Mehmet Sönercan Yazdı: BENİ KAYBETTİN: MODERNİTENİN KISKACINDA GENÇLİK VE İÇİMİZDEKİ ENDÜLÜS

Gündem 01.02.2026 - 14:41, Güncelleme: 01.02.2026 - 14:41
 

Mehmet Sönercan Yazdı: BENİ KAYBETTİN: MODERNİTENİN KISKACINDA GENÇLİK VE İÇİMİZDEKİ ENDÜLÜS

David Kinnaman, "You Lost Me" (Beni Kaybettin) adlı o meşhur çalışmasında, dijital çağın şafağında büyüyen neslin kurumsal dinden neden koptuğunu sarsıcı bir netlikle ortaya koyar. Kinnaman’ın verilerle sunduğu tablo, sadece Batı dünyasının veya Hristiyan mahallelerin sorunu değildir; bu, küreselleşen dünyada "anlam" arayan her gencin ortak sızısıdır.
Gençler, dinin modern hayatın karmaşıklığı karşısında "sığ" kaldığını, sorularına "korumacı" ve "yargılayıcı" cevaplar verildiğini hissettiklerinde tek bir cümle kuruyorlar: "Beni kaybettin." Bu kopuş, çoğu zaman Tanrı’ya bir isyandan ziyade, Tanrı’yı temsil iddiasında olanların diline ve yöntemine duyulan bir hayal kırıklığıdır. Kinnaman gençleri üç gruba ayırır: Dinden tamamen kopan ayrılanlar, bir yere ait hissetmeyen göçebeler ve inancını sivil hayatta yaşamaya çalışan ama kurumlarla bağı kopmuş sürgünler. Peki, biz bu tablonun neresindeyiz? Bizim gençlerimiz, İslam medeniyetinin o muazzam nehirlerinden abdest almak yerine, neden modernitenin kurak çöllerinde serap peşinde koşuyor? Kinnaman’ın teşhisine, İslam’ın hikmet dolu reçetesiyle bakmanın vakti gelmiştir. Sığlığa Karşı Derinlik: İbn Arabi’nin Mirası Kinnaman, gençlerin dini "sığ" bulduğunu söyler. Eğer biz dini sadece yasaklar listesine, şekilci bir ritüel yığınına indirgersek, modernitenin sunduğu renkli ve çok boyutlu dünya karşısında gencin ruhu daralacaktır. Oysa İslam medeniyeti, sığlığın panzehiri olan muazzam bir derinliğe sahiptir. Şeyh-ül Ekber İbn Arabi’nin penceresinden baktığımızda, varlık sadece maddeden ibaret değildir. Gençlerin "hayatın anlamı ne?" sorusuna, Arabi’nin "Tecelli" kavramıyla cevap vermeliyiz. Allah her an yeni bir şe’ndedir (iştedir). Sanatın estetiğinde, bilimin merakında, doğanın matematiğinde O’nun tecellilerini göremeyen bir din anlatısı, genci ikna edemez. Gençlik, klişelerin ötesinde bir "hayret" makamı arıyor. Biz onlara "yapma" dediğimiz kadar, kâinattaki o muazzam sanatı "oku"mayı öğretebilseydik; inanç onlar için bir pranga değil, bir kanat olurdu. İbn Arabi bize öğretir ki; kalp, sürekli halden hale giren (takallüb eden) bir cevherdir. Modern gence, kalbinin değişkenliğini bir kusur değil, bir arayış imkânı olarak sunmalıyız. "Beni kaybettin" diyen gence, "Sen aslında kendi derinliğini henüz keşfetmedin" diyebilmeliyiz. Sorgulamadan Korkmayan İman: İmam Gazali’nin Yolu Kinnaman’ın bir diğer tespiti, dinin "soru sormaya kapalı" olduğu algısıdır. "Sorma, sadece inan" telkini, aklın kutsandığı bir çağda genci dinden hızla uzaklaştırır. Oysa bizim geleneğimizde İmam Gazali gibi bir dev vardır. Gazali, hakikati bulmak için sahip olduğu tüm hazır bilgileri masaya yatırmış, şüphenin karanlık dehlizlerinden geçerek yakîne (kesin bilgiye) ulaşmıştır. El-Munkızu min’ed-Dalal eseri, aslında bir gencin zihinsel bunalımlarına verilmiş en büyük cevaptır. Gazali bize der ki: "Taklidi iman, bir rüzgârla yıkılır; tahkiki iman ise sarsılmaz." Bugünün gençlerine "şüphe etmek günah değildir, şüphede takılıp kalmak kayıptır" demeliyiz. Onların akli sorgulamalarını bastırmak yerine, Gazali’nin o entelektüel cesaretiyle sorularının üzerine gitmelerini teşvik etmeliyiz. Akıl ile kalbi kavga ettiren bir din dili, Kinnaman’ın dediği gibi nesilleri kaybetmemize neden olur. Akıl kalbin feneri, kalp ise aklın pusulası olmalıdır. Modern Garipler: "Gureba" Olmak Kinnaman, gençlerin kendilerini inanç dünyasında bir "sürgün" gibi hissettiklerini anlatır. Bu yabancılaşma hissi, aslında bizim geleneğimizdeki "Gariplik" kavramıyla ne kadar da örtüşür. Efendimiz’in (sav) "İslam garip başladı, yine garip dönecek; müjdeler olsun o gariplere!" hadisi, tam da bugün dijital gürültünün ortasında ruhunu korumaya çalışan gence hitap eder. Modern dünya genci tüketime, hıza ve yüzeyselliğe zorlarken; o içinde bir yerlerde samimiyet ve sadelik arıyor. Bu arayış onu "sürgün" kılıyorsa, ona bu sürgünlüğün bir asalet olduğunu hatırlatmak gerekir. İmam Rabbani’nin mektuplarında ilmek ilmek işlediği o "istiqamet" düşüncesi, gence şu mesajı verir: Dünyanın akışına uymuyorsan, bu senin yanlış yolda olduğun değil, kendine ait bir yolun olduğu anlamına gelir. Gençlere, popüler kültürün geçici alkışları yerine, "kalbin mutmain olması"nın (tatmin olmasının) o eşsiz huzurunu teklif etmeliyiz. "Beni kaybettin" diyen nesil, aslında sahte kalabalıklar içinde kaybettiği özünü arıyor. Neyi Kaybettik, Neyi Bulmalıyız? Kinnaman’ın kitabı bize bir ayna tutuyor. Eğer gençler bizi terk ediyorsa, bu onların inançsızlığından ziyade, bizim inancı sunuş biçimimizin cansızlığındandır. İslam’ın mesajını bir "Orta Doğu nostaljisi" veya kuru bir gelenekçilik olarak pazarladığımızda, modern insanın ruhuna dokunamıyoruz. Bizim vazifemiz, dini tarihsel bir müze objesi gibi değil, her an taze ve diri bir "hayat nizamı" olarak sunmaktır. Gençler hikaye dinlemek istemiyor, hakikati yaşamak istiyor. Temsil etmediğimiz bir hakikati tebliğ edemeyiz. Son olarak; Kinnaman’ın "kayıp" dediği o nesli geri kazanmanın yolu, onları yargılamaktan değil, onlarla beraber Gazali’nin şüphesinden, İbn Arabi’nin hayretinden ve Mevlana’nın aşkından geçerek yeniden "biz" olmaktan geçiyor. "Beni kaybettin" cümlesini, "Beni yeniden inşaa et" çığlığı olarak okumaya başladığımız gün, İslam medeniyeti gençlerin zihninde yeniden çiçek açacaktır.  
David Kinnaman, "You Lost Me" (Beni Kaybettin) adlı o meşhur çalışmasında, dijital çağın şafağında büyüyen neslin kurumsal dinden neden koptuğunu sarsıcı bir netlikle ortaya koyar. Kinnaman’ın verilerle sunduğu tablo, sadece Batı dünyasının veya Hristiyan mahallelerin sorunu değildir; bu, küreselleşen dünyada "anlam" arayan her gencin ortak sızısıdır.

