Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam

Eğitimci Mehmet Yusuf Yıldız Yazdı: GAZİANTEP’İN YOK EDİLEN CAMİLERİ - 1

Gündem 23.06.2026 - 10:13, Güncelleme: 23.06.2026 - 10:32
 

Eğitimci Mehmet Yusuf Yıldız Yazdı: GAZİANTEP’İN YOK EDİLEN CAMİLERİ - 1

GAZİANTEP’İN YOK EDİLEN CAMİLERİ
Yazıma başlamadan evvel, bu konuyu seçmeme vesile olan sebepleri kısaca arz etmek isterim. Babam, 1987 yılının Nisan ayında Boyacı Mahallesi’nde bulunan Pirsefa Mescidi’ne imam olarak tayin edilmiş ve yaklaşık yirmi sekiz yıl boyunca bu mütevazı mabette görev yapmıştır. Bir ömrün önemli bir kısmına tekabül eden bu uzun hizmet süresi, yalnızca bir vazifenin icrası değil; aynı zamanda nice hatıranın, dostluğun ve mahallenin müşterek hafızasının da birikmesine vesile olmuştur. Babamın cami imamı olması, çocukluk ve gençlik yıllarımın da Gaziantep’in en eski yerleşim bölgelerinden birinde geçmesi, tarihî ve kültürel mirasa karşı ilgimi erken yaşlarda şekillendirmiştir. Bilhassa Antep’in en kadim camilerinin, hanlarının, çarşılarının ve tarihî yapılarının bu bölgede yoğunlaşmış olması, beni yaşadığım çevreyi daha dikkatli gözlemlemeye ve tanımaya sevk etmiştir. On sekiz yaşıma kadar Boyacı Mahallesi, Boyacı Sokak’ta bulunan ve Pirsefa Mescidi’nin hemen bitişiğinde yer alan evimizde yaşadım. Bu sebeple Şehreküstü, Bakırcılar Çarşısı, Kalealtı, Tabakhane, Kürttepe, Türktepe, Gaziler Caddesi ve Boyacı Mahallesi; sokaklarını, çıkmazlarını ve taş duvarlarını avucumun içi gibi bildiğim, her köşesinde çocukluğumdan bir hatıra saklı olan mekânlar hâline geldi. Gaziantepliler de iyi bilir ki şehrin tarihî dokusunu en güçlü şekilde muhafaza eden bölgeler, büyük ölçüde bu mahallelerdir. Ancak bütün bu tarihî yapılar arasında, gerek babamın mesleği gerekse benim şahsî merakım sebebiyle en çok dikkatimi çeken mekânlar daima camiler olmuştur. Çocukluk yıllarımda, neredeyse her üç yüz–dört yüz metrede bir yükselen bir minarenin gölgesine rastlamak mümkündü. Bu eşsiz imkândan istifade ederek bölgedeki camilerin büyük kısmını keşfetme, onların mimarisini yakından görme ve içlerinde ibadet etme fırsatı buldum. Karatarla, Hacı Nasır, Hüseyin Paşa, Tahtani, Karagöz, Nuri Mehmet Paşa, Aliüddevle, Boyacı, Ömeriye, Ali Nacar, Şeyh Fethullah, Eyüpoğlu, Alaybey ve Tekke Camileri bunlardan yalnızca birkaçıdır. Her biri, taşlarında ayrı bir tarih, mihraplarında ayrı bir hatıra ve avlularında ayrı bir medeniyet izini barındıran bu camiler, zamanla benim için yalnızca birer ibadet mekânı değil; aynı zamanda şehrin ruhunu anlamaya açılan kapılar hâline gelmiştir. Hatta bilinçaltımda öyle bir yer edinmiş ki şu günümde dahi çarşıda bir yer tarif etmek istesem cami isimlerini zikretmeden bunu yapmam pek mümkün olmuyor diyebilirim. Bu konuya yönelmemde etkili olan bir diğer mühim sebep ise, ortaokul yıllarımda altıncı, yedinci ve sekizinci sınıflarda Türkçe derslerimize giren araştırmacı-yazar Necmettin Şahiner’dir. Tarihî