Psk. Bilim Uzmanı Mercan Ciğerli Yazdı: Bayramın Asıl Başladığı Yer: İnsanın İçine Açılan Mekan

Gündem 26.05.2026 - 23:56, Güncelleme: 26.05.2026 - 23:56
 

Psk. Bilim Uzmanı Mercan Ciğerli Yazdı: Bayramın Asıl Başladığı Yer: İnsanın İçine Açılan Mekan

Bayramlar aslında insanın dünyaya kısa bir ara verme hâlidir.
Aynı sofraya oturmak, uzun zamandır görülmeyen bir yüzü görmek, bir kapıyı çalmak… İnsan bazen en çok böyle zamanlarda yalnız olmadığını hisseder. Çünkü bayram, sadece takvimde duran bir gün değil; insanın içindeki bağı yeniden hatırlama ihtimalidir .Fakat bugün birçok insan bayramları eskisi kadar hissedemiyor. Artık insanlar aynı sofraya otursa bile aynı duyguda buluşamıyor. Evlerin içi kalabalık ama zihinler dağınık. Herkes birbirine yakın duruyor fakat kimse tam olarak orada değil. Bu yüzden bayram bazen sadece tekrar eden bir gelenek gibi yaşanıyor. Mesajlar atılıyor, ziyaretler yapılıyor, sofralar kuruluyor ama insanın içinde uzun süre kalan bir şey oluşmuyor. Çünkü ruh çekildiğinde geriye sadece şekil kalıyor. Oysa dinimizde bayramın anlamı bambaşka bir yerde başlar. Bayram, sadece sevinen insanın günü değildir; insanın kendi içindeki ağırlığı fark edip hafifleme ihtimalidir. “Kurban” kelimesinin kökü de aslında bunu anlatır. Kelime, Arapçada “yakın olmak”, “yakınlaşmak” anlamına gelen “k-r-b” kökünden gelir. Aynı kökten gelen “kurbiyet”, yakınlık demektir. Bu yüzden kurbanın adı sadece bir kesimden değil, bir yakınlaşma arzusundan gelir. Tasavvufta bu yakınlık fiziksel değil; insanın hakikate yaklaşmasıdır. Yani kurbanın ismi, insanın bir şeyi kaybetmesinden değil, içindeki fazlalıklardan arınıp daha sahici bir yere yaklaşmasından dolayı böyle anılır. İslam’da iki büyük bayram olması da aslında insanın iki farklı tarafıyla ilgilidir. Çünkü insanın sadece bedeni değil, ruhu da vardır. Sadece arzuları değil, bağlılıkları da… Ramazan Bayramı daha çok insanın kendisiyle ilişkisine dokunur. Açlıkla, sabırla, dürtülerle… İnsan bir ay boyunca yemeyi, öfkeyi, taşkınlığı kontrol etmeye çalışır. Bir anlamda kendi içindeki dağınıklığı görür. Kurban Bayramı ise başka bir kapıyı açar. Bu kez mesele sadece kendini tutmak değildir; neye tutunduğunu fark etmektir. Ramazan insanın içini sadeleştirir, Kurban ise insanın kalbinde neyin fazla yer kapladığını gösterir. Belki de bu yüzden iki bayram vardır. Çünkü insanın dönüşümü tek yönlü değildir. Bazen arzularını sakinleştirmesi gerekir, bazen de bağımlı hâle geldiği şeyleri fark etmesi… Birinde insan “istemeyi” yönetir. Diğerinde “bırakmayı” öğrenir. Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı arasında yaklaşık iki ay olması da sanki insanın iç yolculuğunun devamı gibidir. Çünkü insan bir ay aç kalınca hemen değişmiş olmuyor. Nefsini susturabiliyor ama hâlâ kibir taşıyabiliyor. Sabrediyor ama hâlâ kontrol etme ihtiyacını bırakamıyor. Dinimiz değişimlere değil, dönüşüme bakar. Değişim çoğu zaman geçici olurken dönüşüm daha kalıcıdır. Dolayısıyla insanın hakikati anlaması sadece bilgiyle değil, yaşantıyla olur.   Bu yüzden Kurban Bayramı yalnızca dışarıdaki bir kesim değildir. İnsanın kendi içinde neyi büyüttüğünü görmesidir. Kimi insan öfkesini büyütür, kimi kırgınlığını, kimi sürekli haklı olma ihtiyacını… Bazısı da hep güçlü görünme hâlini. Dinimiz  insanın dış dünyadan önce kendi içindeki bağları fark etmesini tavsiye eder. Çünkü insan bazen bir şeye sahip olduğunu sanırken, aslında ona bağımlı hâle gelir. Bir eşya… Bir insan… Bir imaj… Bir alışkanlık… Hatta bazen acının kendisi… Bu yüzden kurbanın merkezinde sadece “vermek” değil, bağlılık vardır. Kurban davranışının psikolojik tarafı da tam burada ortaya çıkar. Çünkü