Fesih Bozan Yazdı: ABD ve Siyonizm’in İslam Ülkelerini Kuşatma, İşgal ve Sömürü Düzenine Karşı Ümmet Şuuru

Gündem 16.04.2026 - 15:21, Güncelleme: 16.04.2026 - 15:21
 

Fesih Bozan Yazdı: ABD ve Siyonizm’in İslam Ülkelerini Kuşatma, İşgal ve Sömürü Düzenine Karşı Ümmet Şuuru

Dünya siyasetinin son yüzyılına bakıldığında; güç dengelerinin yalnızca askeri ve ekonomik yollarla değil, aynı zamanda siyasi, ideolojik ve kültürel hegemonya üzerinden de şekillendiği açıkça görülmektedir.
 Bu bağlamda, ABD’nin küresel liderlik iddiası ile Siyonizm’in Ortadoğu’daki işgal, soykırım ve yayılmacı politikalarına verdiği sınırsız destek, İslam dünyasının jeopolitik kaderini doğrudan etkilemektedir. İslam ülkeleri, özellikle 1. Dünya Savaşı ile başlayan süreçte, bölünmüş, parçalanmış iç ve dış çatışmalar, müdahaleler, darbeler ve sömürü ile zayıflatılmıştır. Enerji kaynakları, ticaret yolları ve stratejik coğrafyalar üzerinde emperyalist güçlerin yürüttüğü politikalar, bölgeyi sürekli bir kriz alanına dönüştürmüştür. İsrail'in Filistin, Suriye ve Lübnan işgalleri ile İran, Yemen, Irak, Ürdün ve Katar gibi ülkelere yönelik haydutça saldırıları, bu kuşatmanın en somut göstergeleridir. İnançtan Öte Kader Birliği: Ümmet İslam âleminde yaşanan bu gelişmeler, “ümmet” kavramının yalnızca inanca dair sözde kalan bir vasıf değil, aynı zamanda ortak bir kader bilincini temsil etmesi bakımından hayati bir birlik ve dayanışmayı öngördüğünü göstermektedir. İslam, Müslümanların fert, aile ve toplum olarak birlik ve dayanışma içinde olmasına büyük önem vermiştir. İlgili birkaç ayet ve hadisi hatırlayacak olursak: “Müminler ancak kardeştir.” (Hucurât, 10) “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanmayın.” (Âl-i İmrân, 103) "Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost ve sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar birbirinin dostudur. Sizden kim onları dost edinirse, kesinlikle onlardan olur. Şüphesiz ki Allah, zâlimler topluluğunu doğru yola erdirmez." (Maide 51) Bu emirler, iman edenlerin siyasi, askeri, ekonomik ve toplumsal birliktelik içinde olmasını emrettiği gibi, Yahudi ve Hıristiyanları dost ve veli edinmeyi yasaklar. Peygamber Efendimiz de ümmetin dayanışmasını şu sözlerle vurgulamıştır  “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”  (Buhârî, Müslim) Ancak günümüz Müslüman ülkelerinde, işbirlikçi liderler nedeniyle bu kardeşlik bilincinin zayıfladığı; ulus devlet sınırlarının, ırk ve kavmiyetçiliğin ön plana çıkarıldığı; mezhepsel ayrılıkların ve siyasi çıkarların öne geçtiği görülmektedir. Hepimizin şahit olduğu gibi bazı Müslüman ülkelerin işbirlikçi liderleri; Kur’an-ı Kerim’i okurlar fakat emir ve yasaklarıyla amel etmezler; Resulullah’tan saygıyla bahsederler fakat O’nun ahlakını ve sünnetini hayata taşımazlar. İslam’ı bir bütün olarak değil, kısmi olarak anlarlar. Örneğin; konvoy eşliğinde cuma namazına giderler, kameralar karşısında Kur’an okurlar ama yukarıda geçen ayetleri dikkate almazlar. Bu durum, küresel güçlerin bölge üzerindeki etkisini artırarak İslam dünyasını daha kırılgan hale getirmektedir. Müslümanları Böl-Parçala-Yut Politikası ve Acı