Mahmut Arıkan, Grup Toplantısı'nda konuştu: ''Muhsin Yazıcıoğlu dosyasını raftan indirebilecek misiniz?''
Mahmut Arıkan, Grup Toplantısı'nda konuştu: ''Muhsin Yazıcıoğlu dosyasını raftan indirebilecek misiniz?''
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) düzenlenen haftalık Grup Toplantısı'nda açıklamalarda bulundu.
TBMM'de düzenlenen haftalık Grup Toplantısı'nda konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.
ARIKAN'DAN KRİTİK AÇIKLAMALAR
Arıkan, Türkiye'nin ekonomi, adalet, dış politika ve toplumsal yozlaşma gibi temel meselelerine dair iktidara yönelik eleştirilerini dile getirdi ve partinin çözüm odaklı duruşunu vurguladı:
-
Avrupa Birliği ve Dış Politika: AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in Türkiye'yi tehdit olarak niteleyen açıklamaları reddedildi; Türkiye'nin dış politikasını ve konumunu kendi gücüyle belirleyeceği vurgulandı.
-
Doğu Akdeniz ve Kıbrıs: Fransa'nın Güney Kıbrıs'ta kalıcı askerî varlık oluşturma girişimine iktidarın sessiz kalması eleştirildi. KKTC'nin görünürlüğünü artıracak yeni bir diplomatik program ve Doğu Akdeniz için kalıcı bir askerî strateji talep edildi.
-
Adalet ve Siyasi Davalar: Faili meçhul cinayet dosyalarının yeniden açılması olumlu bulundu; Muhsin Yazıcıoğlu, Tahir Elçi, Uğur Mumcu ve Thodex gibi dosyaların da raftan indirilerek aydınlatılması çağrısı yapıldı.
-
Nüfus Artışı ve Ekonomi: İktidarın "en az üç çocuk" politikasının ekonomik zorluklar nedeniyle çöktüğü, doğum oranının 2,16'dan 1,48'e düştüğü belirtildi.
-
Borçluluk ve Sefalet Endeksi: Türkiye'nin Dünya Sefalet Endeksi'nde 3. sıraya yerleştiği; 23,5 yılda vatandaşın banka borçlarının 929 kat, asgari ücretin ise sadece 150 kat arttığı ifade edildi.
-
Emekli İkramiyeleri ve Kurban Bayramı: 2018 yılında bin liralık ikramiyeyle kurban kesilebildiği, bugün 4 bin liralık ikramiyeyle kurban hissesine dahi girilemediği aktarıldı. Emeklilere Kurban Bayramı'nda bir maaş tutarında ikramiye verilmesi için Meclis'e kanun teklifi sunulacağı duyuruldu.
-
Madencilik Politikaları: Türkiye'de uygulanan madenciliğin doğayı tahrip eden bir sömürü sistemine dönüştüğü savunuldu; Karadeniz bölgesi başta olmak üzere ruhsatların vergi cennetlerindeki yabancı şirketlere verilmesine tepki gösterildi.
-
İşçi Hakları: Hak arayan 110 madencinin direnişine destek verildi, patronların ve sermayenin devletten ya da hukuktan üstün olmadığı belirtilerek 1 Mayıs öncesinde emeğin savunulacağı dile getirildi.
ARIKAN'IN KONUŞMASININ TAM METNİ
Değerli arkadaşlar;
Zor zamanlardan geçtiğimiz bir dönemdeyiz.
Birçok alanda önemli krizlerle karşı karşıyayız.
Bizler inanıyoruz ki ne kadar sorun yaşarsak yaşayalım milletimizin ferasetiyle yapılacak ilk seçimlerden sonra;
86 milyon insanımızın tamamına;
· Refah,
· Adalet,
· Huzur,
· Ve umut
Bu meclis çatısı altında gelecektir.
Bugün icra ettiğimiz toplantının bu güzel günlere vesile olmasını temenni ediyorum.
