Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam

MEHMET SÖNERCAN YAZDI: KURUMSAL DÜZEN VE ANADOLU MİRASI

Gündem 26.07.2026 - 20:54, Güncelleme: 26.07.2026 - 20:54
 

MEHMET SÖNERCAN YAZDI: KURUMSAL DÜZEN VE ANADOLU MİRASI

KURUMSAL DÜZEN VE ANADOLU MİRASI
Günümüz kamu kurumlarında, belediyelerde, fabrikalarda ve özel şirketlerde her gün tekrarlanan, kurumların enerjisini için için emen klasik bir tablo vardır. Bir tarafta üniversiteden yeni mezun olmuş, KPSS veya mülakatla makama atanmış, elinde diploması ve yetki belgesiyle 1 yıllık genç bir mühendis... Diğer tarafta ise aynı fabrikada veya dairede 9 yılını devirmiş, cıvatanın sesinden arızayı anlayan, sahanın tozuyla pişmiş tecrübeli bir tekniker veya usta... Ve tüm bu tablonun tepesinde, işin zamanında bitmesini, maliyetin artmamasını, kurumun zeval görmemesini bekleyen patron veya kurum amiri. Bu üçlü yapı bir araya geldiğinde genelde şu manzara yaşanır: Genç mühendis, "Son sözü ben söylerim, hiyerarşik amiriniz benim, diplomayı boşuna almadım" edasıyla emir verir. Tekniker ise tecrübenin getirdiği özgüvenle içinden ya da dışından "Sen daha portakalda vitaminken ben bu tezgahın başındaydım, bana işimi mi öğreteceksin?" diyerek direnç gösterir. Patron veya üst yönetici ise arada kalır: Bir tarafta imza yetkisi ve resmi sorumluluğu olan okumuş çocuk, diğer tarafta işi durdurursa tezgahı kilitler nitelikteki emektar usta. Sahanın Gerçeği (Yaşanmış Bir Örnek): Bir tekstil fabrikasında yeni göreve başlayan endüstri mühendisi, üretim hattındaki verimliliği artırmak amacıyla 10 yıllık usta başının çalışma sistemini değiştirmek ister. Mühendis tamamen teorik derslerde gördüğü kronometre ölçümlerine göre yeni bir akış şeması çizer. Ancak tecrübeli usta, ipliğin nem oranından makinelerin ısınma süresine kadar teoride yazmayan gerçekleri bildiği için bu plana uyamayacağını söyler. Mühendis bunu "hiyerarşiye başkaldırı" sayar; usta ise mühendisi "masabaşı cahili" olarak görür. Sonuç: Üretim durur, hatalı mallar Hiyerarşi Neden Şarttır? Kibirden Değil, Nizamdan! Bu çatışmayı çözerken düşülen en büyük hata şudur: "Gönül yapalım, kardeş olalım" diyerek hiyerarşiyi tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak. Oysa kamu idaresinde de, özel teşebbüste de hiyerarşi lüks değil, şarttır. Hiyerarşinin olmadığı yerde düzen olmaz; düzenin olmadığı yerde ise kaos, yetki karmaşası ve sorumsuzluk baş gösterir. Devlet geleneğimizde buna "Nizam-ı Âlem" denir. Bir gemide iki kaptan olmaz; kararı verecek, imzayı atacak ve iş ters gittiğinde mahkemede veya patronun karşısında hesabını verecek tek bir birinci derece sorumlu gerekir. İşte mühendisin hiyerarşik üstünlüğü tam olarak bu hukuki ve kurumsal sorumluluktan kaynaklanır. Mühendis emretme yetkisine sahip olmalıdır çünkü faturayı ödeyecek olan odur. Hiyerarşi, bir insanın diğerinden "daha üstün, daha akıllı veya daha değerli" olduğu anlamına gelmez. Hiyerarşi; kimin neyden sorumlu olduğunun, işlerin hangi sırayla yürüyeceğinin ve son kararı kimin vereceğinin belirlendiği bir iş bölümü ve nizam çizgisidir. Küresel Yönetimin Çıkmazı ve Medeniyet Aklının Farkı Küresel yönetim anlayışı hiyerarşiyi sadece soğuk prosedürlerden, disiplin yönetmeliklerinden ve ceza maddelerinden ibaret görür. "Ben amirim, yapacaksın, yapmazsan tutanak tutarım" mantığı sahadaki tecrübenin direncine çarpar ve kırılır. Tutanak tutarak iş yaptırabilirsiniz ama verim alamazsınız; korkuyla adam yönetebilirsiniz ama gönülle iş ürettiremezsiniz. Bizim medeniyet mirasımızda özellikle Selçuklu ve Osmanlı'yı ayakta tutan Ahilik Teşkilatında ve Anadolu Erenleri geleneğinde bu mesele sadece "yetki" ile değil, "Usûl, Edep ve Çift Yönlü Saygı" ile çözülmüştür. Ahilikte rütbe ve yetki vardır ama bu yetki hiçbir zaman kibre dönüşmez; tecrübe vardır ama bu tecrübe hiçbir zaman amire itaatsizliğin mazereti olamaz. Ahilik teşkilatında kentin mimari işlerinden sorumlu genç bir müşteşar (tasarımcı/mühendis), inşaat sahasına gelir. Yaşça kendisinden çok büyük olan taş ustasına