eserlere, kültürel mirasa ve geçmişin izlerini sürmeye yönelik ilgimin ilk tohumları, onun derslerinde zihnime düşmüştür. Aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen, bizlere öğrettiği ve ezberlememizi teşvik ettiği şiirlerin birçoğu hâlâ hafızamda canlılığını muhafaza etmektedir. Çünkü o, yalnızca bir Türkçe öğretmeni değil; öğrencilerine tarihe hürmet etmeyi, kıymetli sanatkârları tanımayı, kitaplarla dost olmayı ve araştırmanın heyecanını aşılayan gerçek bir münevverdi. Necmettin Şahiner, ömrünü okumaya, araştırmaya ve yazmaya adamış; geride onlarca eser bırakmış kıymetli bir ilim ve kültür adamıdır. Çalışmalarının önemli bir kısmını da Gaziantep’in tarihî mekânlarına, unutulmaya yüz tutmuş şahsiyetlerine ve şehrin kültürel hafızasına ayırmıştır. Onun araştırmacı kimliği öylesine güçlüdür ki, kimi zaman bir sokağın isminden hareketle uzun araştırmalara girişmiş, elde ettiği bilgileri titizlikle kayıt altına almış ve böylece şehrin kaybolmaya yüz tutan hatıralarını gelecek nesillere taşımıştır. Bugün Gaziantep’in tarihî şahsiyetleri, şairleri ve tarihî mekânları hakkında hazırlanan birçok akademik çalışmada Necmettin Şahiner’in eserlerine müracaat edildiği, bu eserlerin kaynak olarak kullanıldığı görülmektedir. Bununla birlikte, Gaziantep üzerine edebî ve tarihî çalışmalar yürüten bazı akademisyenlerin, Şahiner’in bu alandaki öncü ve kurucu emeğine gerektiği ölçüde hürmet göstermedikleri de dikkatlerden kaçmamaktadır. Zira bugün ortaya konulan pek çok çalışmanın temelinde, onun yıllar boyunca sabırla oluşturduğu bilgi birikimi ve arşiv çalışmaları bulunmaktadır. Hatta denilebilir ki, Necmettin Şahiner’in topladığı malzeme, görüştüğü insanlar ve kayıt altına aldığı hatıralar olmasaydı, bu çalışmaların önemli bir kısmının vücut bulması dahi mümkün olmayacaktı. Nitekim Şahiner’in bizzat görüşerek bilgi aldığı, hatıralarını dinlediği ve büyük emeklerle ulaştığı tanıkların neredeyse tamamı bugün ebedî âleme irtihal etmiş bulunmaktadır. Onlarla birlikte pek çok bilgi de tarihin derinliklerine karışıp gitmiştir. Bu bakımdan Necmettin Şahiner’in çalışmaları, yalnızca bir araştırma faaliyeti değil; aynı zamanda şehrin hafızasını zamana karşı koruma gayretidir. Ben de onun bir öğrencisi olarak, Necmettin Şahiner’in Gaziantep’in Yok Edilen Camileri adlı eserinde naklettiği bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu vesileyle, hem tarih şuuru kazanmamda hem de ilerleyen yıllarda Edebiyat Fakültesi’ni tercih etmemde büyük tesiri bulunan kıymetli hocama şükranlarımı ve hürmetlerimi arz etmeyi bir vefa borcu olarak görüyorum. Yıkılan, tahrip edilen, kiraya verilen, satılan yahut asli hüviyetinden uzaklaştırılarak farklı amaçlarla kullanılan camilerden söz etmeye; babamın yaklaşık yirmi sekiz yıl boyunca imamlık görevini ifa ettiği, eski adıyla Çırçır Mescidi, günümüzde ise Pirsefa Mescidi olarak bilinen mütevazı fakat tarihî değeri son derece büyük bir mabetten