Mehmet Sönercan Yazdı: Başarıya Giden Yolda Kalbi Unutmamak
Mehmet Sönercan Yazdı: Başarıya Giden Yolda Kalbi Unutmamak
Pusula Akıl, Kaptan Kalp
İnsan bazen kalabalıkların ortasında yalnız kalır. Gürültünün içinde bir sessizlik, ışıkların içinde bir karanlık taşır. Dışarıdan bakıldığında modern dünyanın parçası gibi görünür; telefonu vardır, ekranı vardır, hızla akan bir hayatın içindedir. Ama iç dünyasında çoğu zaman fark etmediği başka bir âlem yaşar.
Bu âlem, büyük mutasavvıf Muhyiddin İbnü'l-Arabî’nin ifadesiyle bir memleket gibidir. Bir insanın bedeni ve ruhu, içinde farklı güçlerin yaşadığı bir ülkedir. Eğer bu memleket eğitilirse şehir olur; düzeni, adaleti ve huzuru olan bir medeniyete dönüşür. Ama eğitilmezse, sahipsiz bırakılırsa…
Oraya yavaş yavaş bir orman çöker.
Ve ormanda kanun farklıdır.
Ormanda güçlü olan kazanır, zayıf olan kaybolur.
Ormanda merhamet değil, içgüdü konuşur.
Bugün insanın en büyük mücadelesi aslında dış dünyayla değil, kendi içindeki bu ormanla verdiği mücadeledir.
21. yüzyıl insanı, tarihte hiç olmadığı kadar bilgiye sahip. Bir düğmeye dokunarak dünyanın öbür ucuna ulaşabiliyor. Haberler, görüntüler, yorumlar, fikirler… Her şey bir anda önümüze düşüyor.
Ama garip bir şekilde, bilgi arttıkça insanın içindeki huzur aynı oranda artmıyor.
Çünkü insanın meselesi sadece bilmek değildir.
İnsanın meselesi yön bulmaktır.
Bazen gençler bana soruyor:
“Hocam, bu kadar seçenek varken insan nasıl doğru yolu bulacak?”
İşte tam burada kadim hikmet bize bir şey söylüyor. İnsan hayatı bir yolculuktur ve bu yolculukta iki büyük güç vardır: akıl ve kalp.
Bugünün dünyası aklı çok öne çıkarıyor. Sınavlar, kariyer planları, rekabet… Her şey aklın keskinliği üzerine kurulmuş gibi.
Oysa hakikatin dili biraz daha derindir.
Akıl tek başına yeterli değildir.
Akıl Bir Pusula, Kalp İse Kaptandır
İnsanın aklı çok güçlü bir araçtır. Akıl analiz eder, hesap yapar, plan kurar. Önüne çıkan yolları ölçer, tartar, en kısa ve en hızlı olanı bulur.
Bu yönüyle akıl bir pusula gibidir.
Pusula size yönü gösterir. Kuzeyi, güneyi, doğuyu, batıyı işaret eder. Fırtınada bile yönünüzü kaybetmemenizi sağlar.
Ama pusula tek başına gemiyi hareket ettiremez.
Gemiyi gerçekten hareket ettiren, rotayı seçen ve yelkenleri rüzgâra açan biri vardır: kaptan.
İşte o kaptan kalptir.
Kalp,insanın içindeki en derin merkezdir. Orada merhamet vardır, vicdan vardır, sevgi vardır. İnsan bir karar verirken aslında sadece aklıyla değil, kalbiyle de karar verir.
Bazen akıl “kazan” der ama kalp “incitme” der.
Bazen akıl “hızlı ol” der ama kalp “sabret” der.
İnsanı insan yapan da işte bu iki ses arasındaki dengedir.
Eğer pusula varsa ama kaptan yoksa, gemi bir anlam ifade etmez.
Eğer kaptan varsa ama pusula yoksa, gemi rotasını kaybedebilir.
Gerçek bilgelik, akıl ile kalbin kavga etmesi değil; birlikte çalışmasıdır.
İçimizdeki İki Kurt
Kadim bir hikâye vardır.
Yaşlı bir bilge torununa insanın içindeki mücadeleyi anlatır:
“Her insanın içinde iki kurt yaşar” der.
“Bu kurtlar sürekli savaş halindedir.
Biri öfkeyi, kıskançlığı, kibri ve nefreti temsil eder.
Diğeri ise huzuru, sevgiyi, umudu ve merhameti.”
Torun merakla sorar:
“Peki dede, hangi kurt kazanır?”
Yaşlı bilge gülümser ve şöyle cevap verir:
“Hangisini beslersen… o kazanır.”
Bu basit gibi görünen hikâye aslında insan psikolojisinin en derin gerçeğini anlatır. İnsan, her gün küçük tercihler yapar.
Bir söz söylemeden önce durur mu, yoksa kırar mı?
Bir hata gördüğünde affeder mi, yoksa büyütür mü?
Bir başarı elde ettiğinde paylaşır mı, yoksa kibirlenir mi?
İşte o küçük tercihler, içimizdeki kurdun hangisinin büyüyeceğini belirler.
Kant’a göre insanı diğer canlılardan ayıran şey, sadece hayatta kalma içgüdüsüyle değil, kendi koyduğu ahlaki ilkelere göre hareket edebilmesidir. Yıldızlı gökyüzü dışımızdaysa, o 'vicdan' dediğimiz ses içimizdedir. Hangi kurdu besleyeceğimiz, aslında kendimize verdiğimiz bir sözdür.
Gerçek Medeniyet Nedir?
Bugün medeniyet denince çoğu zaman teknoloji akla geliyor. Yüksek binalar, hızlı trenler, yapay zekâ, büyük şehirler…
Bunların hepsi önemlidir. Ama medeniyet sadece betonla ölçülen bir şey değildir.
Gerçek medeniyet, insanın öfkesini yönetebilmesidir.
Gerçek medeniyet, güçlü olduğu halde merhamet gösterebilmesidir.
Gerçek medeniyet, insanın “Ben haklıyım” diyebileceği bir yerde bile “Belki de affetmek daha doğrudur” diyebilmesidir.
Bir insan en öfkeli anında durabiliyorsa,
bir başkasını incitmemek için kendini tutabiliyorsa,
işte o an içindeki orman biraz daha şehre dönüşür.
Sevgili gençler, hayatınız boyunca birçok şey öğreneceksiniz. Dersler, meslekler, sınavlar, hedefler… Bunların hepsi önemlidir.
Ama bir şeyi sakın unutmayın:
İnsan sadece başarılarıyla değil, kalbiyle büyür.
Aklınızı geliştirin. Okuyun, öğrenin, düşünün.
Ama kalbinizi de ihmal etmeyin.
Çünkü kalp küçülürse, akıl büyüse bile insan eksik kalır.
Bir gün büyük işler yapabilirsiniz. Büyük başarılar elde edebilirsiniz. Ama eğer kalbinizde merhamet yoksa, o başarılar sizi mutlu etmeye yetmez.
İnsan bazen dünyayı fetheder ama kendi kalbini kaybeder.
Oysa gerçek zafer, insanın kendi içindeki karanlığı yenmesidir.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