yapılacak duvarın ölçülerini verir. Taş ustası 30 yıllık tecrübesiyle o taşın o açıyla durmayacağını bilir ama genç amirini milletin içinde küçük düşürmemek için kenara çeker ve şöyle der: "Ahi evladım, senin ilmin kâğıt üzerinde haktır. Lakin bu yörenin rüzgarı sert eser, taşın hamuru soğuktur. Gel seninle şu temeli iki parmak kalın yapalım, senin ilmin ile bizim nasırlı elin bereketi birleşsin." Genç amir de tecrübeye kulak verir. Ne amirin yetkisi sarsılır ne ustanın onuru kırılır. Rollerin Medeniyet Diliyle Yeniden Tanımlanması Kurum içindeki çatışmayı sonlandırmak için mühendis, tekniker ve patronun rolleri medeniyetimizin ölçüleriyle yeniden ele alınmalıdır. Genç mühendis, diplomasının sadece resmi imza yetkisi verdiğini, gerçek saygınlığın ise adalet ve tecrübeyle kazanıldığını bilmelidir. Otoritesini korurken tecrübeli teknikerin görüşüne başvurmayı bir küçülme değil büyüklük olarak görmeli, kitabi bilgilerin sahadaki pratik gerçeklerle her zaman birebir örtüşmeyebileceğini kabul ederek kibirden uzak durmalıdır. Tekniker ise tecrübesini amirin yetkisini sabote etmek için kullanmamalı, kurumsal edep gereği amirinin makamına saygı göstermelidir. Mühendisi bir rakip olarak değil, desteklenmesi gereken genç bir değer olarak görüp bilgi birikimini cömertçe aktarmalı; fikrini meşveret masasında dile getirdikten sonra alınan son karara bağlı kalmalıdır. Bu yapıda sistem kurucu bir rol üstlenen patron veya kurum amiri ise taraflardan birini diğerine tercih ederek dengeleri bozmamalıdır. Ne mühendisi devre dışı bırakıp hiyerarşiyi çökertmeli ne de tecrübeli emektarın sahadaki kıymetini göz ardı etmelidir. Teknikerin doğrudan şikayetlerinde hiyerarşik çizgiyi koruyup mühendisin otoritesini desteklemeli; baş başa kaldıklarında ise mühendise ustanın saha tecrübesine kulak vermesini nasihat etmelidir. İki tarafı birbirine kırdırmak yerine ortak istişare masaları kurarak akıl ile bilek arasında adil bir köprü oluşturmalıdır. Sahada Uygulanacak Temel Kurumsal Adımlar Bu ilkeleri kağıt üzerinde bırakmayıp kurumsal hayata geçirmek için somut adımlar atılmalıdır. Öncelikle yeni göreve başlayan genç mühendis, masa başına geçip karar vermeden önce en az bir ay boyunca tecrübeli teknikerin yanında sahayı ve işin zorluğunu gözlemleyeceği bir oryantasyon sürecinden geçmelidir. Alınacak teknik kararlarda ise teknikerin sahadaki gözlemini rapora dahil eden istişare protokolleri uygulanmalıdır; nitekim tıpkı doktorun reçeteyi yazması ancak damar yolunu en iyi bilen hemşireye danışması gibi, kararı yine mühendis vermeli fakat sahadaki pratik birikimden faydalanmalıdır. Bunun yanı sıra topluluk önünde eleştiri yapılması engellenerek karşılıklı itibar korunmalıdır; mühendis teknikerin eksiklerini başkalarının yanında yüzüne vurmamalı, tekniker de mühendisin tecrübesizliğini sahada malzeme etmemelidir. Son olarak kurum amirleri elde edilen başarılarda övgü, prim ve ödülleri sadece tek bir tarafa yüklememeli; akademik bilgi ile saha tecrübesinin ortak emeğini adil bir dengeyle gözetmelidir. Akıl ile Bileğin Helalleşmesi Kamu kurumlarımızda ve işletmelerimizde ihtiyacımız olan şey ne körü körüne bir "sopa hiyerarşisi"dir ne de disiplinsiz bir "sen-ben ilişkisi"dir. İhtiyacımız olan; hiyerarşinin getirdiği kurumsal disiplin ile medeniyetimizin getirdiği ahlak ve edebi buluşturmaktır. "Mühendis kurumun aklıdır, tekniker ise kurumun bileğidir. Akıl bileksiz tutamaz, bilek akılsız iş göremez. Hiyerarşi aklın yön göstermesidir; edep ise bileğin o akla hürmetle sarılmasıdır." 1 yıllık genç mühendisimiz diplomasının verdiği amirlik sorumluluğunu tevazu ile taşıdığında; 9 yıllık emektar teknikerimiz tecrübesini bir başkaldırı değil rehberlik vesilesi kıldığında; patronumuz da adaletli bir nizam koruyucusu olarak hiyerarşiyi ayakta tuttuğunda kurumlarımızda hem işler tıkır tıkır işleyecek hem de bereket ve huzur hakim olacaktır. Anadolu erenlerinin bize bıraktığı en büyük miras işte bu akıl, tecrübe ve edep dengesidir.
KURUMSAL DÜZEN VE ANADOLU MİRASI

