Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: İncirli'nin Altın Kalpleri: Ukle Memet ve Ahmo Dayı

Gündem 07.03.2026 - 14:14, Güncelleme: 07.03.2026 - 14:14
 

Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: İncirli'nin Altın Kalpleri: Ukle Memet ve Ahmo Dayı

Dünya telaşla dönerken, modern zamanın gürültüsü içinde kaybolup giden en büyük değerimiz "sahici insandır." Bir ismi, bir unvanı, bir makamı olduğu için değil; sadece "iyi" olduğu için sevilen, güvenilen ve şahitlik edilen insanlar...
 Nurdağı’nın İncirli Köyü dendiğinde zihnimde uyanan o berrak hatıra, tam da bu türden iki güzel adamın, Mehmet Kahraman (Ukle Memet) ve Ahmet Koyuncu (Ahmo Dayı)’nun hikayesidir. Onları anlatmak için olağanüstü olaylara, epik destanlara gerek yok. Onların destanı, bir ömür boyu eğilmeden, bükülmeden, kimseyi kırmadan ve her daim vererek yaşamış olmalarıdır. İsmet Özel’in dediği gibi: "İnsan eşref-i mahlukattır derdi babam / bu sözün anlamı değişti şimdilerde." İşte bu iki isim, o "eşref-i mahlukat" sıfatının yaşayan ve hatıralarda tüten son kaleleridir. Ukle Memet: Toprağın Sabrı, Gönlün Cömertliği Asıl adı Mehmet Kahraman’dı ama biz ona hep Ukle Memet dedik. Babası Ukle Emmi’den tevarüs eden o vakarla, İncirli’nin,ve ortaklık yaptığı Yaylacık’ın tarlalarında traktörüyle sadece ekin değil, sevgi de ekti. Onun hayatı, sessiz bir adanmışlığın özetidir. Bir insan düşünün ki; zannederdiniz ki sadece size iyilik yapıyor, sadece sizinle ortaklık yaptığı için size imtiyaz tanıyor... Oysa meğer o, dokunduğu her ele, bastığı her toprağa aynı bereketle yaklaşırmış. Traktörü ve tarlasıyla köyün yükünü sırtlayan Ukle Memet emmi, bu konularda kapısına gelen hiç kimseyi bugüne dek geri çevirmemiş, tek bir gönlü dahi incitmemiştir. Onun traktörü sadece toprağı sürmez; sanki darda kalanın imdadına yetişen, yolları birleştiren bir iyilik aracıdır. Kardeşlerinin eğitimine verdiği o muazzam destek, bugün bir doktorun elindeki şifada, bir maliyecinin kalemindeki adalette yaşıyor. Sezai Karakoç’un o meşhur dizesindeki gibi: "Kaderin üstünde bir kader vardır." Ukle Memet, o kadere teslimiyetin, çalışkanlığın ve "elinin emeğiyle" onurlu yaşamanın adıdır. Bugün hala İncirli’de o gülen yüzüyle, o fedakar ruhuyla yaşayan bir "vefa" anıtıdır o. Ahmo Dayı: Bilgiye Hürmet, Sohbetin Tadı Ve sonra Ahmet Koyuncu... Bizim dilimizdeki adıyla Ahmo Dayı. Pandemi döneminin o hüzünlü sessizliğinde aramızdan ayrıldı ama bıraktığı o tatlı izler hala köyün havasında asılı durur. Ahmo Dayı, Anadolu irfanının en saf halidir. Onun için bilmek ve okumak mukaddesti. Bir öğrenci gördü mü gözleri parlar, o meşhur sınavını başlatırdı. "What is your name?" diye sorarken aslında şunu demek isterdi: "Evladım, adın ne olursa olsun, bir adın da 'başarı' olsun, 'ilim' olsun." Matematik sorularıyla bizi terletirken, aslında zihnimizin pasını silerdi. Hafızalarımıza kazınan en belirgin fotoğrafı ise o kendine has, içten ve sessiz gülümsemesiydi. Yüzüne her baktığınızda, dünyevi tüm dertleri unutturan o karakteristik tebessümüyle insana huzur verirdi. Nurettin Topçu’nun deyimiyle, o bir "gönül adamı" idi. Sohbet ehliydi, girdiği meclise neşe ve derinlik katardı. Sofrası her daim açıktı, ekmeği bölüşmek onun için bir hayat kuralıydı.   Bu iki insanı kalem almak, sadece bir anıyı tazelemek değildir. Bu, "iyi adamlar da vardı" diyerek geleceğe bir not düşmektir. Onlar; çatışmadan uzak duran, kimseye problem üretmeyen, su-i zandan kaçan ve her daim çözüm odaklı olan o "kaliteli insan" tanımının bizzat kendisidir. Ne kibirleri vardı, ne de hırsları. Makam ve mevkiden azade, sadece insan olmanın o ağır yükünü nezaketle taşıdılar. Cemil Meriç der ki: "Kamus bir milletin namusudur." Bizim gönül kamusumuzda ise bu iki insanın adı "dürüstlük" ,”yardımseverlik” ve "merhamet" olarak yazılıdır. Biri bugün İncirli’de hala o güzel işlerine, iyiliklerine devam ediyor; diğeri ise ardında hayır duaları bırakarak ebediyete göçtü. Biz şahidiz ki; Ukle Memet ve Ahmo Dayı, bu toprakların güzel insanlarıdır. Belki de onlar gibi adamların yüzü suyu hürmetine dünya hala yaşanılır bir yerdir. Onların hayatı bize şunu fısıldar: "Önemli olan çok yaşamak değil, giderken arkanda seninle onur duyan insanlar ve hiç sönmeyen bir tebessüm bırakmaktır." Nurdağı İncirli köyünün bu iki çınarı, bizim hafızamızda hep o en saf, en dürüst ve en fedakar halleriyle yaşamaya devam edecekler. Gelecek nesillere anlatacağımız en büyük hikaye, onların o sessiz ama derinden akan iyilik nehirleridir…..  
Dünya telaşla dönerken, modern zamanın gürültüsü içinde kaybolup giden en büyük değerimiz "sahici insandır." Bir ismi, bir unvanı, bir makamı olduğu için değil; sadece "iyi" olduğu için sevilen, güvenilen ve şahitlik edilen insanlar...

