Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: İslam’ı Çöle ve Dekora Hapsetmek
Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: İslam’ı Çöle ve Dekora Hapsetmek
Hep dikkatimi çekmiştir; televizyon ekranlarında ne zaman dini bir mesele konuşulsa ya da sosyal medyada “manevi” bir paylaşım yapılsa, sahne hiç değişmiyor: Arka fonda sonsuz bir çöl sarısı, hüzünlü bir ney sesi ve yerel Arap kıyafetleriyle deve üstünde ilerleyen figürler... Sanki İslam, 7. Yüzyılın coğrafyasına ve o günün yaşam tarzına mühürlenmiş bir “folklorik öge” gibi sunuluyor.
Sormak gerekiyor: Biz dini mi anlatıyoruz, yoksa bir Orta Doğu nostaljisini mi pazarlıyoruz?
İslam’ın mesajını sadece deve, çöl ve ney üçgenine hapsettiğimizde, farkında olmadan şu tehlikeli algıyı besliyoruz: “Bu din, modern dünyaya, bugünün şehirlerine ve insanın güncel yaşamına ait değildir.” Oysa din, sadece çöl sakinlerine veya o günün kısıtlı imkanlarına inmiş bir kurallar bütünü değildir. İslam; bir zamana, bir mekana veya bir kıyafete sığmayacak kadar geniş bir evrensel iddiadır.
Teknoloji çağında, dijitalleşen bir dünyada nefes alıyoruz. Bilim ve felsefe durmaksızın ilerlerken, dini sadece geçmişin sararmış bir fotoğraf karesi olarak sunmak, ona yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Zamanın ruhu, dinin mesajını bugünün diliyle yeniden okumayı gerektirir. Neden bir yapay zeka algoritmasındaki “etik” tartışılırken ya da uzay araştırmalarındaki “hayret” duygusu işlenirken aynı manevi derinliği hissedemiyoruz? Din, laboratuvarın beyaz ışığında da, yazılım kodlarının karmaşasında da var olabilen bir vicdan pusulasıdır.
Gerçek dindarlık; sadece bir çölde kumların üzerinde otururken değil, modern bir kentin göbeğinde, bir plaza ofisinde ya da deniz kenarında lüks bir beldede de yaşanabilir.
İslam; bir kıyafetin kesimi değil, o kıyafetin içindeki insanın dürüstlüğüdür.
İslam; arka fonda çalan ney sesi değil, haksızlık karşısında yükseltilen sestir.
İslam; deve üzerindeki yolculuk değil, hayat yolculuğunda takınılan ahlaki tavırdır.
Bir insanın lüks bir teknede, modern bir kütüphanede veya bir laboratuvarda “İslami” bir duruş sergileyemeyeceğini düşünmek, İslam’ın ruhunu hiç anlamamış olmaktır. Bizim ihtiyacımız olan şey; kum taneleri ve egzotik müzikler değil; adalettir, dürüstlüktür, liyakattir, temizliktir ve merhamettir.
Samimi bir mesaj verme gayretine girdiğimizde neden hemen “otantik” bir dekorun arkasına saklanıyoruz? Çünkü özü anlatmak, modern zamanın karmaşık sorunlarına dinin ahlakıyla cevap üretmek zordur; şekli taklit etmek ise kolay. Dürüst bir esnaf olmayı, çalmamayı, doğayı korumayı, dijital dünyada kul hakkına girmemeyi anlatmak yerine; arkaya bir ney taksimi koyup çöl görseli paylaşmak, sorumluluktan kaçmanın en estetik yoludur.
Oysa bugün İslam’ın mesajı; teknolojik imkanlarla, sanatla, bilimle ve modern estetikle harmanlanarak sunulmalıdır. Bir tablet ekranındaki veri görselleştirmesinde adaleti, bir mimari tasarımda tevazuu görebilmeliyiz.
Unutmamalıyız ki; din bir “ambiyans” değildir. Din, hayattır. Ve hayat sadece çöllerden ibaret değildir. İslam, bugünün gökdelenleri arasında da, bir tatil kasabasının huzurunda da, bir teknoloji üssünün heyecanında da aynı tazelikle var olmalıdır.
Artık dini, tarihin tozlu raflarından ve dekoratif klişelerden çıkarıp; bugünün kalbine, sokağına, teknolojisine ve zihnine taşıma vaktidir. Dini “yaşanılan bir hakikat” olmaktan çıkarıp “izlenilen bir dekor” haline getirmeye son vermeliyiz.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