1. VON DER LEYEN’İN İTİRAFLARI
Değerli arkadaşlar;
Avrupa’nın gözü bu aralar yine bizim ülkemizde.
Geçtiğimiz hafta
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı
Ursula von der Leyen'in küstah açıklamalarını gördük.
Ursula von der Leyen;
Ülkemizi
Rusya ve Çin ile birlikte “Avrupa için” tehdit olarak görüyormuş.
Türkiye’nin Avrupa için birçok konuda hayati bir önemde olduğunu bilmesine rağmen;
Sarf ettiği sözler, bizden ziyade Avrupa’nın geleceği için düşündürücü ve üzücüdür.
Ursula von der Leyen şunu bilmelidir;
Türkiye bu coğrafyada
bin yıllık tarih boyunca, Avrupa’ya ihtiyaç duymadan,
kendi gücü ve imkânları ile ayakta kalmıştır!
TÜRKİYE tarihin her döneminde;
Kefenin bir tarafında denge unsuru değil;
BİZZAT TERAZİNİN KENDİSİ OLMUŞTUR.
Türkiye’nin
· nerede konumlandığını da,
· dış politikasını da;
Ne ABD sefirleri
ne de AB komiserleri belirleyemez,
HADLERİ DE DEĞİLDİR.
Bundan dolayı,
Ne Ursula von der Leyen ne de başka biri;
· Türkiye'ye yer göstermeye,
· Ülkemize yön belirlemeye kalkışmasın!
2. FRANSA’NIN GÜNEY KIBRIS HAMLESİ
Değerli arkadaşlar,
Görüyoruz ki;
-Türkiye ne yaparsa yapsın-,
Avrupa siyasetinin
Bize bakışlarındaki eski refleksler hiç değişmiyor.
Geçtiğimiz hafta;
Fransa’nın,
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile
bir anlaşma yapmaya hazırlandığı,
Rum kesiminde asker bulunduracağı,
bu varlığı da kalıcı hâle getireceği gündeme geldi.
Hayrola Fransa, hayrola Macron?
Kıbrıs’ta ne işiniz var, ne yapmaya bölgeye geliyorsunuz?
Doğu Akdeniz’e barış aramak için gelmeyeceğinizi dünya âlem biliyor!
Şunu artık kabül edin:
Kıbrıs meselesi,
Rum yönetimi ve Yunanistan’ın tek başına karar vereceği bir mesele değildir.
Hiç kimse
· Türk kesimini yok sayarak,
· Türkiye’nin garantörlük haklarını hiçe sayarak
Doğu Akdeniz’e askerî yığınak yapamaz.
Fransız’ların ve Rum’ların bu hamlesi;
Kıbrıs meselesini ÇÖZÜM MASASINDAN alıp,
İsrail’e destek amacı güden
ASKERÎ HESAPLARIN MASASINA koyma girişimidir.
Peki…
Bu olan biten karşısında iktidar ne yapıyor?
Geçen hafta Antalya’da Tom Barrack’ın hadsizliği karşısında ne yapıyorsa Macron’un bu yaptığı karşısındada aynı şeyi yapıyor.
Sessiz sessiz olan bitenleri izlemekle yetiniyor.
İktidar yetkilileri;
bu olay,
Sessizce beklenip, geçiştirilecek bir KRİZ değildir.
Altını çizerek söylüyorum:
BU BİR KRİZDİR.
Bugün “insani amaçlı” denilen tesislerin,
yarın askerî operasyonların lojistik merkezi hâline geleceğini kestirebilmek için dış politikada uzman olmaya gerek yok!
Nitekim;
Macron daha üç gün önce ne dedi?
Yunanistan ve Türkiye arasında olası bir savaşta,
Yunanistan’ın yanında olacaklarını söyledi.
Tüm bunlardan dolayı, Türkiye harekete geçmelidir!