Gençler, dinin modern hayatın karmaşıklığı karşısında "sığ" kaldığını, sorularına "korumacı" ve "yargılayıcı" cevaplar verildiğini hissettiklerinde tek bir cümle kuruyorlar: "Beni kaybettin."

Bu kopuş, çoğu zaman Tanrı’ya bir isyandan ziyade, Tanrı’yı temsil iddiasında olanların diline ve yöntemine duyulan bir hayal kırıklığıdır. Kinnaman gençleri üç gruba ayırır: Dinden tamamen kopan ayrılanlar, bir yere ait hissetmeyen göçebeler ve inancını sivil hayatta yaşamaya çalışan ama kurumlarla bağı kopmuş sürgünler.

Peki, biz bu tablonun neresindeyiz? Bizim gençlerimiz, İslam medeniyetinin o muazzam nehirlerinden abdest almak yerine, neden modernitenin kurak çöllerinde serap peşinde koşuyor? Kinnaman’ın teşhisine, İslam’ın hikmet dolu reçetesiyle bakmanın vakti gelmiştir.

Sığlığa Karşı Derinlik: İbn Arabi’nin Mirası

Kinnaman, gençlerin dini "sığ" bulduğunu söyler. Eğer biz dini sadece yasaklar listesine, şekilci bir ritüel yığınına indirgersek, modernitenin sunduğu renkli ve çok boyutlu dünya karşısında gencin ruhu daralacaktır. Oysa İslam medeniyeti, sığlığın panzehiri olan muazzam bir derinliğe sahiptir.