Günümüz kamu kurumlarında, belediyelerde, fabrikalarda ve özel şirketlerde her gün tekrarlanan, kurumların enerjisini için için emen klasik bir tablo vardır. Bir tarafta üniversiteden yeni mezun olmuş, KPSS veya mülakatla makama atanmış, elinde diploması ve yetki belgesiyle 1 yıllık genç bir mühendis... Diğer tarafta ise aynı fabrikada veya dairede 9 yılını devirmiş, cıvatanın sesinden arızayı anlayan, sahanın tozuyla pişmiş tecrübeli bir tekniker veya usta... Ve tüm bu tablonun tepesinde, işin zamanında bitmesini, maliyetin artmamasını, kurumun zeval görmemesini bekleyen patron veya kurum amiri.

Bu üçlü yapı bir araya geldiğinde genelde şu manzara yaşanır: Genç mühendis, "Son sözü ben söylerim, hiyerarşik amiriniz benim, diplomayı boşuna almadım" edasıyla emir verir. Tekniker ise tecrübenin getirdiği özgüvenle içinden ya da dışından "Sen daha portakalda vitaminken ben bu tezgahın başındaydım, bana işimi mi öğreteceksin?" diyerek direnç gösterir. Patron veya üst yönetici ise arada kalır: Bir tarafta imza yetkisi ve resmi sorumluluğu olan okumuş çocuk, diğer tarafta işi durdurursa tezgahı kilitler nitelikteki emektar usta.

