Mehmet Sönercan Yazdı: Gizlenen Mücevher ve Arayışın Felsefesi: Kadir Gecesi
Mehmet Sönercan Yazdı: Gizlenen Mücevher ve Arayışın Felsefesi: Kadir Gecesi
Saklı Olanın İhtişamı ve Arayışın Felsefesi
Kâinatın Sahibi, en kıymetli hazinelerini hep bir perdenin ardına gizlemiştir. Tohum toprağın bağrında, inci istiridyenin karnında, can ise bedenin gizeminde saklıdır. Bu saklılık, bir esirgeme değil, bir davettir. Tıpkı ömür içine gizlenen ölüm vakti veya Esmâ-ül Hüsna içine gizlenen İsm-i Azam gibi; bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesi de Ramazan’ın hulyalı geceleri arasına bir sır gibi bırakılmıştır.
"Aramakla bulunmaz ama bulanlar ancak arayanlardır" sırrı, Kadir Gecesi’nin ruhuna vurulmuş en estetik mühürdür. İnsan nefsi, her şeyi bir kalıba dökme, bir tarihe hapsetme ve neticeyi hemen elde etme telaşındadır. Oysa bu gece, bir 'tarih' olmaktan öte bir 'tercih' meselesidir. Allah, bu geceyi Ramazan’ın sessizliği içine saklayarak kulunun sadakatini ölçer: "Acaba kulum, bin ayın hazinesini bulmak için kaç uykusunu feda edecek? Kaç gece gökyüzüne mahzun bir nazarla bakacak?" Bu saklılık, mümini her gece "belki bu gecedir" diyerek diri tutan ilahi bir terbiyedir. Her geceyi Kadir bilme bilinci, aslında ömrün her anını değerli kılma sanatıdır.
Akıl Kapıya Götürür, Kalp Anahtarı Çevirir
Kadir Gecesi’ni bulma yolculuğunda iki rehberimiz vardır: Aklın haritası ve kalbin pusulası.
Aklın Hesabı: Akıl, vahiyle aydınlandığında bir iz sürücüye dönüşür. Sünnet-i Seniyye’nin rehberliğinde takvimleri karıştırır. "Son on günde arayın" ihtarını duyar, tekli gecelerin (21, 23, 25, 27, 29) peşine düşer. Akıl için bu gece, matematiksel bir ihtimal, bir sadakat sınavıdır. O, kurallara uyar, kapıyı çalar ve usulünce bekler.
Kalbin Hissiyatı: Ama bazen akıl yorulur, hesaplar birbirine karışır. İşte o an kalp, kendi "radarını" gökyüzüne çevirir. Kur’an’ın ifadesiyle meleklerin ve Ruh’un (Cebrail Aleyhisselam) fevc fevc yeryüzüne indiği o gece, manevi atmosferde bir "yoğunluk" oluşur. Hassas ruhlar, o gece gökyüzünde tarif edilemez bir duruluk, rüzgârda üşütmeyen bir serinlik, yıldızlarda bir mahcubiyet sezerler.
Peki, Kadir Gecesi neden herkese aynı şekilde görünmez? Neden bazıları o geceyi sıradan bir zaman dilimi gibi geçirirken, bazıları arşın kapılarının gıcırdayışını işitir? İşte burada "Lütf-u İlahî" devreye girer. Bu gece, hak edene kendini bir rüya gibi, bir ilham gibi veya kalpte beliren tarif edilemez bir sevinç gibi bildirir.
Alimin Feraseti ve 23. Gece Sırrı
Yazımın bu noktasında, şahsi bir itirafımı ve yıllardır gökyüzünü izlerken kalbime düşen o sarsılmaz kanaati paylaşmak isterim. Çoğu insan 27. geceye odaklanmışken, ben her yıl Ramazan’ın 23. gecesinde gökyüzünde tarif edilemez bir "başkalık" sezerim. Yıldızların sanki daha yakın durduğu, rüzgârın bir secde serinliğiyle estiği o gece, içimden bir ses hep şunu fısıldar: "İşte bu o gece!"
Meğer bu kalbi yönelişin asırlar öncesine uzanan muazzam bir dayanağı varmış. Büyük fakih İmam Şafii Hazretleri, Kadir Gecesi’nin tespiti hususunda kendi derin ilmiyle 23. geceye çok özel bir mühür vurmuştur. İmam Şafii’nin bu tercihinin arkasında, "Cüheni Hadisi" olarak bilinen rivayet yatar. Medine’nin dışında yaşayan Abdullah bin Üneys (r.a.), mesafesi sebebiyle her gece gelemediğini söyleyince, Efendimiz (SAV) ona o muazzam sırrı fısıldamıştır: "Yirmi üçüncü gece gel!"
İşte bu noktada aklın hesapları, kalbin hissiyatıyla buluşuyor. İmam Şafii gibi bir deryanın feraseti ile bizlerin acizane gönül sızısı aynı kapıda birleşiyor. Eğer bir mümin, 23. gece gökyüzüne baktığında ruhunda bir inşirah duyuyorsa, bu ilahi bir lütuftur. İmam Şafii’nin feraseti, bizim kalbi sezgilerimize bir teselli olmaktadır. Demek ki Kadir; arayanın samimiyetine göre kapılarını açan gezgin bir nurdur.
Göklerin Dili ve Final: Bulunmak mı?
Yirmi üçüncü gece gökyüzüne baktığımda hissettiğim o sükûneti kelimelere dökmek gerekirse; o gece kainat sanki nefesini tutmuş bir aşık gibidir. Hadislerde geçen "şuaasız doğan güneş" tabiri, aslında gecenin o duru nurunun sabaha yansımasıdır. Gökyüzü o gece, insanın ruhundaki fırtınaları dindiren bir ayna vazifesi görür.
Ey dert ortağım! Eğer bu Ramazan’da gökyüzünde bir farklılık sezer de kalbinde bir titreme duyarsan; "Acaba 27 miydi?" vesvesesine kapılma. Sen o geceyi 'O' bildiysen, Allah senin için o geceyi bin aydan hayırlı kılar. Önemli olan gökteki hilali yakalamak değil, gönüldeki hilali bedir haline getirebilmektir.
Nihayetinde Kadir Gecesi, bizim fethettiğimiz bir kale değil; Allah’ın bize açtığı bir ihsan kapısıdır. Biz aradığımızı sanırız, oysa samimiyetimiz yettiğinde o bizi bulur. Kendi kadrini bilen, Kadir’in kadrine erdirilir. Kişi kendi içindeki 'benlik' perdesini araladığında, dışarıdaki 'gece' perdesi de kalkar ve o muazzam tecelliyat ayan beyan görünür olur.
En doğrusunu Allah bilir... Allahualem.

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