Şeyh-ül Ekber İbn Arabi’nin penceresinden baktığımızda, varlık sadece maddeden ibaret değildir. Gençlerin "hayatın anlamı ne?" sorusuna, Arabi’nin "Tecelli" kavramıyla cevap vermeliyiz. Allah her an yeni bir şe’ndedir (iştedir). Sanatın estetiğinde, bilimin merakında, doğanın matematiğinde O’nun tecellilerini göremeyen bir din anlatısı, genci ikna edemez. Gençlik, klişelerin ötesinde bir "hayret" makamı arıyor. Biz onlara "yapma" dediğimiz kadar, kâinattaki o muazzam sanatı "oku"mayı öğretebilseydik; inanç onlar için bir pranga değil, bir kanat olurdu.

İbn Arabi bize öğretir ki; kalp, sürekli halden hale giren (takallüb eden) bir cevherdir. Modern gence, kalbinin değişkenliğini bir kusur değil, bir arayış imkânı olarak sunmalıyız. "Beni kaybettin" diyen gence, "Sen aslında kendi derinliğini henüz keşfetmedin" diyebilmeliyiz.

Sorgulamadan Korkmayan İman: İmam Gazali’nin Yolu

Kinnaman’ın bir diğer tespiti, dinin "soru sormaya kapalı" olduğu algısıdır. "Sorma, sadece inan" telkini, aklın kutsandığı bir çağda genci dinden hızla uzaklaştırır. Oysa bizim geleneğimizde İmam Gazali gibi bir dev vardır.

Gazali, hakikati bulmak için sahip olduğu tüm hazır bilgileri masaya yatırmış, şüphenin karanlık dehlizlerinden geçerek yakîne (kesin bilgiye) ulaşmıştır. El-Munkızu min’ed-Dalal eseri, aslında bir gencin zihinsel bunalımlarına verilmiş en büyük cevaptır. Gazali bize der ki: "Taklidi iman, bir rüzgârla yıkılır; tahkiki iman ise sarsılmaz."

Bugünün gençlerine "şüphe etmek günah değildir, şüphede takılıp kalmak kayıptır" demeliyiz. Onların akli sorgulamalarını bastırmak yerine, Gazali’nin o entelektüel cesaretiyle sorularının üzerine gitmelerini teşvik etmeliyiz. Akıl ile kalbi kavga ettiren bir din dili, Kinnaman’ın dediği gibi nesilleri kaybetmemize neden olur. Akıl kalbin feneri, kalp ise aklın pusulası olmalıdır.

Modern Garipler: "Gureba" Olmak

Kinnaman, gençlerin kendilerini inanç dünyasında bir "sürgün" gibi hissettiklerini anlatır. Bu yabancılaşma hissi, aslında bizim geleneğimizdeki "Gariplik" kavramıyla ne kadar da örtüşür. Efendimiz’in (sav) "İslam garip başladı, yine garip dönecek; müjdeler olsun o gariplere!" hadisi, tam da bugün dijital gürültünün ortasında ruhunu korumaya çalışan gence hitap eder.

Modern dünya genci tüketime, hıza ve yüzeyselliğe zorlarken; o içinde bir yerlerde samimiyet ve sadelik arıyor. Bu arayış onu "sürgün" kılıyorsa, ona bu sürgünlüğün bir asalet olduğunu hatırlatmak gerekir. İmam Rabbani’nin mektuplarında ilmek ilmek işlediği o "istiqamet" düşüncesi, gence şu mesajı verir: Dünyanın akışına uymuyorsan, bu senin yanlış yolda olduğun değil, kendine ait bir yolun olduğu anlamına gelir.

Gençlere, popüler kültürün geçici alkışları yerine, "kalbin mutmain olması"nın (tatmin olmasının) o eşsiz huzurunu teklif etmeliyiz. "Beni kaybettin" diyen nesil, aslında sahte kalabalıklar içinde kaybettiği özünü arıyor.

Neyi Kaybettik, Neyi Bulmalıyız?

Kinnaman’ın kitabı bize bir ayna tutuyor. Eğer gençler bizi terk ediyorsa, bu onların inançsızlığından ziyade, bizim inancı sunuş biçimimizin cansızlığındandır. İslam’ın mesajını bir "Orta Doğu nostaljisi" veya kuru bir gelenekçilik olarak pazarladığımızda, modern insanın ruhuna dokunamıyoruz.

Bizim vazifemiz, dini tarihsel bir müze objesi gibi değil, her an taze ve diri bir "hayat nizamı" olarak sunmaktır. Gençler hikaye dinlemek istemiyor, hakikati yaşamak istiyor. Temsil etmediğimiz bir hakikati tebliğ edemeyiz.

Son olarak; Kinnaman’ın "kayıp" dediği o nesli geri kazanmanın yolu, onları yargılamaktan değil, onlarla beraber Gazali’nin şüphesinden, İbn Arabi’nin hayretinden ve Mevlana’nın aşkından geçerek yeniden "biz" olmaktan geçiyor. "Beni kaybettin" cümlesini, "Beni yeniden inşaa et" çığlığı olarak okumaya başladığımız gün, İslam medeniyeti gençlerin zihninde yeniden çiçek açacaktır.

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.