İlk olarak;
Avrupa’ya şu gerçek en yüksek perdeden açıklanmalıdır:
KIBRIS;
GÜNEY KIBRIS’TAN İBARET DEĞİLDİR.
İkincisi;
Kıbrıs’ta Türk kesimin rızası olmadan yapılan her askerî anlaşmanın,
ada barışını zedeleyeceği, sonuçlarının ağır olacağı
dünya kamuoyuna açık açık anlatılmalıdır.
Üçüncüsü;
Hiç vakit kaybetmeden
KKTC’nin uluslararası görünürlüğünü artıracak yeni bir programa başlanmalıdır.
Dördüncüsü;
Doğu Akdeniz ve Kıbrıs özelinde yeni bir güvenlik politikası ve askerî strateji oluşturulmalıdır.
Bu strateji günlük tepkilere bağlı olmamalı; kalıcı, kurumsal ve çok boyutlu olmalıdır.
Bilinmelidir ki;
· Kıbrıs bizim için
“Milli” bir davadır.
· Şehit kanıyla, mücadeleyle, sabırla yoğrulmuş bir emanettir.
· Bu emanete sahip çıkmak,
öncelikle iktidarın,
sonra bütün milletimizin tarihî sorumluluğudur.
Buradan İktidarı,
Bu tarihi sorumluğa uygun davranmaya davet ediyorum!
3. ADALETTE AKIL ALMAZ ÇELİŞKİLER
Değerli arkadaşlar, kıymetli misafirler;
Ülkemizdeki en büyük kriz olan “Adalet” konusuna
her zaman dikkat çekiyoruz.
Üzülerek söylüyorum,
Türkiye’de adalet konusundaki akıl almaz çelişkiler
-maalesef- başımızı döndürmeye devam ediyor!
Geçtiğimiz hafta
Gülistan Doku kızımızın devam eden davasını bu kürsüye taşımıştık.
-6 yıl sonra da olsa-
bu dosyanın açılmasını,
faillerinin adalet karşısına çıkartılması konusundaki çalışmaları
takdirle karşılıyoruz.
Eğer bu dosyada ucu kime giderse gitsin,
hakikat bütün yönleriyle ortaya çıkarılırsa,
bu sadece Gülistan Doku’nun ailesi için değil;
adalet bekleyen bütün aileler için yeni bir umut kapısı olacaktır.
4. FAİLİ MEÇHULLER
Değerli Arkadaşlar;
Bununla ilgili bir başka işaret de
adalet bakanı tarafından verildi.
Sayın Bakan
“75 ildeki 638 dosya ve 693 maktule ilişkin kapsamlı inceleme süreci” başlattıklarını duyurdu.
Arkadaşlar sıradan bir istatistikten bahsetmiyoruz!
693 maktul demek;
693 can, 693 hayat demek,
693 Anne, baba, kardeş, evlat demek!
Merak ediyoruz:
Bu 693 canın akıbetinin aydınlatılması için,
O raflarda bekletilen klasörlerin indirilmesi için;
İlla bakanın mı değişmesi gerekiyordu?
Düne kadar bu dosyalar neden raflarda bekletildi?
Kimse kusura bakmasın!
Adalet;
iktidarın ihtiyaç duyduğu anda raftan indireceği
BİR ARAÇ DEĞİLDİR!
5. PEKİ SİYASİ DAVALAR?
Peki;
Faili meçhuller için gösterdiğiniz kararlılığı,
“siyasi cinayet davalarını” da raflardan indirerek gösterebilecek misiniz?
· Mesela;
Hala soru işaretleri, tam anlamıyla aydınlatılamayan
MUHSİN YAZICIOĞLU dosyasını raftan indirebilecek misiniz?
· Diyarbakır’ın göbeğinde cinayete kurban giden
TAHİR ELÇİ dosyasını raftan indirip üzerine gidebilecek misiniz?
· Türkiye’nin hafızasında hâlâ açık bir yara olarak duran,
UĞUR MUMCU suikastının
üzerindeki sis perdesini kaldırmak için
bu dosyayı yeniden ele alabilecek misiniz?
