o evimi tekrardan tamir ettireceğim, birkaç koyun kuzu alacağım” derdi. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi; "İnsan, bir yerin yerlisi olunca oranın toprağına, havasına, suyuna karışıyor." O aslında bir beton yığınına sığamıyor, ruhu o kerpiç duvarların arasında ve köyün ovasında  özgürce geziniyordu.

Son Veda: Ne Güzel Bir Komşumuzdun Sen...

2021 yılında o aramızdan ayrıldığında, sanki köyün neşesi de onunla birlikte o apartman dairesinde sessizliğe büründü. Vefatının ardından hislerimi şu sözlerle kağıda dökmüştüm:

"Bir insan düşünün ki tatlı dilli, hoşgörülü, neşeli, güler yüzlü, saygın, dedikodudan uzak, insanlığı inşa eden kavramları bünyesinde toplamış, irfani mizah anlayışıyla çocukluğunuzun ve gençliğinizin kahramanı olsun... İşte öyle bir insan göçtü bugün... Geride güzel bir isim ve siyah beyaz bir fotoğraf... Allah rahmet eylesin, mekanı cennet, makamı âli olsun. 'Ne güzel bir komşumuzdun sen' İsmet Emmi..."

Esvet Emmi, kimseyi incitmedi. Belki kendi incindi ama kimseye belli etmedi. Onun gidişiyle sadece bir insan ölmedi; bir dönemin nezaketi, zarafeti, letafeti ve o tatlı hatıralar zinciri koptu. Şimdi o, çok özlediği o kerpiç duvarların, o bereketli ovanın ve babası Hamis Emmi’nin dürbünüyle gözlediği o toprakların ebedi huzurunda, makamı en yüksek yerdedir inşallah.

Mekanın cennet olsun güzel insan. Senin o "irfani mizahın" ve bizde bıraktığın o eşsiz tebessüm, dünya döndükçe bizimle yaşayacak…..

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.