Gerçekler ABD ve İsrail’in Gazze’deki soykırımı ve İran’a yönelik hukuksuz saldırıları karşısında bazı Avrupa devletleri dahi mesafe koyarken; Türkiye’deki Kürecik Radar Üssü’nün varlığı, Ceyhan üzerinden İsrail'e petrol akışının sürmesi ve limanların İsrail bağlantılı gemilere tam anlamıyla kapatılmaması ciddi bir çelişkidir. Ürdün, BAE, Katar, Kuveyt ve Suudi Arabistan gibi ülkelerdeki üslerin İran’a yönelik saldırılarda kullanılması, ümmet şuurunun ne denli anlaşılmadığını göstermektedir. Emperyalizme karşı mücadelede Müslüman ülkelerin mezhepsel ve ırksal farklılıklara takılması, ortak direnci zayıflatmaktadır. Küresel güçler “böl, parçala, yut” politikasıyla saldırırken Sünni-Şii veya Türk-Kürt-Arap ayrımı yapmamaktadır. Bu nedenle ümmet bilinci; tüm bu etnik ve mezhepsel ayrımları aşan, stratejik bir dayanışma üzerine inşa edilmelidir. Tarihi Şahsiyetlerin Vizyonu ve Çözüm Yolu Büyük devlet adamı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, sömürüyü bitirmenin tek yolunun İslam Birliği’nden geçtiğini savunmuş ve bu vizyonla D-8’i kurmuştur. Erbakan’a göre İslam dünyasının en büyük sorunu parçalanmışlıktır. Benzer şekilde Malcolm X, Müslümanların küresel ölçekte ortak bir bilinç geliştirmesini; Aliya İzzetbegoviç ise İslam’ın bir medeniyet perspektifi sunduğunu belirterek Müslümanların kendi değerleri etrafında birleşmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bugün küresel kuşatma sadece askeri değil; medya, akademi ve STK’lar üzerinden çok katmanlı bir şekilde yürütülmektedir. Bu durum, Müslüman ülkeler arasında somut işbirliği mekanizmalarının işletilmesini zorunlu kılmaktadır. Müslüman ülkeler için ekonomik entegrasyon ve ortak savunma stratejileri bir tercih değil, hayati bir zorunluluktur. ABD ve İsrail’in saldırılarına İran’ın tek başına direnmesi büyük bir başarıdır; ancak Müslüman ülkeler topraklarını emperyalist güçlere açmasaydı ve ortak hareket edebilseydi, ABD ve İsrail bölgede bu denli pervasızca hareket edemez, işgal ve katliamlar yapamazdı. İşbirlikçi liderler bilmelidir ki ABD ve İsrail’in gerçek dostluğu yoktur; er geç ihanete uğrayacaklardır. Irk, mezhep ve rejim farklılıklarını bir kenara bırakıp beraber hareket etmeleri, tüm ülkelerin varlık ve bağımsızlıkları için şarttır. Özetle ABD ve Siyonizm’in kuşatmasına verilecek en güçlü cevap; Müslüman ülkelerin ümmet şuuruyla Kur’an ve sünnetin rehberliğinde, çağın gereklerine uygun bir birlik vizyonu geliştirmektir. Ümmet şuuru; adalet, özgürlük, eşitlik ve insan onuru temelinde şekillenmeli ve tüm mazlum toplumları kapsayan, D-8 projesi aktif hale getirilmeli, D-30, D-60 ve D-130 hedefleriyle evrensel bir duruşa dönüştürülmelidir. Unutmayalım ki, ABD ve İsrail başta olmak üzere emperyalist ülkeler, hak hukuk tanımazlar, ancak güçten anlar. ABD ve İsrail’in İran’a yaptığı saldırılar ve İran’ın verdiği karşılığın, ümmetin uyanışına, birliğine ve cesaret kazanmasına vesile olması dileğiyle. Vesselam
Dünya siyasetinin son yüzyılına bakıldığında; güç dengelerinin yalnızca askeri ve ekonomik yollarla değil, aynı zamanda siyasi, ideolojik ve kültürel hegemonya üzerinden de şekillendiği açıkça görülmektedir.

