Uzm. Aile Danışmanı Belkıs Akay Yazdı: “Aile Yılı” Hedefleri Ekonomiye Takıldı! Nüfus Artsın Deniyor, Hayat Pahalılaşıyor.
Uzm. Aile Danışmanı Belkıs Akay Yazdı: “Aile Yılı” Hedefleri Ekonomiye Takıldı! Nüfus Artsın Deniyor, Hayat Pahalılaşıyor.
2026 yılı, insanları umutla değil; fahiş fiyatlarla karşıladı. Asgari ücrete yapılan zam oranları daha maaşlara yansımadan, alışveriş alanlarında ve market raflarında orantısız artışlar başladı. Serbest piyasa denebilir. Ancak sosyolojik gerçekler bu kadar basit değil. Her ekonomik tablo, aynı zamanda bir toplumsal tablodur.
Bu toplum pandemi yaşadı, deprem yaşadı. Kayıp verdi, yas tuttu, yeniden ayağa kalkmaya çalıştı. Uzun süredir yalnızca üretmeye değil, hayatta kalmaya odaklanmış durumda. Bugün gelinen noktada toplumun geniş bir kesimi artık sadece yoksullaşmıyor; yoruluyor, tükeniyor ve içe kapanıyor. Ekonomik olarak çabalamaktan ayakta kalmaya çalışmaktan çok yoruldu.
Bugün aileler bu pahalılığı tolere edemiyor. Çünkü; ülkede fiilen üç farklı toplumsal yaşam alanı oluşmuş durumda.
Birinci alan; fiyat artışlarından etkilenmeyen, hatta kriz dönemlerinde serveti büyüyen üst gelir grubu. Bu kesim için hayat, ekonomik dalgalanmalara rağmen konforlu ve korunaklı akıyor.
İkinci alan; devlet ve belediyeler tarafından desteklenen, geçim sıkıntısı minimize edilen yardım odaklı bir alan. Sosyal devlet anlayışı açısından bu destekler elbette kıymetlidir. Ancak destek, kişileri üretimden ve sorumluluktan tamamen kopuk hâle getirdiğinde; emek bilincini zayıflatan, aidiyet duygusunu aşındıran ve uzun vadede sosyal çözülmeye zemin hazırlayan bir risk üretir. Denetimsiz ve koşulsuz yardımlar; özellikle genç nüfus için çalışmadan var olabilmenin mümkün olduğu algısını besler, kamusal düzen ve toplumsal huzur da zarar görür. İyi niyetle başlatılan destek mekanizmalarının, farkında olmadan suistimale açık bir zemin üretmemesi için; eğitim, istihdam ve toplumsal sorumlulukla entegre edilmesi hayati önem taşıyor.
Üçüncü alan ise en kalabalık ama en görünmez olanıdır. Eğitimli, çalışan, vergi veren, yardım alamayan, krizden kaçamayan orta kesim. Ne yoksul sayıldığı için desteklenir ne de güçlü olduğu için korunur. Bu kesim “idare ediyor” sanılır; oysa gerçekte sadece yükü sırtlanır.
Bugün temel gıda, giyim, barınma ve enerji fiyatları orta kesim için sürdürülemez bir noktaya ulaşmıştır. Bir ailenin aylık market harcaması asgari ücrete yaklaşırken; kira, fatura, ulaşım ve çocukların ihtiyaçları bu hesabın dışında kalmaktadır. Bu tablo, yalnızca ekonomiyi değil; aile yapısını doğrudan tehdit eden sosyolojik bir krizdir.
Bir yandan nüfus artsın, evlilikler çoğalsın deniyor; diğer yandan gençlerin aile kurabileceği zemini ayakta tutacak ekonomik ve sosyal şartlar hızla zayıflıyor. Ekonomik baskı, evliliklerde çatışmayı artırıyor. Boşanmaları, tükenmişliği ve umutsuzluğu besliyor. “Aile Yılı” gibi kavramlar, bu gerçeklik dikkate alınmadığında yalnızca temenni olarak kalıyor.
Burada ihtiyaç duyulan şey; devlet, belediyeler ve valilikler arasında gerçek ve bağlayıcı bir iş birliğidir. “Aile Yılı” gibi güçlü söylemler, ancak ekonomik hayat dizginlendiğinde anlam kazanır. Aksi hâlde bu hedefler, afişlerde ve raporlarda kalmaya mahkûmdur.
Bugün yaşanan temel sorun; fiyat artışlarının serbest piyasa bahanesiyle denetimsiz bırakılmasıdır. Oysa adaletli bir toplumda serbestlik, başıboşluk anlamına gelmez. Ev ve iş yeri kiraları, yerel yönetimler ve valiliklerin etkin denetimiyle makul seviyelere çekilmelidir. Barınma, bir lüks değil; ailenin varlığını sürdürebilmesinin temel şartıdır.
Aynı şekilde yaşam kolaylaştırılmalı; ancak bu, bireyi edilgenleştiren bir yardım anlayışıyla değil, emeği merkeze alan bir sosyal politika ile yapılmalıdır. Sosyal destek mekanizmaları; çalışmayı, üretmeyi, meslek edinmeyi ve topluma katkıyı teşvik edecek şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Yardım alan bireyin sistemin dışında değil, içinde kalması sağlanmalıdır.
Bireylerin giyim, barınma ve temel ihtiyaç ürünlerine alım gücünün arttırılarak kendi kazançlarıyla ulaşabildiği bir düzen kurulmadıkça, aileden fedakârlık beklemek gerçekçi değildir. Aileyi ayakta tutamayan bir ekonomik yapıdan, nüfus artışı beklemek ise sosyolojik olarak karşılığı olmayan bir temennidir.
Türkiye, tarihsel olarak dayanışma kültürü güçlü olan bir toplumdur. Ancak dayanışma, adaletle desteklenmediğinde; adalet ise denetimle korunmadığında toplumsal denge bozulur. Bugün fiyat denetimsizliği, cezasızlık ve kısa vadeli çözümler; uzun vadede sosyal huzuru zedeleyen bir tablo üretmektedir.
-Aileyi korumak istiyorsak, önce ekonomik refahın sağlanıp hayatın yaşanabilir kılınması gerekiyor-
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