insan zihni sahip olduğu şeyi korumaya eğilimlidir. Verdiğinde azalacağını, bıraktığında eksileceğini düşünür. Bu yüzden paylaşmak sadece maddi bir hareket değildir; insanın güven algısıyla da ilgilidir. Bir şeyi paylaşabilmek, insanın dünyaya tutunma biçimini gösterir. Çünkü insan bazen malını değil, kontrol hissini bırakmakta zorlanır. Bu nedenle kurban davranışı psikolojik olarak sadece fedakârlık değil, aynı zamanda bir çözülme hâlidir. Tasavvufta nefsin en güçlü taraflarından birinin sahip olma arzusu olduğu söylenir. İnsan kendini bazen biriktirdikleriyle güvende hisseder. Fakat sürekli tutunma hâli zamanla zihni sertleştirir. Kaybetme korkusu büyür, insan gergin halde yaşamaya başlar. Kurban ise bu gerginliği kıran bir davranış biçimidir. Çünkü paylaşan insan, zihnindeki “eksilirim” korkusuyla yüzleşir. Ve çoğu zaman fark eder ki insanı yoran şey sahip oldukları değil, onlara bağımlı hâle gelmesidir. Kurban Bayramı’nın insanları bir araya toplamasının hikmeti de biraz burada saklıdır. Çünkü insan psikolojisi uzun süre yalnız kaldığında kendi merkezine kapanmaya başlar. Sadece kendi hayatını, kendi sorunlarını ve kendi ihtiyacını görür. Bayram ise insanı yeniden topluluğun içine çağırır. Aynı sofraya oturmak, aynı etrafında toplanmak, dağıtmak, ziyaret etmek… Bunlar sadece gelenek değil; insanın “ben” duygusundan çıkıp yeniden “biz” hissine yaklaşmasıdır. Modern çağın en büyük problemlerinden biri görünmez yalnızlık. İnsan kalabalıkların içinde bile kopuk hissediyor kendini. Çünkü artık insanlar birbirine temas etmekten çok birbirini izliyor. Bayramların cem edici tarafı ise tam burada ortaya çıkıyor. İnsan tekrar bir aidiyet hissi yaşıyor. Tasavvufta “cem” sadece toplanmak değildir; dağılmış tarafların yeniden birleşmesidir. Belki de bayramların insana iyi gelmesinin nedeni budur. Dinimiz de hac ile kurbanın aynı zamanda olması da bu yüzden derin anlamlar taşır. Çünkü hac sadece bireysel bir ibadet değildir; milyonlarca insanın aynı kıyafet içinde aynı merkeze yönelmesidir. Psikolojik olarak bu durum insandaki ayrıcalık hissini kırar. Makam, statü, ünvan, görünüş… Hepsi ihramın içinde sadeleşir. İnsan ilk kez kendini yalnızca “insan” olarak görmeye yaklaşır. Hac mevsiminde kurbanın olması da insanın bu yönelişi sadece düşüncede bırakmaması içindir. Çünkü insan bazen hakikati anlar ama bırakmayı beceremez. Kurban ise o anlayışı davranışa dönüştürür. Hacda tavaf (dönme) eylemi; İnsan bir merkezin etrafında döner.  Bu durum şöyle okunur: “Hayatının merkezinde ne var?” Çünkü insan bazen hakikatin etrafında değil, kendi nefsinin etrafında dönmeye başlar. Kurbanın tam da bu zamanda olması bu yüzden anlamlıdır. Çünkü insan bir yere yaklaşırken, başka bir şeyi geride bırakmak zorunda kalır. Hz. İbrahim kıssası da tasavvufta bu yüzden derin yorumlanır. Mesele sadece bir kurban kesmek değildir. İnsanın en bağlı olduğu şeyi bile hakikatin önüne koymaması… Yani kurban, kaybetmek değil; kalbin içindeki sırayı fark etmektir. Bazı âlimler şöyle der: “Kurban, bıçağın ete değil; insanın ruhuna değmesidir.” Bugün modern insanın en büyük problemlerinden biri sürekli tutunma hâli. Her şeyi kaybetmekten korkuyor. İlişkileri, görüntüyü, statüyü, güçlü görünmeyi… Bu yüzden zihni hiç rahatlamaz. Tasavvuf ise insanın biraz çözülmesini ister. Çünkü sürekli kasılan ruh dinlenemez. Oysa dinimizde  bayram, dışarıdaki şenlikten önce içerideki yükün azalmasıdır. İnsan biraz daha yumuşuyorsa, biraz daha paylaşabiliyorsa, biraz daha kendinden çıkabiliyorsa… Bayram orada başlıyor.                                      Bayramınız Mübarek Olsun.
Bayramlar aslında insanın dünyaya kısa bir ara verme hâlidir.

