Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam

Uzm. Aile Danışmanı Belkıs Akay Yazdı: Her Öğrenci Kendi Mahallesinde Sınava Girmeli

Gündem 22.06.2026 - 00:21, Güncelleme: 22.06.2026 - 00:21
 

Uzm. Aile Danışmanı Belkıs Akay Yazdı: Her Öğrenci Kendi Mahallesinde Sınava Girmeli

Her Öğrenci Kendi Mahallesinde Sınava Girmeli
Bu hafta sonu ülkenin geleceği olan o güzel çocuklarımız; ülkelerine, milletlerine daha iyi hizmet edebileceği meslekleri seçebilmek için yıllardır gece gündüz çalışıp emek verdikleri, bilgilerini kâğıda dökecekleri YKS sınavına girdiler. Aileler evlerinde ve okul önlerinde hep bir ağızdan dualar ettiler. Fakat haberlerde izlediğimiz o görüntüler, bu ülkede anne olan, baba olan, vatanı için dertlenen herkesin içini paramparça etti. Eminim ki Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da o sahneyi görse, bir baba ve bir lider olarak aynı derin sızıyı hissederdi. Gencecik çocuklar, bahçeden can havliyle, kalbi ağzında koşarak son dakika ve saniyelerde kapıya ulaşıyor. Kapıdaki görevliler, o çocuğun yalvaran hallerini gördükleri halde çocuğun gözünün içine baka baka kapıyı kilitliyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın yıllardır yıkmak için mücadele ettiği o "ceberrut bürokrasi" zihniyeti, işte tam olarak o kapının arkasına gizlenmiş durumda! Siz olayı çok yanlış anlamışsınız efendiler! Adalet, kronometre tutup çocuk elemek değildir. Adalet, o son saniyede koşan evladın emeğine hürmet edip, devletin o müşfik, o şefkatli elini ona uzatmaktır. Birkaç saniye yüzünden bir gencin hayallerini, bir ailenin ömrünü çöp etmeye ne hakkınız var? Bürokratik körlükle, robotlaşmış bir anlayışla ne devlet yönetilir ne de nesil yetiştirilir. İlk refleks olarak belki de pek çoğumuz, "Zamanında gelseydi, herkes nasıl yetişiyorsa öyle gelselerdi" diyerek kestirip atabiliyoruz. Evet, kural kuraldır; zaman bilinci önemlidir. Ancak bu çocukların o kapıya gelene kadar nasıl bir maratondan geçtiğini, hangi psikolojik ve fiziksel bariyerleri aşmaya çalıştığını görmezden gelirsek, adalet duygumuzu da yitirmiş oluruz. Bugün bu ülkenin evlatları, evlerinden kilometrelerce uzaktaki, belki de hayatlarında adını bile duymadıkları, semtini hiç görmedikleri okullarda sınava girmeye zorlanıyor. Her ailenin kapısında arabası yok. Bu çocuklar, sınavın normal başlama saati 10:15 iken, sabahın 5’inde, 6’sında yollara düşüyorlar. İki-üç vasıta değiştirerek, bilmedikleri bir adresi bulma stresiyle boğuşuyorlar. Zaten omuzlarında geleceğin ağır yükü ve sınav kaygısı varken, bir de üzerine uykusuzluk, yol yorgunluğu ve sabah sıcağı ekleniyor. Çocuğunu arabayla yetiştirmeye çalışan velilerin çilesi ise bambaşka bir hikaye. Dakikalarca süren o kilitlenmiş trafikte, adeta bir maraton yarışçısı gibi zamanla yarışıyorlar. Sınav başladıktan sonra da eve dönseler mesafeden dolayı değmeyeceği için, okul bahçelerinde, kaldırım kenarlarında, o kavurucu sıcağın altında üç saat boyunca çaresizce bekliyorlar.   