Mehmet Sönercan Yazdı: Gürültü Çağında Bir Hicret: "Söz Orucu" ve Sırların Sırrı

Gündem 26.02.2026 - 17:19, Güncelleme: 26.02.2026 - 17:19
 

Mehmet Sönercan Yazdı: Gürültü Çağında Bir Hicret: "Söz Orucu" ve Sırların Sırrı

Modern Panayırda Kaybolan Ruh
Dürtülerin şaha kalktığı, her zihnin bir ekran aracılığıyla dünyaya "ben buradayım" diye bağırdığı bir gürültü çağındayız. Bakışın kirlendiği, kulağın lüzumsuzla dolduğu bu hengamede; ruhun nefes alacağı tek sığınak, kadim bir disiplin olan "duyu terbiyesi"dir. Bu terbiye, sadece mideyi aç bırakmak değil; dili, gözü ve en nihayetinde "ben"i susturmaktır. Şeyh-ül Ekber İbn Arabi, Fütuhat-ı Mekkiye’de hikmetin kapısını aralayan dört temel dayanaktan bahseder: Açlık, uykusuzluk, yalnızlık ve suskunluk (samt). Ancak Arabi için buradaki anahtar kavram "Savm"dır. Savm, kelime manasıyla sadece "yememek" değil; bir şeyden tamahı kesmek, durmak ve ondan el çekmektir. İbn Arabi’ye göre savm, insanı "eşyanın hakikatine" ulaştıran bir köprüdür. O, suskunluğu (samt) bir nevi Savm-ı Samt olarak niteler ve ikiye ayırır: Dilin Savmı: Avamın sustuğunda yaptığı, sadece kelimeleri hapsetmektir. Kalbin Savmı: Ariflerin makamıdır; kalbi, Hakk'ın dışındaki her türlü sesten ve fuzuli düşünceden "oruçlu" kılmaktır. İbn Arabi der ki; "İnsan sustuğunda, kainat onunla konuşmaya başlar." Dil sustuğunda akıl devreye girer; akıl sustuğunda ise kalp müşahedeye (görmeye) başlar. İşte "söz orucu", dışarıdaki gürültüyü kesip içerideki o ilahi tınıyı duyma çabasıdır. “De ki: Ben Rahmân için susmayı adadım; bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.” (Meryem, 26) Burada akıl ve kalp el ele verir. Akıl, dilin kapısında bir "muhafız" gibi durur; her kelimeyi "Bu söz hakikat mi? Bu söz gerekli mi? Bu söz incitici mi?" süzgecinden geçirir. Eğer söz bu süzgeçten geçemezse, kalp o sözün yükünü taşımaz. “Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin ya da sussun.” (Buhârî, Edeb 31; Müslim, Îmân 74) İbn Arabi’nin perspektifinden bakarsak; harflerin ve kelimelerin birer ruhu vardır. Rastgele sarf edilen her boş lakırdı, kalbin aynasında bir buğu oluşturur. "Söz orucu" bu buğuyu silmek, akıl vasıtasıyla kalbi saflaştırmaktır. İbn Arabi, suskunluğu sadece bir ahlak değil, bir ontoloji meselesi olarak ele alır. Ona göre harfler, mananın elbiseleridir. Manasız giydirilen her kelime, kalbin aynasını bulandırır. Bu yüzden “samt”, yani suskunluk, bir tür iç hicrettir. Dış seslerden iç sese, lafızdan manaya, gürültüden huzura yapılan yolculuktur.   "Ben Orucu" ve Ekranın Ötesi Bakış orucuyla gözü, gürültü orucuyla kulağı korumak; aslında modern insanın en büyük putu olan "ben"liği oruca yatırmaktır. Ekran orucu tutmak, başkalarının hayatlarını "dikizlemekten" vazgeçip kendi iç dünyasına hicret etmektir. İbn Arabi'nin tabiriyle "sefer der vatan" (vatanın içinde yolculuk) yapabilmek için, önce dışarıyla olan o gereksiz bağları koparmak gerekir. Bu eşsiz ayda tuttuğumuz oruç, bizi "eşyanın hakikatine" yaklaştırmalıdır. Eğer ağzımız bağlıyken klavyemiz, dilimiz veya zihnimiz lüzumsuz kelimelerle meşgulse, biz sadece mideye oruç tutturmuş oluruz. Oysa asıl olan, İbn Arabi’nin dediği gibi; dilin suskunluğunu kalbin huzuruna (huzurda olma haline) dönüştürmektir. Gelin bu kez sadece ekmeğe ve suya değil; gıybete, boş söze, kibre ve bizi bizden uzaklaştıran her türlü dijital gürültüye de "niyet ettim" diyelim. Söz orucu; – Dili dedikodudan, – Zihni dağınıklıktan, – Kalbi kibirden, – Gözü teşhirden, – Kulağı lüzumsuzdan koruma niyetidir. Bu yüzden “söz orucu”, sadece konuşmamayı değil; konuşmaya layık hale gelmeyi öğretir. Gelin bu Ramazan’da sadece aç kalmayalım; kelimelerimizi de terbiye edelim. Çünkü bazen insanın sustuğu yerde, Allah konuşur.  
Modern Panayırda Kaybolan Ruh

Dürtülerin şaha kalktığı, her zihnin bir ekran aracılığıyla dünyaya "ben buradayım" diye bağırdığı bir gürültü çağındayız. Bakışın kirlendiği, kulağın lüzumsuzla dolduğu bu hengamede; ruhun nefes alacağı tek sığınak, kadim bir disiplin olan "duyu terbiyesi"dir. Bu terbiye, sadece mideyi aç bırakmak değil; dili, gözü ve en nihayetinde "ben"i susturmaktır.