· Binlerce insanın mağdur olduğu
THODEX dosyasında,
“bir kişi öldü, dosya kapandı” kolaycılığına sığınmadan,
bu vurgunun arkasındaki bütün ilişkiler ağını ortaya çıkarabilecek misiniz?
Mahkeme salonlarının PR ajansına,
Hukukun kişisel ajandalara dönüşmemesi için
bir kez daha çağrıda bulunuyoruz;
Her koşulda,
Her yerde,
Her dosyada,
HERKES İÇİN ADALET DİYORUZ.
6. AİLE MESELESİ VE EN AZ ÜÇ ÇOCUK
Değerli arkadaşlar;
İktidarın çözmek için başına geçip, çözüm bulamadığı sorunlardan biri de;
nüfus artış hızı meselesi!
Hatırlayacaksınız;
Sayın Cumhurbaşkanı “En az üç çocuk politikasını”
ilk kez 7 Mart 2008'de Uşak'ta;
8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle düzenlenen programda dile getirmişti.
Demişti ki;
“Türk milletinin kökünü kazımak istiyorlar. Eğer nüfusunuzun azalmasını istemiyorsanız, her ailenin 3 tane çocuğu olmalı” demişti.
Değerli arkadaşlar, Sayın Cumhurbaşkanı
Bunu dile getirdiğinde bu sorunu çözeceğiz dediği tarihte;
Türkiye’de doğum oranı 2,16' idi.
Aradan tam 16 yıl geçti birçok şey yapıldı, Türkiye’de doğum oranı bugün ne arkadaşlar;
1,48…
Yıllarca nikah merasimlerinde en az üç çocuk diyerek,
şov yaparak bu sorunu çözeceğinizi zannettiniz;
Ama bugün,
böyle giderse önümüzdeki 5 yıl içinde ilkokuldaki çocuk oranımız 900 bin azalacak açıklaması yapmak zorunda kaldınız.
Sebep?
Sebep belli arkadaşlar!
Sebep Ak Parti iktidarı, başka yerlerde sebep aramaya gerek yok
· Karşımızda sözü ile icraatları asla birbiriyle uyuşmayan bir iktidar var.
· Karşımızda çocuk yoksulluğunda Avrupa’da ülkemizi lider yapan bir iktidar var.
Şu grafiğe bakar mısınız? (((Görsel 1)))
Mavi çizgi, 2018-2026 (CHS’ne geçtikten sonra) yılları arasındaki yıllık bebek bakım maliyetini gösteriyor.
Kırmızı çizgi ise, yine aynı yıllar arasındaki bebek doğum sayısını gösteriyor.
Yıllar içerisinde,
Maliyetler arttıkça, doğum sayısı düşüyor.
O yüzden iktidara soruyoruz;
Gençlerin ekonomik tablodan dolayı evlenemediği, çocuk sahibi olamadığı
Bu bozuk düzeni inşa edip
hangi mantıkla en az üç çocuk dediniz?
7. SEFALET ENDEKSİ
Çocuk çocuk diyorsunuzda o çocuklarımız nasıl bir Türkiye’de dünyaya geliyorlar?
Çocuklarımızın yaşadıklarını anlamlandırmak için
öyle uzun uzun teori anlatmaya gerek yok.
Değerli arkadaşlar;
Türkiye, bugün
Dünya sefalet endeksinde üçüncü sırada.
Şu tabloya bakarmısınız? (((Görsel 2)))
1. Venezuela
2. Sudan
3. Türkiye
4. İran
5. Arjantin
9. sırada Lübnan var.
Türkiye’yi bu listeye kim soktu?
Bu milleti Venezuela’yla, Sudan’la aynı ekonomik kader tablosuna kim mahkûm etti?
Yaparsa AK Parti yapardı, yine AK Parti yaptı!
İktidara bir kez daha sesleniyorum, o şatafatlı koltuklarınızdan kalkın;
· Çarşıya çıkın.