 Nurdağı’nın İncirli Köyü dendiğinde zihnimde uyanan o berrak hatıra, tam da bu türden iki güzel adamın, Mehmet Kahraman (Ukle Memet) ve Ahmet Koyuncu (Ahmo Dayı)’nun hikayesidir.

Onları anlatmak için olağanüstü olaylara, epik destanlara gerek yok. Onların destanı, bir ömür boyu eğilmeden, bükülmeden, kimseyi kırmadan ve her daim vererek yaşamış olmalarıdır. İsmet Özel’in dediği gibi: "İnsan eşref-i mahlukattır derdi babam / bu sözün anlamı değişti şimdilerde." İşte bu iki isim, o "eşref-i mahlukat" sıfatının yaşayan ve hatıralarda tüten son kaleleridir.

Ukle Memet: Toprağın Sabrı, Gönlün Cömertliği

Asıl adı Mehmet Kahraman’dı ama biz ona hep Ukle Memet dedik. Babası Ukle Emmi’den tevarüs eden o vakarla, İncirli’nin,ve ortaklık yaptığı Yaylacık’ın tarlalarında traktörüyle sadece ekin değil, sevgi de ekti. Onun hayatı, sessiz bir adanmışlığın özetidir. Bir insan düşünün ki; zannederdiniz ki sadece size iyilik yapıyor, sadece sizinle ortaklık yaptığı için size imtiyaz tanıyor... Oysa meğer o, dokunduğu her ele, bastığı her toprağa aynı bereketle yaklaşırmış.

