Psk. Bilim Uzmanı Mercan Ciğerli Yazdı: Kadın İnsandır, Erkek İnsanoğlu
Psk. Bilim Uzmanı Mercan Ciğerli Yazdı: Kadın İnsandır, Erkek İnsanoğlu
Kadın İnsandır, Erkek İnsanoğlu
"Kadın insandır, erkek insanoğlu."
Bu cümleyi yıllarca yanlış tartıştık. Kimileri kadını yüceltmek için kullandı, kimileri erkeği küçültmek için. Oysa belki de bu söz, üstünlüğü değil; insan olmanın iki farklı tecellisini anlatıyordu.
Çünkü insan olmak, yalnızca insan türüne mensup olmak değildir. İnsan olmak; kendisine emanet edilen hakikati yaşayabilmek, varlığı omuzlayabilmek ve kendinden başkasına da yer açabilmektir.İşte kadın ile erkeğin yolu tam burada ayrılmaz; birbirini tamamlamaya başlar.
Eskiler, "Kadının zihni kırk yoldan, erkeğin zihni tek yoldan geçer." derlerdi.
İşin özü, bu söz zekâya değil, emanete işaret ediyor olabilir.
Hayat; üretmek, çoğaltmak, düzenlemek, onarmak, beslemek, korumak, ilişki kurmak, anlam vermek, geleceği düşünmek, hafızayı taşımak, eksiği tamamlamak ve hayatın devamlılığını sağlamak gibi sayısız vazifeyi aynı anda içinde taşır. Kadın, çoğu zaman bu yüklerin tamamını aynı anda taşır.
Bu yüzden zihni tek bir meselede durmaz; evladını düşünürken yarını planlar, konuşurken hisseder, üretirken korur, severken inşa eder. Onun kırk yolu, dağınıklığı değil; aynı merkeze çıkan kırk sorumluluğu ifade eder.
Erkeğin yolu ise tarih boyunca başka bir istikamette şekillenmiştir. Avcı-toplayıcı dönemden bugüne kadar dış dünyanın yükü büyük ölçüde onun omuzlarına bırakılmıştır. Rızık aramak, güvenliği sağlamak, yol açmak, taşımak, inşa etmek, mücadele etmek...
Bu yüzden zihni çoğu zaman tek hedefe odaklanmayı öğrenmiştir. Bu bir eksiklik değildir.
Tıpkı kadının kırk yolu gibi, erkeğin tek yolu da bir emanettir. Burada dikkat çekici olan, kadının yalnızca kendi yükünü taşımamasıdır. O, yanında yürüyeni de dönüştürür. Bir evi yuvaya, bir mekânı limana, bir sofrayı berekete çevirir. Dağınığı toplar, eksiği tamamlar, kopanı onarır. Görünmeyen yükleri görünmeden taşır. Belki de bu yüzden psikolojide "zihinsel yük" denilen şey, çoğu zaman en çok kadının omuzlarında görünür.
İnsan davranışını yalnızca akıl yönetmez. Duygular, bağlanma biçimleri ve biyolojik süreçler de bu yolculuğa eşlik eder. Serotonin, dopamin, oksitosin, endorfin, adrenalin ve kortizol gibi sistemler hepimizde vardır; ancak bunların yaşanışı ve dışa vuruluşu aynı değildir. Kimisi ilişkiyi önce hisseder, kimisi hedefi önce görür. İlk insan kıssasına bu gözle baktığımızda da üzerinde düşünmeye değer bir anlam belirir.
Cennette ihtiyaç yoktu. Ne rızık arayışı vardı ne emek ne de sorumluluk.Yeryüzüne inişle birlikte insan, kendisine verilen sıfatları yaşamaya başladı. Çalışmak...Üretmek... Korumak... Anne olmak... Baba olmak... Eş olmak... Yurt edinmek...Medeniyet kurmak...
Burada dikkat çekici olan, Havva'nın yalnızca bir olayın öznesi olarak değil, hareketin başlangıcına vesile oluşu şeklinde de okunabilmesidir. Sembolik olarak o adım, insanı sükûnetten sorumluluğa taşıyan eşiği temsil eder.
Âdem ise yeryüzünde omuzlarına yüklenen emaneti tanıdı.
Artık yalnızca yaşayan biri değildi.
Rızık arayan, yük taşıyan, alın teri döken, koruyan, eş olan, baba olan ve inşa eden insandı.
Belki de erkek, gücünü cennette değil; sorumluluğun içinde keşfetti.
Kadın ise yalnızca doğuran değil; insanın içindeki potansiyeli görünür hâle getiren, çoğaltan ve hayatı harekete geçiren yönü temsil etti.
Bugünün gençlerine belki de en önemli hatırlatma yapacak olursak;
Birbirinize benzemeye çalışmayın.
Çünkü hayat, aynılaşarak değil; birbirini tamamlayarak büyür.
Kadın, kendisine emanet edilen istidadı küçümsediğinde yalnızca kendini değil, taşıdığı hayatı da eksiltir. Erkek de kendisine emanet edilen sorumluluğu terk ettiğinde yalnızca kendinden değil, omuzlaması gereken yükten de uzaklaşır.
Sevgi, birbirini değiştirme çabası değildir; birbirinin emanetine hürmet edebilmektir.
Unutmayın; güçlü ilişkiler, iki benzer insanın değil, iki farklı emanetin aynı istikamete yürüyebilmesiyle kurulur.
Anne ile oğul ilişkisinde bunun izlerini görmek mümkündür.
Erkek çocuk annesiyle savaşmayı değil, ona yaslanmayı öğrenir. Fakat yetişkinlikte eş ilişkisine geçtiğinde, çocukluğunda kurduğu ilişki dilini farkında olmadan beraberinde getirir. Kimi zaman sorgulamadan uyum gösterir, kimi zaman gereksiz çatışmalara girer. Çoğu zaman bunun altında kötü niyet değil, öğrenilmiş ilişki biçimleri vardır. Belki de "Kadın insandır, erkek insanoğlu." sözü tam da bunu anlatıyordu.
Kadın ile erkek, birbirinin rakibi değildir.
Biri diğerinin eksiği de değildir.
İkisi de aynı hakikatin farklı emanetlerini taşır.
Kadının kırk yolu, hayatın devamını mümkün kılar.
Erkeğin tek yolu ise o hayatın yükünü omuzlar. Medeniyet; biri olmadan diğerinin tamamlanamayacağı bu yürüyüşün adıdır.
Ve insan... Ancak kendisine emanet edilen yolu hakkıyla yürüdüğünde gerçekten insan olur.
İnsan olmak; kendine verilen emaneti hakkıyla taşımaktır. Kadının emaneti de erkeğin emaneti de aynı hakikate çıkar. Yol farklı olabilir; fakat menzil birdir.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.