Sahanın Gerçeği (Yaşanmış Bir Örnek):

Bir tekstil fabrikasında yeni göreve başlayan endüstri mühendisi, üretim hattındaki verimliliği artırmak amacıyla 10 yıllık usta başının çalışma sistemini değiştirmek ister. Mühendis tamamen teorik derslerde gördüğü kronometre ölçümlerine göre yeni bir akış şeması çizer. Ancak tecrübeli usta, ipliğin nem oranından makinelerin ısınma süresine kadar teoride yazmayan gerçekleri bildiği için bu plana uyamayacağını söyler. Mühendis bunu "hiyerarşiye başkaldırı" sayar; usta ise mühendisi "masabaşı cahili" olarak görür. Sonuç: Üretim durur, hatalı mallar

Hiyerarşi Neden Şarttır? Kibirden Değil, Nizamdan!

Bu çatışmayı çözerken düşülen en büyük hata şudur: "Gönül yapalım, kardeş olalım" diyerek hiyerarşiyi tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak. Oysa kamu idaresinde de, özel teşebbüste de hiyerarşi lüks değil, şarttır. Hiyerarşinin olmadığı yerde düzen olmaz; düzenin olmadığı yerde ise kaos, yetki karmaşası ve sorumsuzluk baş gösterir.

Devlet geleneğimizde buna "Nizam-ı Âlem" denir. Bir gemide iki kaptan olmaz; kararı verecek, imzayı atacak ve iş ters gittiğinde mahkemede veya patronun karşısında hesabını verecek tek bir birinci derece sorumlu gerekir. İşte mühendisin hiyerarşik üstünlüğü tam olarak bu hukuki ve kurumsal sorumluluktan kaynaklanır. Mühendis emretme yetkisine sahip olmalıdır çünkü faturayı ödeyecek olan odur.

Hiyerarşi, bir insanın diğerinden "daha üstün, daha akıllı veya daha değerli" olduğu anlamına gelmez. Hiyerarşi; kimin neyden sorumlu olduğunun, işlerin hangi sırayla yürüyeceğinin ve son kararı kimin vereceğinin belirlendiği bir iş bölümü ve nizam çizgisidir.

Küresel Yönetimin Çıkmazı ve Medeniyet Aklının Farkı

Küresel yönetim anlayışı hiyerarşiyi sadece soğuk prosedürlerden, disiplin yönetmeliklerinden ve ceza maddelerinden ibaret görür. "Ben amirim, yapacaksın, yapmazsan tutanak tutarım" mantığı sahadaki tecrübenin direncine çarpar ve kırılır. Tutanak tutarak iş yaptırabilirsiniz ama verim alamazsınız; korkuyla adam yönetebilirsiniz ama gönülle iş ürettiremezsiniz.

Bizim medeniyet mirasımızda özellikle Selçuklu ve Osmanlı'yı ayakta tutan Ahilik Teşkilatında ve Anadolu Erenleri geleneğinde bu mesele sadece "yetki" ile değil, "Usûl, Edep ve Çift Yönlü Saygı" ile çözülmüştür. Ahilikte rütbe ve yetki vardır ama bu yetki hiçbir zaman kibre dönüşmez; tecrübe vardır ama bu tecrübe hiçbir zaman amire itaatsizliğin mazereti olamaz.

Ahilik teşkilatında kentin mimari işlerinden sorumlu genç bir müşteşar (tasarımcı/mühendis), inşaat sahasına gelir. Yaşça kendisinden çok büyük olan taş ustasına yapılacak duvarın ölçülerini verir. Taş ustası 30 yıllık tecrübesiyle o taşın o açıyla durmayacağını bilir ama genç amirini milletin içinde küçük düşürmemek için kenara çeker ve şöyle der: "Ahi evladım, senin ilmin kâğıt üzerinde haktır. Lakin bu yörenin rüzgarı sert eser, taşın hamuru soğuktur. Gel seninle şu temeli iki parmak kalın yapalım, senin ilmin ile bizim nasırlı elin bereketi birleşsin." Genç amir de tecrübeye kulak verir. Ne amirin yetkisi sarsılır ne ustanın onuru kırılır.

Rollerin Medeniyet Diliyle Yeniden Tanımlanması

Kurum içindeki çatışmayı sonlandırmak için mühendis, tekniker ve patronun rolleri medeniyetimizin ölçüleriyle yeniden ele alınmalıdır. Genç mühendis, diplomasının sadece resmi imza yetkisi verdiğini, gerçek saygınlığın ise adalet ve tecrübeyle kazanıldığını bilmelidir. Otoritesini korurken tecrübeli teknikerin görüşüne başvurmayı bir küçülme değil büyüklük olarak görmeli, kitabi bilgilerin sahadaki pratik gerçeklerle her zaman birebir örtüşmeyebileceğini kabul ederek kibirden uzak durmalıdır.