Aynı sofraya oturmak, uzun zamandır görülmeyen bir yüzü görmek, bir kapıyı çalmak… İnsan bazen en çok böyle zamanlarda yalnız olmadığını hisseder. Çünkü bayram, sadece takvimde duran bir gün değil; insanın içindeki bağı yeniden hatırlama ihtimalidir .Fakat bugün birçok insan bayramları eskisi kadar hissedemiyor.

Artık insanlar aynı sofraya otursa bile aynı duyguda buluşamıyor. Evlerin içi kalabalık ama zihinler dağınık. Herkes birbirine yakın duruyor fakat kimse tam olarak orada değil.

Bu yüzden bayram bazen sadece tekrar eden bir gelenek gibi yaşanıyor. Mesajlar atılıyor, ziyaretler yapılıyor, sofralar kuruluyor ama insanın içinde uzun süre kalan bir şey oluşmuyor. Çünkü ruh çekildiğinde geriye sadece şekil kalıyor.

Oysa dinimizde bayramın anlamı bambaşka bir yerde başlar. Bayram, sadece sevinen insanın günü değildir; insanın kendi içindeki ağırlığı fark edip hafifleme ihtimalidir.

“Kurban” kelimesinin kökü de aslında bunu anlatır.

Kelime, Arapçada “yakın olmak”, “yakınlaşmak” anlamına gelen “k-r-b” kökünden gelir. Aynı kökten gelen “kurbiyet”, yakınlık demektir. Bu yüzden kurbanın adı sadece bir kesimden değil, bir yakınlaşma arzusundan gelir.

Tasavvufta bu yakınlık fiziksel değil; insanın hakikate yaklaşmasıdır.

Yani kurbanın ismi, insanın bir şeyi kaybetmesinden değil, içindeki fazlalıklardan arınıp daha sahici bir yere yaklaşmasından dolayı böyle anılır.

İslam’da iki büyük bayram olması da aslında insanın iki farklı tarafıyla ilgilidir. Çünkü insanın sadece bedeni değil, ruhu da vardır. Sadece arzuları değil, bağlılıkları da…

Ramazan Bayramı daha çok insanın kendisiyle ilişkisine dokunur. Açlıkla, sabırla, dürtülerle… İnsan bir ay boyunca yemeyi, öfkeyi, taşkınlığı kontrol etmeye çalışır. Bir anlamda kendi içindeki dağınıklığı görür.

Kurban Bayramı ise başka bir kapıyı açar. Bu kez mesele sadece kendini tutmak değildir; neye tutunduğunu fark etmektir. Ramazan insanın içini sadeleştirir, Kurban ise insanın kalbinde neyin fazla yer kapladığını gösterir.

Belki de bu yüzden iki bayram vardır. Çünkü insanın dönüşümü tek yönlü değildir. Bazen arzularını sakinleştirmesi gerekir, bazen de bağımlı hâle geldiği şeyleri fark etmesi…

Birinde insan “istemeyi” yönetir.

Diğerinde “bırakmayı” öğrenir.

Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı arasında yaklaşık iki ay olması da sanki insanın iç yolculuğunun devamı gibidir. Çünkü insan bir ay aç kalınca hemen değişmiş olmuyor. Nefsini susturabiliyor ama hâlâ kibir taşıyabiliyor. Sabrediyor ama hâlâ kontrol etme ihtiyacını bırakamıyor.

Dinimiz değişimlere değil, dönüşüme bakar. Değişim çoğu zaman geçici olurken dönüşüm daha kalıcıdır. Dolayısıyla insanın hakikati anlaması sadece bilgiyle değil, yaşantıyla olur.

 

Bu yüzden Kurban Bayramı yalnızca dışarıdaki bir kesim değildir. İnsanın kendi içinde neyi büyüttüğünü görmesidir. Kimi insan öfkesini büyütür, kimi kırgınlığını, kimi sürekli haklı olma ihtiyacını… Bazısı da hep güçlü görünme hâlini.

Dinimiz  insanın dış dünyadan önce kendi içindeki bağları fark etmesini tavsiye eder. Çünkü insan bazen bir şeye sahip olduğunu sanırken, aslında ona bağımlı hâle gelir.

Bir eşya…

Bir insan…

Bir imaj…

Bir alışkanlık…

Hatta bazen acının kendisi…

Bu yüzden kurbanın merkezinde sadece “vermek” değil, bağlılık vardır.