· Esnafın defterine bakın.
· Köylünün perişanlığını görün,
· Vatandaşın banka hesabına bakın.
İşte orada bu sefaleti göreceksiniz.
Türkiye’de
32 Milyon 200 bin hesap “eksi hesap” olarak bilinen Kredili Mevduat Hesabını kullanıyor.
Yani Türkiye’nin 3’te biri olmayan bir parayı harcıyor.
Vatandaşlarımızın bankalara borcu (((Görsel 3-A)))
AK Parti iktidara geldiğinde
sadece 6,5 milyar TL idi.
Bu rakam bugün ne kadar biliyor musunuz?
6 trilyonu aşmış durumda!
23,5 yılda milletimizin bankalara olan borcu tam 929 kat artmış.
Pekii
Bu 23,5 yılda asgari ücret kaç kat artmış biliyor musunuz? (((Görsel 3-B)))
sadece 150 kat!
İşte bu tablodan dolayı
AK Parti Türkiye’yi sefalet endeksinde dünya 3.’sü yaptı!
8. EMEKLİ, İKRAMİYE VE BAYRAM
Değerli arkadaşlar,
Bu ülkede sefaletin en ağırını yaşayan kesimlerin başında emeklilerimiz geliyor.
Fakat bakıyoruz,
İktidar;
gayri safi milli hasılanın
Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaştığını söyleyerek
Övündükçe övünüyor!
Ancak aynı tablo içinde;
· Et fiyatlarının,
· Kira bedellerinin,
· Hayat pahalılığının,
· açlık ve yoksulluk sınırının
Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine çıktığını söylemiyorlar!
İşte!
Kurban Bayramı yaklaşıyor!
Ramazan’da bir kilo kıyma alamayan emeklimiz, asgari ücretlimiz;
Kurbanda da kurban kesemeyecek, yine evine et girmeyecek.
Emekli bayram ikramiyesi ilk defa verildiğinde, yani 2018 yılında;
Emekli ikramiyesi 1000 liraydı.
Diyanet’in yurt içi kurban bedeli ise 850 liraydı.
Yani bir emekli, aldığı bayram ikramiyesiyle kurban kesebiliyordu.
Aradan 8 yıl geçti…
Bugün;
Emekli ikramiyesi 4 bin lira.
Diyanet’in yurt içi kurban bedeli ise 18 bin lira oldu.
8 yılda emekli ikramiyesi 4 kat arttı, kurban bedeli ise 21 kat arttı…
Yani bugün 4 emekli bir araya gelse;
bırakın bir kurban kesmeyi,
bir hisseye bile giremiyor.
İşte Türkiye’nin geldiği yer burasıdır!
Değerli arkadaşlar,
Yapılacak şey bellidir.
Biz daha önce;
en düşük emekli aylığının en azından asgari ücret seviyesine yükseltilmesi
ve prim ödemelerine göre kademeli bir oranlama yapılması için
kanun teklifi verdik.
Bu talebimizi milletimizin imzasıyla destekledik.
1 milyon 200 binden fazla imzayı Meclis’e sunduk.
Geçtiğimiz bayramlarda da bu kürsüden defalarca;
“Bayram ikramiyesi en az bir maaş olmalıdır” dedik.
Şimdi, bugün buradan ilan ediyorum:
Kurban Bayramı’nda emeklilerimize bir maaş ikramiye verilmesi için
kanun teklifimizi bir kez daha Meclis Başkanlığı’na sunacağız.
Haydi bakalım gerçekten emeklimizi düşünüyorsanız,
Kurban Bayramı’na bir ay kala,
emekliye bir maaş ikramiyeyi kanunlaştıralım.
Emeklimiz, tıpkı eski günlerde olduğu gibi
Kurban Pazarında, pazarlık yapsın, kurbanını alsın
Bu sefer bayram, gerçekten BAYRAM olsun!