Traktörü ve tarlasıyla köyün yükünü sırtlayan Ukle Memet emmi, bu konularda kapısına gelen hiç kimseyi bugüne dek geri çevirmemiş, tek bir gönlü dahi incitmemiştir. Onun traktörü sadece toprağı sürmez; sanki darda kalanın imdadına yetişen, yolları birleştiren bir iyilik aracıdır. Kardeşlerinin eğitimine verdiği o muazzam destek, bugün bir doktorun elindeki şifada, bir maliyecinin kalemindeki adalette yaşıyor. Sezai Karakoç’un o meşhur dizesindeki gibi: "Kaderin üstünde bir kader vardır." Ukle Memet, o kadere teslimiyetin, çalışkanlığın ve "elinin emeğiyle" onurlu yaşamanın adıdır. Bugün hala İncirli’de o gülen yüzüyle, o fedakar ruhuyla yaşayan bir "vefa" anıtıdır o.

Ahmo Dayı: Bilgiye Hürmet, Sohbetin Tadı

Ve sonra Ahmet Koyuncu... Bizim dilimizdeki adıyla Ahmo Dayı. Pandemi döneminin o hüzünlü sessizliğinde aramızdan ayrıldı ama bıraktığı o tatlı izler hala köyün havasında asılı durur. Ahmo Dayı, Anadolu irfanının en saf halidir. Onun için bilmek ve okumak mukaddesti. Bir öğrenci gördü mü gözleri parlar, o meşhur sınavını başlatırdı.

"What is your name?" diye sorarken aslında şunu demek isterdi: "Evladım, adın ne olursa olsun, bir adın da 'başarı' olsun, 'ilim' olsun." Matematik sorularıyla bizi terletirken, aslında zihnimizin pasını silerdi. Hafızalarımıza kazınan en belirgin fotoğrafı ise o kendine has, içten ve sessiz gülümsemesiydi. Yüzüne her baktığınızda, dünyevi tüm dertleri unutturan o karakteristik tebessümüyle insana huzur verirdi. Nurettin Topçu’nun deyimiyle, o bir "gönül adamı" idi. Sohbet ehliydi, girdiği meclise neşe ve derinlik katardı. Sofrası her daim açıktı, ekmeği bölüşmek onun için bir hayat kuralıydı.

 

Bu iki insanı kalem almak, sadece bir anıyı tazelemek değildir. Bu, "iyi adamlar da vardı" diyerek geleceğe bir not düşmektir. Onlar; çatışmadan uzak duran, kimseye problem üretmeyen, su-i zandan kaçan ve her daim çözüm odaklı olan o "kaliteli insan" tanımının bizzat kendisidir. Ne kibirleri vardı, ne de hırsları. Makam ve mevkiden azade, sadece insan olmanın o ağır yükünü nezaketle taşıdılar.

Cemil Meriç der ki: "Kamus bir milletin namusudur." Bizim gönül kamusumuzda ise bu iki insanın adı "dürüstlük" ,”yardımseverlik” ve "merhamet" olarak yazılıdır. Biri bugün İncirli’de hala o güzel işlerine, iyiliklerine devam ediyor; diğeri ise ardında hayır duaları bırakarak ebediyete göçtü.

Biz şahidiz ki; Ukle Memet ve Ahmo Dayı, bu toprakların güzel insanlarıdır. Belki de onlar gibi adamların yüzü suyu hürmetine dünya hala yaşanılır bir yerdir. Onların hayatı bize şunu fısıldar: "Önemli olan çok yaşamak değil, giderken arkanda seninle onur duyan insanlar ve hiç sönmeyen bir tebessüm bırakmaktır."

Nurdağı İncirli köyünün bu iki çınarı, bizim hafızamızda hep o en saf, en dürüst ve en fedakar halleriyle yaşamaya devam edecekler. Gelecek nesillere anlatacağımız en büyük hikaye, onların o sessiz ama derinden akan iyilik nehirleridir…..

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.