Kurban davranışının psikolojik tarafı da tam burada ortaya çıkar. Çünkü insan zihni sahip olduğu şeyi korumaya eğilimlidir. Verdiğinde azalacağını, bıraktığında eksileceğini düşünür. Bu yüzden paylaşmak sadece maddi bir hareket değildir; insanın güven algısıyla da ilgilidir.

Bir şeyi paylaşabilmek, insanın dünyaya tutunma biçimini gösterir. Çünkü insan bazen malını değil, kontrol hissini bırakmakta zorlanır. Bu nedenle kurban davranışı psikolojik olarak sadece fedakârlık değil, aynı zamanda bir çözülme hâlidir.

Tasavvufta nefsin en güçlü taraflarından birinin sahip olma arzusu olduğu söylenir. İnsan kendini bazen biriktirdikleriyle güvende hisseder. Fakat sürekli tutunma hâli zamanla zihni sertleştirir. Kaybetme korkusu büyür, insan gergin halde yaşamaya başlar.

Kurban ise bu gerginliği kıran bir davranış biçimidir. Çünkü paylaşan insan, zihnindeki “eksilirim” korkusuyla yüzleşir. Ve çoğu zaman fark eder ki insanı yoran şey sahip oldukları değil, onlara bağımlı hâle gelmesidir.

Kurban Bayramı’nın insanları bir araya toplamasının hikmeti de biraz burada saklıdır. Çünkü insan psikolojisi uzun süre yalnız kaldığında kendi merkezine kapanmaya başlar. Sadece kendi hayatını, kendi sorunlarını ve kendi ihtiyacını görür. Bayram ise insanı yeniden topluluğun içine çağırır.

Aynı sofraya oturmak, aynı etrafında toplanmak, dağıtmak, ziyaret etmek… Bunlar sadece gelenek değil; insanın “ben” duygusundan çıkıp yeniden “biz” hissine yaklaşmasıdır.

Modern çağın en büyük problemlerinden biri görünmez yalnızlık. İnsan kalabalıkların içinde bile kopuk hissediyor kendini. Çünkü artık insanlar birbirine temas etmekten çok birbirini izliyor. Bayramların cem edici tarafı ise tam burada ortaya çıkıyor. İnsan tekrar bir aidiyet hissi yaşıyor.

Tasavvufta “cem” sadece toplanmak değildir; dağılmış tarafların yeniden birleşmesidir. Belki de bayramların insana iyi gelmesinin nedeni budur.

Dinimiz de hac ile kurbanın aynı zamanda olması da bu yüzden derin anlamlar taşır. Çünkü hac sadece bireysel bir ibadet değildir; milyonlarca insanın aynı kıyafet içinde aynı merkeze yönelmesidir.

Psikolojik olarak bu durum insandaki ayrıcalık hissini kırar. Makam, statü, ünvan, görünüş… Hepsi ihramın içinde sadeleşir. İnsan ilk kez kendini yalnızca “insan” olarak görmeye yaklaşır.

Hac mevsiminde kurbanın olması da insanın bu yönelişi sadece düşüncede bırakmaması içindir. Çünkü insan bazen hakikati anlar ama bırakmayı beceremez. Kurban ise o anlayışı davranışa dönüştürür.

Hacda tavaf (dönme) eylemi; İnsan bir merkezin etrafında döner.  Bu durum şöyle okunur:

“Hayatının merkezinde ne var?”

Çünkü insan bazen hakikatin etrafında değil, kendi nefsinin etrafında dönmeye başlar.

Kurbanın tam da bu zamanda olması bu yüzden anlamlıdır. Çünkü insan bir yere yaklaşırken, başka bir şeyi geride bırakmak zorunda kalır.

Hz. İbrahim kıssası da tasavvufta bu yüzden derin yorumlanır. Mesele sadece bir kurban kesmek değildir. İnsanın en bağlı olduğu şeyi bile hakikatin önüne koymaması…

Yani kurban, kaybetmek değil; kalbin içindeki sırayı fark etmektir.

Bazı âlimler şöyle der:

“Kurban, bıçağın ete değil; insanın ruhuna değmesidir.”

Bugün modern insanın en büyük problemlerinden biri sürekli tutunma hâli. Her şeyi kaybetmekten korkuyor. İlişkileri, görüntüyü, statüyü, güçlü görünmeyi… Bu yüzden zihni hiç rahatlamaz.

Tasavvuf ise insanın biraz çözülmesini ister. Çünkü sürekli kasılan ruh dinlenemez.

Oysa dinimizde  bayram, dışarıdaki şenlikten önce içerideki yükün azalmasıdır. İnsan biraz daha yumuşuyorsa, biraz daha paylaşabiliyorsa, biraz daha kendinden çıkabiliyorsa…

Bayram orada başlıyor.

                                     Bayramınız Mübarek Olsun.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.