9. YAPTIKLARI MADENCİLİK DEĞİL EKSTRAKTİVİZM
Değerli arkadaşlar,
Ülkemizin bir diğer gündemi “madenler” ve madenciler”
Öncelikle,
Biz “Ağır Sanayi” tanımlaması ile siyaset yapmış
Siyaset
bir gelenekten geliyoruz.
Bizim başta savunma sanayi olmak üzere
maden faaliyetlerinin gerekliliğine olan ihtiyacı
görmezden gelmemiz mümkün değil.
Ancak bugün ülkemizde yaşanan şey “madencilik” değildir.
Bugün yaşadığımızın adı “Ekstraktivizm”dir.
· Doğayı bir yaşam alanı değil, hammadde deposu olarak gören;
· yerel halkın rızasını yok sayan;
· kazancı bölge dışına taşıyan;
· ormanı, suyu, toprağı tahrip eden;
· “kaz, çıkar, terk et” anlayışına
EKSTRAKTİVİZM denir.
Ordu’nun %74’ünün,
Giresun’un %85’inin ruhsatlandırılması,
bu illerimizde zengin rezerv alanlarının olduğunu değil,
bilakis yoğun bir rezervin olmadığını,
o yüzden “ne buluyorsan çıkart” mantığıyla
bu illerin neredeyse tamamının
maden faaliyetlerine açıldığını gösterir.
10. CAYMAN ADALARINI HİÇ DUYDUNUZ MU?
Pekii
bu madenleri kim işletecek?
2004 yılında
138 yabancı şirketin maden ruhsatı varken
bugün bu rakam 775’e kadar çıktı.
Yabancı şirketlere verilen arama ruhsatlarının sayısı 390 bini geçmiş.
Sırf bu şirketler
maden arayabilsin, istediği gibi kazsın diye
23,5 yılda Maden Yasası tam 21 kez değiştirildi!
Değerli Arkadaşlar,
Daha önce hiç Cayman (Keymın) Adalarının adını duydunuz mu?
Ya da Guernsey (Görnzi) Adasını?
Keymın adaları Karayiplerde…
Şu an bu toplantıyı yaptığımız TBMM’ye tam 10.427 kilometre uzaklıkta.
264 kilometrekarelik, cennet bir ada.
Bir ilimizle kıyaslayalım dedik,
Ancak en küçük ilimiz Yalova’nın bile 3’te biri.
Görnzi adası ise Manş denizinde.
O da, 2964 kilometre uzaklıkta ve yüzölçümü sadece 78 kilometrekare…
İkisi de Britanya Denizaşırı Topraklarında.
Bunları niçin söyledim biliyor musunuz?
Bugün Türkiye’de,
Bu adalara ait şirketler,
maden arama ruhsatına sahip.
Yani!
· Türkiye’nin toprağı kazılıyor;
· Türkiye’nin doğası tahrip ediliyor,
· Bizim insanımız yerinden ediliyor,
Ancak kazananlar
birkaç yandaş ile “küçük vergi cennetlerinde” kurulu şirketler oluyor!
Aslında,
Afrika ülkelerinde yaşanan model, sinsice Türkiye’ye taşınıyor.
Yaşananlar
toprağı insansızlaştırma,
insanı topraksızlaştırma sürecidir.
Karadeniz’i fındıksızlaştırma sürecidir!
Türkiye’de fındık bahçeleri bir bir maden sahasına çevrilirken,
Cüneyt Zapsu’nun Şili’de fındık yatırımı yapması ise tesadüfle açıklanamaz.
Öyle görünüyor ki;
Karadeniz’in
· ormanları,
· yaylaları,
çoktaan gözden çıkarılmış.
11. HAK ARAYAN 110 MADENCİMİZ
Değerli arkadaşlar,
Bugün Karadeniz’in toprağı nasıl birilerinin kâr hesabına teslim ediliyorsa;
o madenlerde alın teri döken işçilerimiz de aynı zihniyetin insafına terk ediliyor.