 Bu bağlamda, ABD’nin küresel liderlik iddiası ile Siyonizm’in Ortadoğu’daki işgal, soykırım ve yayılmacı politikalarına verdiği sınırsız destek, İslam dünyasının jeopolitik kaderini doğrudan etkilemektedir.

İslam ülkeleri, özellikle 1. Dünya Savaşı ile başlayan süreçte, bölünmüş, parçalanmış iç ve dış çatışmalar, müdahaleler, darbeler ve sömürü ile zayıflatılmıştır. Enerji kaynakları, ticaret yolları ve stratejik coğrafyalar üzerinde emperyalist güçlerin yürüttüğü politikalar, bölgeyi sürekli bir kriz alanına dönüştürmüştür. İsrail'in Filistin, Suriye ve Lübnan işgalleri ile İran, Yemen, Irak, Ürdün ve Katar gibi ülkelere yönelik haydutça saldırıları, bu kuşatmanın en somut göstergeleridir.

İnançtan Öte Kader Birliği: Ümmet

İslam âleminde yaşanan bu gelişmeler, “ümmet” kavramının yalnızca inanca dair sözde kalan bir vasıf değil, aynı zamanda ortak bir kader bilincini temsil etmesi bakımından hayati bir birlik ve dayanışmayı öngördüğünü göstermektedir. İslam, Müslümanların fert, aile ve toplum olarak birlik ve dayanışma içinde olmasına büyük önem vermiştir.

İlgili birkaç ayet ve hadisi hatırlayacak olursak:
“Müminler ancak kardeştir.” (Hucurât, 10)
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanmayın.” (Âl-i İmrân, 103)

"Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost ve sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar birbirinin dostudur. Sizden kim onları dost edinirse, kesinlikle onlardan olur. Şüphesiz ki Allah, zâlimler topluluğunu doğru yola erdirmez." (Maide 51)

Bu emirler, iman edenlerin siyasi, askeri, ekonomik ve toplumsal birliktelik içinde olmasını emrettiği gibi, Yahudi ve Hıristiyanları dost ve veli edinmeyi yasaklar.

Peygamber Efendimiz de ümmetin dayanışmasını şu sözlerle vurgulamıştır  “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”  (Buhârî, Müslim)

Ancak günümüz Müslüman ülkelerinde, işbirlikçi liderler nedeniyle bu kardeşlik bilincinin zayıfladığı; ulus devlet sınırlarının, ırk ve kavmiyetçiliğin ön plana çıkarıldığı; mezhepsel ayrılıkların ve siyasi çıkarların öne geçtiği görülmektedir.

Hepimizin şahit olduğu gibi bazı Müslüman ülkelerin işbirlikçi liderleri; Kur’an-ı Kerim’i okurlar fakat emir ve yasaklarıyla amel etmezler; Resulullah’tan saygıyla bahsederler fakat O’nun ahlakını ve sünnetini hayata taşımazlar. İslam’ı bir bütün olarak değil, kısmi olarak anlarlar. Örneğin; konvoy eşliğinde cuma namazına giderler, kameralar karşısında Kur’an okurlar ama yukarıda geçen ayetleri dikkate almazlar.

Bu durum, küresel güçlerin bölge üzerindeki etkisini artırarak İslam dünyasını daha kırılgan hale getirmektedir.