Tekniker ise tecrübesini amirin yetkisini sabote etmek için kullanmamalı, kurumsal edep gereği amirinin makamına saygı göstermelidir. Mühendisi bir rakip olarak değil, desteklenmesi gereken genç bir değer olarak görüp bilgi birikimini cömertçe aktarmalı; fikrini meşveret masasında dile getirdikten sonra alınan son karara bağlı kalmalıdır.

Bu yapıda sistem kurucu bir rol üstlenen patron veya kurum amiri ise taraflardan birini diğerine tercih ederek dengeleri bozmamalıdır. Ne mühendisi devre dışı bırakıp hiyerarşiyi çökertmeli ne de tecrübeli emektarın sahadaki kıymetini göz ardı etmelidir. Teknikerin doğrudan şikayetlerinde hiyerarşik çizgiyi koruyup mühendisin otoritesini desteklemeli; baş başa kaldıklarında ise mühendise ustanın saha tecrübesine kulak vermesini nasihat etmelidir. İki tarafı birbirine kırdırmak yerine ortak istişare masaları kurarak akıl ile bilek arasında adil bir köprü oluşturmalıdır.

Sahada Uygulanacak Temel Kurumsal Adımlar

Bu ilkeleri kağıt üzerinde bırakmayıp kurumsal hayata geçirmek için somut adımlar atılmalıdır. Öncelikle yeni göreve başlayan genç mühendis, masa başına geçip karar vermeden önce en az bir ay boyunca tecrübeli teknikerin yanında sahayı ve işin zorluğunu gözlemleyeceği bir oryantasyon sürecinden geçmelidir. Alınacak teknik kararlarda ise teknikerin sahadaki gözlemini rapora dahil eden istişare protokolleri uygulanmalıdır; nitekim tıpkı doktorun reçeteyi yazması ancak damar yolunu en iyi bilen hemşireye danışması gibi, kararı yine mühendis vermeli fakat sahadaki pratik birikimden faydalanmalıdır.

Bunun yanı sıra topluluk önünde eleştiri yapılması engellenerek karşılıklı itibar korunmalıdır; mühendis teknikerin eksiklerini başkalarının yanında yüzüne vurmamalı, tekniker de mühendisin tecrübesizliğini sahada malzeme etmemelidir. Son olarak kurum amirleri elde edilen başarılarda övgü, prim ve ödülleri sadece tek bir tarafa yüklememeli; akademik bilgi ile saha tecrübesinin ortak emeğini adil bir dengeyle gözetmelidir.

Akıl ile Bileğin Helalleşmesi

Kamu kurumlarımızda ve işletmelerimizde ihtiyacımız olan şey ne körü körüne bir "sopa hiyerarşisi"dir ne de disiplinsiz bir "sen-ben ilişkisi"dir. İhtiyacımız olan; hiyerarşinin getirdiği kurumsal disiplin ile medeniyetimizin getirdiği ahlak ve edebi buluşturmaktır.

"Mühendis kurumun aklıdır, tekniker ise kurumun bileğidir. Akıl bileksiz tutamaz, bilek akılsız iş göremez. Hiyerarşi aklın yön göstermesidir; edep ise bileğin o akla hürmetle sarılmasıdır."

1 yıllık genç mühendisimiz diplomasının verdiği amirlik sorumluluğunu tevazu ile taşıdığında; 9 yıllık emektar teknikerimiz tecrübesini bir başkaldırı değil rehberlik vesilesi kıldığında; patronumuz da adaletli bir nizam koruyucusu olarak hiyerarşiyi ayakta tuttuğunda kurumlarımızda hem işler tıkır tıkır işleyecek hem de bereket ve huzur hakim olacaktır. Anadolu erenlerinin bize bıraktığı en büyük miras işte bu akıl, tecrübe ve edep dengesidir.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.