başlamak istiyorum. Osmanlı Cihan Devleti’nin on altıncı asrından günümüze ulaşan bu mübarek yapı, Çırçır Çeşmesi’nin hemen yanı başında asırlarca mahalle sakinlerinin ibadetlerine şahitlik etmişti. Ancak zamanın acımasız akışı içerisinde pek çok tarihî eser gibi o da asli vazifesinden uzaklaştırılmış; uzun yıllar boyunca Pirsefa Değirmeni’nin motorlarının çalıştığı bir atölye ve makine dairesi hâline getirilmişti. Belki de yarım asra yakın bir süre boyunca ezan seslerinin yankılanması gereken duvarları arasında değirmen motorlarının gürültüsü yükselmiş, böylece mabedin tarihî dokusu ve manevî hüviyeti büyük ölçüde zarar görmüştü. Ne var ki bu hazin tablo sonsuza kadar devam etmemiştir. 1980’li yıllardan sonra gayret sahibi insanların, tarih şuuruna sahip mümin gönüllerin ve hayırseverlerin çabaları neticesinde mescit yeniden ihya edilmiş, aslî kimliğine kavuşturularak ibadete açılmıştır. Restorasyon ve ihya çalışmalarının ardından burada resmî olarak ilk imamlık görevini sürdüren kişi de babam İsmail Yıldız olmuştur. Böylece uzun yıllar boyunca sessizliğe mahkûm edilen bu mütevazı mabet, yeniden ezan sesleriyle, cemaatin dualarıyla ve secdeye varan alınlarla hayat bulmuştur. Araştırmacı-yazar Necmettin Şahiner’in tespitlerine göre Boyacı Camii ile Aliüddevle Camii arasındaki mesafe tam dört yüz elli adımdır. Ancak bugün sıradan bir yürüyüş mesafesi gibi görünen bu kısa güzergâh, geçmişte son derece yoğun bir dinî ve kültürel hayatın merkezi durumundaydı. Nitekim bu dört yüz elli adımlık mesafe içerisinde, iki minare arasında Kara Yusuf Mescidi, Küşadiye Mescidi, Çırçır Mescidi, Fırfır Mescidi, Mazluman Mescidi ve Kazancı Mescidi olmak üzere toplam altı mescit bulunmaktaydı. Bugün ise bu mescitlerden yalnızca Çırçır Mescidi, yani Pirsefa Mescidi ayakta kalabilmiş ve ibadet hayatını sürdürebilmiştir. Diğer beş mescit ya tamamen ortadan kaldırılmış ya da zaman içerisinde ağır tahribata uğrayarak tarih sahnesinden silinmiştir. Aslında Çırçır Mescidi de benzer bir akıbetle karşı karşıya kalmış, yaklaşık elli yıl boyunca değirmen olarak kullanılarak tarihî kimliğinden uzaklaştırılmıştır. Hatta mescidin bazı bölümleri değirmenin motor odası hâline getirilmiş, bu durum yapının tarihî dokusunda derin yaralar açmıştır. Eğer o dönemde tarihine sahip çıkan imanlı gönüller, hayır ehli insanlar ve bu mabedi yeniden ayağa kaldırmak için çaba gösteren fedakâr kimseler bulunmasaydı, bugün Boyacı Mahallesi’nde Pirsefa Mescidi adıyla anılan bir mescitten söz etmek mümkün olmayacaktı. Bu yönüyle Pirsefa Mescidi, yalnızca taş ve harçtan meydana gelen bir yapı değil; aynı zamanda bir mahallenin hafızasını, bir medeniyetin mirasını ve onu yaşatmak için mücadele eden insanların sessiz fakat kıymetli gayretlerini temsil eden canlı bir hatıradır. Şehrin hafızasında saklı kalmış diğer hatıraların izini sürmek üzere, bir sonraki satırlarda yeniden buluşmak dileğiyle...
GAZİANTEP’İN YOK EDİLEN CAMİLERİ

