Hasan Altunbaş Yazdı: Ekranın Gölgesindeki Gelecek
Hasan Altunbaş Yazdı: Ekranın Gölgesindeki Gelecek
Son yıllarda Türk televizyonlarında hâkim olan dizi içeriklerine baktığımızda karşımıza benzer bir tablo çıkıyor: yasak aşklar, aldatmalar, mafyavari karakterler, güç ve para uğruna işlenen suçlar, şiddetin normalleştirilmesi…
Elbette tüm diziler bu kalıba girmiyor; ancak genel eğilim, özellikle reytingi yüksek yapımlarda bu temaların tekrar tekrar işlenmesi yönünde.
Peki bu durum yalnızca “bir dizi izleyip kapatılan” bir eğlence unsuru olarak mı kalıyor? Yoksa özellikle çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğini, toplumun değer yapısını ve davranış biçimlerini görünmez şekilde şekillendiriyor mu?
Ekrandaki Normlar, Gerçek Hayatın Ölçütleri Oluyor
Çocuklar gördüklerini modelleme eğilimindedir. Onlar için ekranda sık tekrarlanan davranışlar, “normal” kabul edilir. Sürekli aldatmanın konuşulduğu; ilişkilerin samimiyet değil entrika üzerine kurulduğu; sevginin değil gücün merkeze alındığı; sorunların konuşarak değil şiddetle çözüldüğü diziler izleyen bir çocuğun, ileride kendi hayatında sağlıklı ilişkiler kurmasını beklemek ne kadar gerçekçidir?
Toplumsal değerlerin nesilden nesile aktarıldığı en güçlü alanlardan biri medya iken, bu değerin içinin boşaltılması; çocuğun güven, adalet, sadakat, emek gibi kavramları yanlış bir perspektiften öğrenmesine neden olabilir.
Şiddetin Estetize Edilmesi ve Normalleşmesi
Mafya tipolojisinin neredeyse karizmatik bir kahraman gibi sunulması, silahın bir güç göstergesi haline getirilmesi, hukukun geri planda bırakılıp bireysel adaletin ön planda tutulması, özellikle genç zihinlerde “şiddet = çözüm” algısı oluşturabiliyor.
Gerçek hayatta bedeli ağır olan davranışlar, ekranda hiçbir sonuç doğurmadan romantikleştirilince, toplumun suç algısı da belirsizleşiyor. Böyle bir belirsizlik ise ileride hem bireysel hem toplumsal düzlemde güvensizlik ve kaos ortamını besler.
Aile Yapısına Yansıyan Görünmez Çatlaklar
Türk aile yapısının önemli sacayaklarından biri sadakat, diğeri ise güven duygusudur. Dizi sektöründe aldatmanın sıradan bir olaymış gibi sunulması, ilişkilerde sınırların silikleşmesine, toleransın değişmesine ve kavramların içinin boşalmasına neden oluyor. Bir davranışın sürekli tekrar edilmesi, toplum gözünde o davranışın meşruiyetini artırır. Bu durum da uzun vadede ilişkilerde güven krizlerini, aile yapısında bozulmaları tetikleyebilir.
Çocuklarımız İçin Nasıl Bir Yol Haritası?
Elbette çözüm “yasaklamak” değildir; çözüm bilinçli bir medya okuryazarlığı yaratmak, çocuk ve genç içeriklerini desteklemek, senaryolara çeşitlilik ve nitelik kazandırmakla mümkündür. Dram elbette olacak, çatışma da olacak; ancak bu gerilim unsurlarının değerleri yıpratmadan işlenmesi gerekir.
Çocuklarımızın zihnindeki kahramanların yalnızca silah tutan ya da yasa çiğneyen karakterler olmaması için; iyiliği, emeği, adaleti, dürüstlüğü ön plana çıkaran hikâyelere de ihtiyaç var.
Sonuç: Toplumu Dizi Değil, Tercihlerimiz Şekillendirir
Diziler elbette tek başına toplumu değiştirmez; ancak uzun vadede davranışları, beklentileri ve değerleri etkileme gücüne sahiptir. Çocuklarımızın geleceğini daha sağlam temellere oturtmak istiyorsak, onların karşısına çıkan ekran içeriklerini sorgulamak, alternatifler sunmak ve medya tüketimini dengelemek zorundayız.
Unutmayalım !
Ekranda gördüklerimiz yalnızca birer kurgu değil; aynı zamanda toplumun yarınını aydınlatan ya da karartan bir projektördür
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