İşte!
Hakkını arayan 110 madencimizin hak arayışını
Tüm Türkiye izledi.
Ben;
alnı ak, başı dik,
Onurlu bir direniş gösteren
Tüm kardeşlerimi tebrik ediyorum.
Hani “Türkiye Yüzyılı” diyorlardı ya…
İşte biz,
geçtiğimiz bir hafta,
Bakanlığın önünde
“Türkiye Gerçeğini” izledik.
Ne var o gerçekte;
Bir mağdur var bir de mağdur eden…
Mağdur;
· 1 yıldır maaş almamış,
· Çocuğunun bursu ile geçiniyor,
· Derdini anlatacak birini arıyor,
· Bunun için yollara düşmüş!
Devlet,
Uzunca bir süre
mağduru muhatap almıyor!
Bilakis, devlet;
mağdur eden patronu muhatap alıyor!
Değerli arkadaşlar,
Buna Ahbap-Çavuş ekonomisi derler!
İşte Türkiye Yüzyılının, AK Parti iktidarının iş tutuşu tam olarak burada görülüyor!
İktidar baktı ki,
algı istedikleri gibi değil;
ancak o zaman mağduru da muhatap almak zorunda kaldı!
Emekçilerimizin,
Geç de olsa muhatap alınmasını
ücretlerinin ödenmeye başlanmasını olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.
Ancak 15 günlük sürenin,
Yeni bir sorumsuzluğa dönüşmesine asla izin verilmemelidir.
Bugün ben de;
Emek ve hak arayışındaki kardeşim gibi bu kürsüden soracağım: (((Görsel 4)))
“Patron Devletten Büyük mü?”
HAYIR!
Ne olursa olsun;
Patron, devletten büyük değildir!
Sermaye, hukuktan üstün değildir!
Hiçbir şirket, hiçbir holding, hiçbir çıkar grubu;
bu milletin alın terinden, emeğinden, hakkından daha kıymetli değildir!
· Babaları,
çocuklarının yanında ağlatan,
· Hakkını
alın teri ve göz pınarları kuruduktan sonra veren
bu düzeni
DEĞİŞTİRMEK ZORUNDAYIZ
VE DEĞİŞTİRECEĞİZ İNŞALLAH!
1 MAYIS EMEK VE DAYANIŞMA GÜNÜ
Değerli arkadaşlar, kıymetli milletvekilleri,
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü yaklaşırken açıkça söylüyoruz:
Bu ülkede mesele,
· yalnızca belli işyerleri
· ya da belli sektörler
değildir.
Mesele,
emeğin topyekûn değersizleştirilmesidir.
Bugün sadece madenciler değil;
mühendisler, avukatlar, öğretmenler, gençler;
Bir zamanlar “orta sınıf” denilen kesimler de artık
· geçim derdiyle,
· işsizlikle,
· güvencesizlikle
karşı karşıyadır.
Bugün mesele, Türkiye’nin meselesidir.
Mesele hepimizin meselesidir.
Emeğin ve alın terinin mücadelesi;
bir ücret meselesi olmanın ötesine geçmiştir.
Bu, insanın insan gibi yaşama mücadelesidir.
1 Mayıs’ın anlamı da tam olarak budur:
· Emeğin görünür olmasıdır.
· Sömürüye karşı söz söylemektir.
· İnsanın bir rakam olmadığını hatırlatmaktır.
Biz buradan tarihe not düşüyoruz:
· İnsanımızın emeğini ve alın terini sömüren,
· onurunu ve haysiyetini hiçe sayan,
· bu çürümüş düzen
değişmelidir.
Ve biliyoruz ki bu düzeni;
· merhameti ve yüksek bir ahlakı kuşanmış,
· hakkı ve hukuku üstün tutan,
· adalet arayışında olan tüm insanların
ortak çabası değiştirecektir.
Bu vesileyle sözlerimi bitiriyor,
Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