Şeyh-ül Ekber İbn Arabi, Fütuhat-ı Mekkiye’de hikmetin kapısını aralayan dört temel dayanaktan bahseder: Açlık, uykusuzluk, yalnızlık ve suskunluk (samt). Ancak Arabi için buradaki anahtar kavram "Savm"dır. Savm, kelime manasıyla sadece "yememek" değil; bir şeyden tamahı kesmek, durmak ve ondan el çekmektir.

İbn Arabi’ye göre savm, insanı "eşyanın hakikatine" ulaştıran bir köprüdür. O, suskunluğu (samt) bir nevi Savm-ı Samt olarak niteler ve ikiye ayırır:

  • Dilin Savmı: Avamın sustuğunda yaptığı, sadece kelimeleri hapsetmektir.
  • Kalbin Savmı: Ariflerin makamıdır; kalbi, Hakk'ın dışındaki her türlü sesten ve fuzuli düşünceden "oruçlu" kılmaktır.

İbn Arabi der ki; "İnsan sustuğunda, kainat onunla konuşmaya başlar." Dil sustuğunda akıl devreye girer; akıl sustuğunda ise kalp müşahedeye (görmeye) başlar. İşte "söz orucu", dışarıdaki gürültüyü kesip içerideki o ilahi tınıyı duyma çabasıdır.

“De ki: Ben Rahmân için susmayı adadım; bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.”
(Meryem, 26)

Burada akıl ve kalp el ele verir. Akıl, dilin kapısında bir "muhafız" gibi durur; her kelimeyi "Bu söz hakikat mi? Bu söz gerekli mi? Bu söz incitici mi?" süzgecinden geçirir. Eğer söz bu süzgeçten geçemezse, kalp o sözün yükünü taşımaz.

“Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin ya da sussun.”
(Buhârî, Edeb 31; Müslim, Îmân 74)

İbn Arabi’nin perspektifinden bakarsak; harflerin ve kelimelerin birer ruhu vardır. Rastgele sarf edilen her boş lakırdı, kalbin aynasında bir buğu oluşturur. "Söz orucu" bu buğuyu silmek, akıl vasıtasıyla kalbi saflaştırmaktır.

İbn Arabi, suskunluğu sadece bir ahlak değil, bir ontoloji meselesi olarak ele alır.
Ona göre harfler, mananın elbiseleridir.
Manasız giydirilen her kelime, kalbin aynasını bulandırır.

Bu yüzden “samt”, yani suskunluk, bir tür iç hicrettir.
Dış seslerden iç sese,
lafızdan manaya,
gürültüden huzura yapılan yolculuktur.

 

"Ben Orucu" ve Ekranın Ötesi

Bakış orucuyla gözü, gürültü orucuyla kulağı korumak; aslında modern insanın en büyük putu olan "ben"liği oruca yatırmaktır. Ekran orucu tutmak, başkalarının hayatlarını "dikizlemekten" vazgeçip kendi iç dünyasına hicret etmektir. İbn Arabi'nin tabiriyle "sefer der vatan" (vatanın içinde yolculuk) yapabilmek için, önce dışarıyla olan o gereksiz bağları koparmak gerekir.

Bu eşsiz ayda tuttuğumuz oruç, bizi "eşyanın hakikatine" yaklaştırmalıdır. Eğer ağzımız bağlıyken klavyemiz, dilimiz veya zihnimiz lüzumsuz kelimelerle meşgulse, biz sadece mideye oruç tutturmuş oluruz. Oysa asıl olan, İbn Arabi’nin dediği gibi; dilin suskunluğunu kalbin huzuruna (huzurda olma haline) dönüştürmektir.

Gelin bu kez sadece ekmeğe ve suya değil; gıybete, boş söze, kibre ve bizi bizden uzaklaştıran her türlü dijital gürültüye de "niyet ettim" diyelim.

Söz orucu;
– Dili dedikodudan,
– Zihni dağınıklıktan,
– Kalbi kibirden,
– Gözü teşhirden,
– Kulağı lüzumsuzdan koruma niyetidir.

Bu yüzden “söz orucu”, sadece konuşmamayı değil;
konuşmaya layık hale gelmeyi öğretir.

Gelin bu Ramazan’da sadece aç kalmayalım;
kelimelerimizi de terbiye edelim.
Çünkü bazen insanın sustuğu yerde,
Allah konuşur.

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.