Müslümanları Böl-Parçala-Yut Politikası ve Acı Gerçekler

ABD ve İsrail’in Gazze’deki soykırımı ve İran’a yönelik hukuksuz saldırıları karşısında bazı Avrupa devletleri dahi mesafe koyarken; Türkiye’deki Kürecik Radar Üssü’nün varlığı, Ceyhan üzerinden İsrail'e petrol akışının sürmesi ve limanların İsrail bağlantılı gemilere tam anlamıyla kapatılmaması ciddi bir çelişkidir. Ürdün, BAE, Katar, Kuveyt ve Suudi Arabistan gibi ülkelerdeki üslerin İran’a yönelik saldırılarda kullanılması, ümmet şuurunun ne denli anlaşılmadığını göstermektedir.

Emperyalizme karşı mücadelede Müslüman ülkelerin mezhepsel ve ırksal farklılıklara takılması, ortak direnci zayıflatmaktadır.

Küresel güçler “böl, parçala, yut” politikasıyla saldırırken Sünni-Şii veya Türk-Kürt-Arap ayrımı yapmamaktadır. Bu nedenle ümmet bilinci; tüm bu etnik ve mezhepsel ayrımları aşan, stratejik bir dayanışma üzerine inşa edilmelidir.

Tarihi Şahsiyetlerin Vizyonu ve Çözüm Yolu

Büyük devlet adamı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, sömürüyü bitirmenin tek yolunun İslam Birliği’nden geçtiğini savunmuş ve bu vizyonla D-8’i kurmuştur. Erbakan’a göre İslam dünyasının en büyük sorunu parçalanmışlıktır.

Benzer şekilde Malcolm X, Müslümanların küresel ölçekte ortak bir bilinç geliştirmesini; Aliya İzzetbegoviç ise İslam’ın bir medeniyet perspektifi sunduğunu belirterek Müslümanların kendi değerleri etrafında birleşmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Bugün küresel kuşatma sadece askeri değil; medya, akademi ve STK’lar üzerinden çok katmanlı bir şekilde yürütülmektedir. Bu durum, Müslüman ülkeler arasında somut işbirliği mekanizmalarının işletilmesini zorunlu kılmaktadır.

Müslüman ülkeler için ekonomik entegrasyon ve ortak savunma stratejileri bir tercih değil, hayati bir zorunluluktur.

ABD ve İsrail’in saldırılarına İran’ın tek başına direnmesi büyük bir başarıdır; ancak Müslüman ülkeler topraklarını emperyalist güçlere açmasaydı ve ortak hareket edebilseydi, ABD ve İsrail bölgede bu denli pervasızca hareket edemez, işgal ve katliamlar yapamazdı. İşbirlikçi liderler bilmelidir ki ABD ve İsrail’in gerçek dostluğu yoktur; er geç ihanete uğrayacaklardır. Irk, mezhep ve rejim farklılıklarını bir kenara bırakıp beraber hareket etmeleri, tüm ülkelerin varlık ve bağımsızlıkları için şarttır.

Özetle

ABD ve Siyonizm’in kuşatmasına verilecek en güçlü cevap; Müslüman ülkelerin ümmet şuuruyla Kur’an ve sünnetin rehberliğinde, çağın gereklerine uygun bir birlik vizyonu geliştirmektir.

Ümmet şuuru; adalet, özgürlük, eşitlik ve insan onuru temelinde şekillenmeli ve tüm mazlum toplumları kapsayan, D-8 projesi aktif hale getirilmeli, D-30, D-60 ve D-130 hedefleriyle evrensel bir duruşa dönüştürülmelidir.

Unutmayalım ki, ABD ve İsrail başta olmak üzere emperyalist ülkeler, hak hukuk tanımazlar, ancak güçten anlar.

ABD ve İsrail’in İran’a yaptığı saldırılar ve İran’ın verdiği karşılığın, ümmetin uyanışına, birliğine ve cesaret kazanmasına vesile olması dileğiyle.

Vesselam

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.