Psk. Bilim Uzmanı Mercan Ciğerli Yazdı: Beş Kişilik Bir Çember Değil, Bir Çekim Alanı

Gündem 24.02.2026 - 05:38, Güncelleme: 24.02.2026 - 05:38
 

Psk. Bilim Uzmanı Mercan Ciğerli Yazdı: Beş Kişilik Bir Çember Değil, Bir Çekim Alanı

“İnsan, en çok vakit geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır” sözü genellikle Jim Rohn’a atfedilir.
Rohn bu ifadeyi birebir bu cümleyle değil, şu anlamda kullanmıştır: “Çevrende en çok bulunduğun beş insan, senin hayat standartlarını belirler.” Bu tespit ilk bakışta güçlüdür. Gerçekten de en çok vakit geçirdiğimiz insanların dili, bakışı, beklentisi ve sınırları zamanla bizim hayat standardımıza sirayet eder. İnsan bütünüyle yalıtılmış bir ada değildir. Ancak burada ince bir ayrım vardır: Etkilenmek başka şeydir, belirlenmek başka. Eğer insan yalnızca çevresinin toplamı olsaydı, tarihte hiçbir kırılma yaşanmazdı. Hiçbir düşünce, mevcut kalabalığın sınırını aşamazdı. Oysa tarih tam tersini söylüyor. Sokrates yaşadığı toplumun ortalamasına teslim olmadı. Bir düşünce halkası kurdu. O halkadan Platon ve Aristoteles yetişti. Eğer “çevre kaderdir” deseydik, düşünce tarihinin yönü değişmezdi. Benzer bir hakikat, irfan geleneğinde de karşımıza çıkar. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Şems-i Tebrîzî ile karşılaştığında yalnızca etkilenmedi; o karşılaşmadan yeni bir derinlik, yeni bir halka doğdu. Bir kişiyle başlayan o merkez, yüzyılları aşan bir çekim alanına dönüştü. Demek ki mesele, çevrenin bizi biçimlendirmesi değil; bizim hangi merkezin etrafında durduğumuzdur. Çember edilgendir; içine alır. Çekim alanı ise merkezden doğar; çağırır. Kurak bir beldede suyu az bir kuyu bulunur. Köyün beş kişisi her sabah orada buluşur. Birincisi “Burası değişmez” der. İkincisi şikâyet eder. Üçüncüsü kaderine razıdır. Dördüncüsü susar. Beşincisi ise her gün kuyunun kenarına biraz toprak taşır. “Ne yapıyorsun?” diye sorarlar. “Bu kuyuyu genişletiyorum,” der. “Beş kişiyle mi?” diye gülerler. “Hayır,” diye cevap verir, “önce niyetimi genişletiyorum.” Zamanla su berraklaşır. Yolcular durur. İnsanlar yardım eder. Beş kişi altı olur, sonra on, sonra bir mahalle. Bir gün içlerinden biri şöyle der: “Biz çevreydik… ama o merkez oldu.” İnsan ya mevcut çevreye karışır ya da bir yön seçerek yeni bir çevreyi çağırır. Asıl soru şudur: Bulunduğun beş kişi seni mi taşıyor, yoksa sen mi bir istikamet belirliyorsun? Çevre kader değildir. Çevre, bilinçli tercih ve emekle kurulan bir iklimdir. İnsan çevresindeki beş kişiden ibaret değildir. İnsan, seçtiği ve inşa ettiği beş kişiyle büyür. Ve belki de asıl mesele şudur: Sen hangi kalabalığın içinde eriyorsun, ve hangi hakikatin etrafında beş kişiyi toplamaya cesaret ediyorsun?
“İnsan, en çok vakit geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır” sözü genellikle Jim Rohn’a atfedilir.

Rohn bu ifadeyi birebir bu cümleyle değil, şu anlamda kullanmıştır: “Çevrende en çok bulunduğun beş insan, senin hayat standartlarını belirler.”
Bu tespit ilk bakışta güçlüdür. Gerçekten de en çok vakit geçirdiğimiz insanların dili, bakışı, beklentisi ve sınırları zamanla bizim hayat standardımıza sirayet eder. İnsan bütünüyle yalıtılmış bir ada değildir.
Ancak burada ince bir ayrım vardır:
Etkilenmek başka şeydir, belirlenmek başka.
Eğer insan yalnızca çevresinin toplamı olsaydı, tarihte hiçbir kırılma yaşanmazdı. Hiçbir düşünce, mevcut kalabalığın sınırını aşamazdı. Oysa tarih tam tersini söylüyor.
Sokrates yaşadığı toplumun ortalamasına teslim olmadı. Bir düşünce halkası kurdu. O halkadan Platon ve Aristoteles yetişti. Eğer “çevre kaderdir” deseydik, düşünce tarihinin yönü değişmezdi.
Benzer bir hakikat, irfan geleneğinde de karşımıza çıkar. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Şems-i Tebrîzî ile karşılaştığında yalnızca etkilenmedi; o karşılaşmadan yeni bir derinlik, yeni bir halka doğdu. Bir kişiyle başlayan o merkez, yüzyılları aşan bir çekim alanına dönüştü.
Demek ki mesele, çevrenin bizi biçimlendirmesi değil; bizim hangi merkezin etrafında durduğumuzdur.
Çember edilgendir; içine alır.
Çekim alanı ise merkezden doğar; çağırır.
Kurak bir beldede suyu az bir kuyu bulunur. Köyün beş kişisi her sabah orada buluşur.
Birincisi “Burası değişmez” der.
İkincisi şikâyet eder.
Üçüncüsü kaderine razıdır.
Dördüncüsü susar.
Beşincisi ise her gün kuyunun kenarına biraz toprak taşır.
“Ne yapıyorsun?” diye sorarlar.
“Bu kuyuyu genişletiyorum,” der.
“Beş kişiyle mi?” diye gülerler.
“Hayır,” diye cevap verir, “önce niyetimi genişletiyorum.”
Zamanla su berraklaşır. Yolcular durur. İnsanlar yardım eder. Beş kişi altı olur, sonra on, sonra bir mahalle.
Bir gün içlerinden biri şöyle der:
“Biz çevreydik… ama o merkez oldu.”
İnsan ya mevcut çevreye karışır ya da bir yön seçerek yeni bir çevreyi çağırır.
Asıl soru şudur:
Bulunduğun beş kişi seni mi taşıyor, yoksa sen mi bir istikamet belirliyorsun?
Çevre kader değildir.
Çevre, bilinçli tercih ve emekle kurulan bir iklimdir.
İnsan çevresindeki beş kişiden ibaret değildir.
İnsan, seçtiği ve inşa ettiği beş kişiyle büyür.
Ve belki de asıl mesele şudur:
Sen hangi kalabalığın içinde eriyorsun,
ve hangi hakikatin etrafında beş kişiyi toplamaya cesaret ediyorsun?

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (1 )

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sümeyye
(24.02.2026 10:19 - #359)
Kişilerden çok kendi niyetlerimize dönmek... Muhteşemm
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.