Yazıma başlamadan evvel, bu konuyu seçmeme vesile olan sebepleri kısaca arz etmek isterim. Babam, 1987 yılının Nisan ayında Boyacı Mahallesi’nde bulunan Pirsefa Mescidi’ne imam olarak tayin edilmiş ve yaklaşık yirmi sekiz yıl boyunca bu mütevazı mabette görev yapmıştır. Bir ömrün önemli bir kısmına tekabül eden bu uzun hizmet süresi, yalnızca bir vazifenin icrası değil; aynı zamanda nice hatıranın, dostluğun ve mahallenin müşterek hafızasının da birikmesine vesile olmuştur.

Babamın cami imamı olması, çocukluk ve gençlik yıllarımın da Gaziantep’in en eski yerleşim bölgelerinden birinde geçmesi, tarihî ve kültürel mirasa karşı ilgimi erken yaşlarda şekillendirmiştir. Bilhassa Antep’in en kadim camilerinin, hanlarının, çarşılarının ve tarihî yapılarının bu bölgede yoğunlaşmış olması, beni yaşadığım çevreyi daha dikkatli gözlemlemeye ve tanımaya sevk etmiştir.

On sekiz yaşıma kadar Boyacı Mahallesi, Boyacı Sokak’ta bulunan ve Pirsefa Mescidi’nin hemen bitişiğinde yer alan evimizde yaşadım. Bu sebeple Şehreküstü, Bakırcılar Çarşısı, Kalealtı, Tabakhane, Kürttepe, Türktepe, Gaziler Caddesi ve Boyacı Mahallesi; sokaklarını, çıkmazlarını ve taş duvarlarını avucumun içi gibi bildiğim, her köşesinde çocukluğumdan bir hatıra saklı olan mekânlar hâline geldi. Gaziantepliler de iyi bilir ki şehrin tarihî dokusunu en güçlü şekilde muhafaza eden bölgeler, büyük ölçüde bu mahallelerdir.

Ancak bütün bu tarihî yapılar arasında, gerek babamın mesleği gerekse benim şahsî merakım sebebiyle en çok dikkatimi çeken mekânlar daima camiler olmuştur. Çocukluk yıllarımda, neredeyse her üç yüz–dört yüz metrede bir yükselen bir minarenin gölgesine rastlamak mümkündü. Bu eşsiz imkândan istifade ederek bölgedeki camilerin büyük kısmını keşfetme, onların mimarisini yakından görme ve içlerinde ibadet etme fırsatı buldum. Karatarla, Hacı Nasır, Hüseyin Paşa, Tahtani, Karagöz, Nuri Mehmet Paşa, Aliüddevle, Boyacı, Ömeriye, Ali Nacar, Şeyh Fethullah, Eyüpoğlu, Alaybey ve Tekke Camileri bunlardan yalnızca birkaçıdır. Her biri, taşlarında ayrı bir tarih, mihraplarında ayrı bir hatıra ve avlularında ayrı bir medeniyet izini barındıran bu camiler, zamanla benim için yalnızca birer ibadet mekânı değil; aynı zamanda şehrin ruhunu anlamaya açılan kapılar hâline gelmiştir. Hatta bilinçaltımda öyle bir yer edinmiş ki şu günümde dahi çarşıda bir yer tarif etmek istesem cami isimlerini zikretmeden bunu yapmam pek mümkün olmuyor diyebilirim.

Bu konuya yönelmemde etkili olan bir diğer mühim sebep ise, ortaokul yıllarımda altıncı, yedinci ve sekizinci sınıflarda Türkçe derslerimize giren araştırmacı-yazar Necmettin Şahiner’dir. Tarihî eserlere, kültürel mirasa ve geçmişin izlerini sürmeye yönelik ilgimin ilk tohumları, onun derslerinde zihnime düşmüştür. Aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen, bizlere öğrettiği ve ezberlememizi teşvik ettiği şiirlerin birçoğu hâlâ hafızamda canlılığını muhafaza etmektedir. Çünkü o, yalnızca bir Türkçe öğretmeni değil; öğrencilerine tarihe hürmet etmeyi, kıymetli sanatkârları tanımayı, kitaplarla dost olmayı ve araştırmanın heyecanını aşılayan gerçek bir münevverdi.

