Fesih Bozan Yazdı: Barışa Giden Yol Korkularla Değil, Adalet, Eşitlik ve Cesaretle Açılır
Fesih Bozan Yazdı: Barışa Giden Yol Korkularla Değil, Adalet, Eşitlik ve Cesaretle Açılır
Türkiye, “Terörsüz Türkiye” hedefiyle yürütülen süreçte yeni ve kritik bir dönemece girdi.
TBMM’ye sunulan 12 maddelik “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, üzerinde sert tartışmalar yaşansa da, muhtemelen bugün TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilecek.
Ancak bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şey, konuyu yüzeysel polemiklere kurban etmek değil; sağduyulu bir akılla meseleyi ele almaktır.
Ne yazık ki ülkemizin, hatta bölgemizin en önemli sorunu olan bu meseleyi “düzenlemeye taraf olanlar ve karşı olanlar” sığlığına sıkıştırmak, yarım asırdır ağır bedeller ödeyen bu ülkenin geleceğine haksızlıktır.
Yapılan düzenleme; sadece şiddetin ve silahların susmasına, örgütün lağvedilmesine yönelik bir düzenleme olduğu görülüyor.
Elbette her kesim bu düzenlemeyi eksik veya yanlış görebilir. Herkes biliyor ki, bu teklif tek başına Kürt meselesini çözen ya da gelecekteki tüm demokratik adımları kapsayan bir düzenleme değildir.
Bu düzenleme, Kürt sorununu tek başına çözmez; ancak sorunun şiddet ve silahların gölgesi olmadan daha özgürce konuşulup tartışılabileceği, demokratik çözüm yollarının önünün açılabileceği yeni bir zeminin oluşacağı yönünde önemli bir umut veriyor.
Önemli olan köklü bir çözümdür. Bu da geçmişteki isyanlara, örgütün ortaya çıkmasına ve dış mihrakların müdahale etmesine sebep olan zemini ve sorunları ortadan kaldırmaktır. Yoksa bugün PKK gider, 10-20 yıl sonra başka bir versiyonu ortaya çıkar.
Örgüt Neden Silah Bıraksın?
Bu düzenlemeye karşı çıkanlara sormak gerekiyor:
Eğer örgüt mensuplarına ve taraftarlarına yönelik hiçbir hukuki güvence verilmeyecek, hiçbir çıkış yolu gösterilmeyecek ve toplumsal entegrasyon mekanizması kurulmayacaksa, örgüt neden silah bıraksın?
Bu düzenlemeye karşı çıkanlar tam olarak ne istiyor?
* Örgüt silah bırakmasın, kan ve gözyaşı akmaya devam mı etsin?
* Türkler ve Kürtler arasında kin, nefret ve kan davası kuşaktan kuşağa mı aktarılsın?
Türkiye bu güvenlikçi anlayışı yarım asırdır zaten tecrübe etti ve sonuç ortada:
* Türküyle, Kürdüyle kaybettiğimiz on binlerce can ve ülke olarak demokrasiden, insan haklarına, adaletten ekonomiye ödenen ağır bedeller…
Bunca acıdan sonra hâlâ tek çözüm olarak güvenlikçi yöntemleri savunmak, geçmişten hiç ders almamak demek değil midir?
Meseleyi Sadece “Dış Güçler” Üzerinden Okumak
Diğer yandan Türkiye’de ne zaman Kürt meselesi konuşulsa bazı çevrelerin ilk refleksi hep aynı oluyor:
“Amerika’nın oyunu”
“İsrail projesi”
“Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)”
“Türkiye’yi bölmek istiyorlar”
“2. İsrail kuruluyor”…
Fakat aynı çevreler:
* Türkiye’nin ABD ve İsrail ile yürüttüğü siyasi, askeri ve ekonomik ilişkileri görmezler,
* Kürt halkına yıllarca uygulanan inkâr ve asimilasyon politikalarını, yapılan hukuksuzlukları ve boşaltılan köyleri görmezler.
Meseleden Kaçmak Değil, Yüzleşmek Zamanı
Burada asıl sorgulanması gereken, dış güçlerin planlarından ziyade; kendi ülkesindeki Kürtlerin haklarını savunamayan, bu meseleye yerli ve demokratik bir çözüm üretemeyen anlayıştır.
Kürt meselesine sadece küresel aktörlerin hesap ve planları üzerinden yaklaşmak, topu taca atmaktır.
Dış aktörlerin bölgedeki emelleri vardır elbette tartışmalıyız ve gereğini yapmalıyız. Ancak bu durum; Kürtlerin kendi hakları, kimliği, dili ve kendi kimliğiyle eşit yurttaşlık talebi olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Biz de Kürt halkının hakkı ve hukuku derken bu emellere karşı olduğumuz içindir. Arz-ı Mevut ve Büyük İsrail Devletine engel olmak içindir.
Şunu da ifade etmekte fayda var: Kürtlerin haklarını savunmak; örgütü, terörü, bölücülüğü ya da küresel güçlerle işbirliğini savunmak değildir.
Aynı şekilde Kürtlerin insani hak taleplerine çözüm üretmemek, ABD veya İsrail’e kullanacak zemin bırakmak milliyetçilik ve dindarlık da değildir.
Ülkemizi daha güçlü olarak ayakta tutacak, birlik, beraberlik ve kardeşliği sağlayacak olan şey; başta Kürt halkı olmak üzere bütün vatandaşların hakkını hukukunu ümmet şuuruyla korumaktır.
Bu çerçevede Kürt halkının insani ve İslami haklarını teslim etmek ülkeyi bölmez, aksine Kürtleri daha çok ülkelerine bağlar.
Gerçek vatanseverlik ve dindarlık; korku üretmek değil, milletin bütün fertlerinin kendisini bu ülkenin eşit ve onurlu sahibi hissedeceği Yaşanabilir Bir Türkiye ve Güvenli Bir Bölge inşa etmeye katkı sağlamaktır.
Aslında çözüm basittir: Kendi ırkımız için istediğimizi başka ırklar için de istemek, bize yapılmasını istemediğimizi başkasına yapmamaktır.
Birlik, barış ve huzur; zor, baskı, güç, inkâr ve asimilasyonla değil, insan hakları, ayet ve hadislerin ışığında adalet ve eşitlikle sağlanır.
Türkiye, korkularına teslim olarak değil; adaleti, eşitliği ve gerçek kardeşliği tesis ederek huzura ve barışa kavuşacaktır.
Silahlar sussun, şiddet bitsin, kan ve gözyaşı akmasın; barış ve huzur ortamı oluşsun, birliğimiz ve kardeşliğimiz güçlensin diye “çerçeve yasa” yetersiz ama yine de evet.
Vesselam.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.