Necmettin Şahiner, ömrünü okumaya, araştırmaya ve yazmaya adamış; geride onlarca eser bırakmış kıymetli bir ilim ve kültür adamıdır. Çalışmalarının önemli bir kısmını da Gaziantep’in tarihî mekânlarına, unutulmaya yüz tutmuş şahsiyetlerine ve şehrin kültürel hafızasına ayırmıştır. Onun araştırmacı kimliği öylesine güçlüdür ki, kimi zaman bir sokağın isminden hareketle uzun araştırmalara girişmiş, elde ettiği bilgileri titizlikle kayıt altına almış ve böylece şehrin kaybolmaya yüz tutan hatıralarını gelecek nesillere taşımıştır.

Bugün Gaziantep’in tarihî şahsiyetleri, şairleri ve tarihî mekânları hakkında hazırlanan birçok akademik çalışmada Necmettin Şahiner’in eserlerine müracaat edildiği, bu eserlerin kaynak olarak kullanıldığı görülmektedir. Bununla birlikte, Gaziantep üzerine edebî ve tarihî çalışmalar yürüten bazı akademisyenlerin, Şahiner’in bu alandaki öncü ve kurucu emeğine gerektiği ölçüde hürmet göstermedikleri de dikkatlerden kaçmamaktadır. Zira bugün ortaya konulan pek çok çalışmanın temelinde, onun yıllar boyunca sabırla oluşturduğu bilgi birikimi ve arşiv çalışmaları bulunmaktadır. Hatta denilebilir ki, Necmettin Şahiner’in topladığı malzeme, görüştüğü insanlar ve kayıt altına aldığı hatıralar olmasaydı, bu çalışmaların önemli bir kısmının vücut bulması dahi mümkün olmayacaktı.

Nitekim Şahiner’in bizzat görüşerek bilgi aldığı, hatıralarını dinlediği ve büyük emeklerle ulaştığı tanıkların neredeyse tamamı bugün ebedî âleme irtihal etmiş bulunmaktadır. Onlarla birlikte pek çok bilgi de tarihin derinliklerine karışıp gitmiştir. Bu bakımdan Necmettin Şahiner’in çalışmaları, yalnızca bir araştırma faaliyeti değil; aynı zamanda şehrin hafızasını zamana karşı koruma gayretidir.

Ben de onun bir öğrencisi olarak, Necmettin Şahiner’in Gaziantep’in Yok Edilen Camileri adlı eserinde naklettiği bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu vesileyle, hem tarih şuuru kazanmamda hem de ilerleyen yıllarda Edebiyat Fakültesi’ni tercih etmemde büyük tesiri bulunan kıymetli hocama şükranlarımı ve hürmetlerimi arz etmeyi bir vefa borcu olarak görüyorum.

Yıkılan, tahrip edilen, kiraya verilen, satılan yahut asli hüviyetinden uzaklaştırılarak farklı amaçlarla kullanılan camilerden söz etmeye; babamın yaklaşık yirmi sekiz yıl boyunca imamlık görevini ifa ettiği, eski adıyla Çırçır Mescidi, günümüzde ise Pirsefa Mescidi olarak bilinen mütevazı fakat tarihî değeri son derece büyük bir mabetten başlamak istiyorum.

Osmanlı Cihan Devleti’nin on altıncı asrından günümüze ulaşan bu mübarek yapı, Çırçır Çeşmesi’nin hemen yanı başında asırlarca mahalle sakinlerinin ibadetlerine şahitlik etmişti. Ancak zamanın acımasız akışı içerisinde pek çok tarihî eser gibi o da asli vazifesinden uzaklaştırılmış; uzun yıllar boyunca Pirsefa Değirmeni’nin motorlarının çalıştığı bir atölye ve makine dairesi hâline getirilmişti. Belki de yarım asra yakın bir süre boyunca ezan seslerinin yankılanması gereken duvarları arasında değirmen motorlarının gürültüsü yükselmiş, böylece mabedin tarihî dokusu ve manevî hüviyeti büyük ölçüde zarar görmüştü.

Ne var ki bu hazin tablo sonsuza kadar devam etmemiştir. 1980’li yıllardan sonra gayret sahibi insanların, tarih şuuruna sahip mümin gönüllerin ve hayırseverlerin çabaları neticesinde mescit yeniden ihya edilmiş, aslî kimliğine kavuşturularak ibadete açılmıştır. Restorasyon ve ihya çalışmalarının ardından burada resmî olarak ilk imamlık görevini sürdüren kişi de babam İsmail Yıldız olmuştur. Böylece uzun yıllar boyunca sessizliğe mahkûm edilen bu mütevazı mabet, yeniden ezan sesleriyle, cemaatin dualarıyla ve secdeye varan alınlarla hayat bulmuştur.

Araştırmacı-yazar Necmettin Şahiner’in tespitlerine göre Boyacı Camii ile Aliüddevle Camii arasındaki mesafe tam dört yüz elli adımdır. Ancak bugün sıradan bir yürüyüş mesafesi gibi görünen bu kısa güzergâh, geçmişte son derece yoğun bir dinî ve kültürel hayatın merkezi durumundaydı. Nitekim bu dört yüz elli adımlık mesafe içerisinde, iki minare arasında Kara Yusuf Mescidi, Küşadiye Mescidi, Çırçır Mescidi, Fırfır Mescidi, Mazluman Mescidi ve Kazancı Mescidi olmak üzere toplam altı mescit bulunmaktaydı.

Bugün ise bu mescitlerden yalnızca Çırçır Mescidi, yani Pirsefa Mescidi ayakta kalabilmiş ve ibadet hayatını sürdürebilmiştir. Diğer beş mescit ya tamamen ortadan kaldırılmış ya da zaman içerisinde ağır tahribata uğrayarak tarih sahnesinden silinmiştir. Aslında Çırçır Mescidi de benzer bir akıbetle karşı karşıya kalmış, yaklaşık elli yıl boyunca değirmen olarak kullanılarak tarihî kimliğinden uzaklaştırılmıştır. Hatta mescidin bazı bölümleri değirmenin motor odası hâline getirilmiş, bu durum yapının tarihî dokusunda derin yaralar açmıştır.

Eğer o dönemde tarihine sahip çıkan imanlı gönüller, hayır ehli insanlar ve bu mabedi yeniden ayağa kaldırmak için çaba gösteren fedakâr kimseler bulunmasaydı, bugün Boyacı Mahallesi’nde Pirsefa Mescidi adıyla anılan bir mescitten söz etmek mümkün olmayacaktı. Bu yönüyle Pirsefa Mescidi, yalnızca taş ve harçtan meydana gelen bir yapı değil; aynı zamanda bir mahallenin hafızasını, bir medeniyetin mirasını ve onu yaşatmak için mücadele eden insanların sessiz fakat kıymetli gayretlerini temsil eden canlı bir hatıradır.

Şehrin hafızasında saklı kalmış diğer hatıraların izini sürmek üzere, bir sonraki satırlarda yeniden buluşmak dileğiyle...

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (2 )

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Papatya
(23.06.2026 20:32 - #382)
Bilinmeyen acı gerçekler... Bu konuya değinmeniz çok değerli. Kaleminize sağlık hocam.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Serin
(23.06.2026 16:02 - #381)
Hocamızın emekleri demek ki karşılık bulmuş. Yazarımızın kalemine sağlık.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.