Daha da acısı, bu karmaşanın içinde gencecik fidanlarımızı kaybediyoruz. Sınava kendi aracıyla yetişmeye çalışırken kaza yapıp hayatını kaybeden 19 yaşındaki o evladımızın acısı hangimizin yüreğini yakmadı? Bizim derdimiz ne? Biz zaten bu sınav sistemiyle bir neslin ruhunu, psikolojisini yeterince hırpalamıyor muyuz? Bir de üzerine lojistik ve coğrafi engeller koyarak, "Bakalım bu psikolojik savaştan kim sağlam çıkacak" diye bir dayanıklılık testi mi yapıyoruz?   Çözüm bu kadar uzak ve imkansız olamaz. Bu çocuklar kendi mahallelerinde, evlerine en yakın okullarda sınava girseler ne olur? Kime, neye güvenilmiyor? Okul aynı okul, sırayı koruyan görevli aynı görevli. Eğer her öğrenci mahallesindeki okulda sınava girse, çocuklar sabah uykularını almış, kahvaltılarını huzurla yapmış olarak evlerinden çıkarlar. Şehirlerde o kâbusa dönen sınav trafiği, korna gürültüsü ve genel stres seviyesi bir anda yok olur. Bunlar neden göz ardı ediliyor? Gerçekten çok mu zor? Kimse bunu akıl edemiyor mu? Yoksa geleceğimiz olan gençleri her alanda baskılamaya, onları bitmek bilmeyen bir psikolojik savaşın içine itmeye yemin mi edildi? Hangi vatansever, hangi vicdan sahibi bu durumu normal ve sürdürülebilir kabul edebilir? Bir uzman ve her şeyden önce bir anne olarak söylüyorum. Bu uygulamanın mantıklı, haklı, insani hiçbir yanı yoktur. Gençlerimiz bizim yarınımızdır ve onlar bu ülkenin en iyi, en şefkatli muamelesini hak ediyorlar. Ne yazık ki etrafımıza baktığımızda, ezberlenmiş prosedürleri ruhsuzca takip eden, adeta robotlaşmış bir sistem yürütücülüğü görüyoruz. Bir tane milletvekili, belediye başkanı ya da il milli eğitim müdürü çıkıp da "Bu sistemde bir terslik var, böyle olmamalı" demiyor, diyemiyor mu? Artık ezber bozmak lazım. İnsana dokunan, insanın yükünü hafifleten faydayı bulup ona hizmet etmek lazım. İnsanın işini kolaylaştırmayan, hayatını güzelleştirmeyen hiçbir hizmet, gerçek anlamda bir hizmet sayılmaz. Yetişme kaygısıyla, o uzak mesafelerdeki okullara ulaşmaya çalışırken hayatını kaybeden, ruhu zedelenen nice gencimize yazıktır, günahtır. Bu durum, sessizce geçiştirilemeyecek kadar büyük bir sosyolojik yaradır. Yetkililerin vicdanlarını ve akıllarını harekete geçirerek, bu anlamsız düzenlemeye son vermelerini ve çocuklarımıza hak ettikleri kolaylığı sağlamalarını acilen temenni ediyorum. Katı kuralların arkasına sığınmak yerine, Şeyh Edebali’nin o kadim "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" düsturuyla önce insan, önce evlatlarımız diyebilen o şefkatli ve cesur adımı atmak gerekiyor. Geleceğimiz olan çocuklarımız için bu adımı atmak, bu ülkeyi ve bu milleti seven herkesin boynunun borcudur.
Her Öğrenci Kendi Mahallesinde Sınava Girmeli

Bu hafta sonu ülkenin geleceği olan o güzel çocuklarımız; ülkelerine, milletlerine daha iyi hizmet edebileceği meslekleri seçebilmek için yıllardır gece gündüz çalışıp emek verdikleri, bilgilerini kâğıda dökecekleri YKS sınavına girdiler. Aileler evlerinde ve okul önlerinde hep bir ağızdan dualar ettiler.

Fakat haberlerde izlediğimiz o görüntüler, bu ülkede anne olan, baba olan, vatanı için dertlenen herkesin içini paramparça etti. Eminim ki Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da o sahneyi görse, bir baba ve bir lider olarak aynı derin sızıyı hissederdi. Gencecik çocuklar, bahçeden can havliyle, kalbi ağzında koşarak son dakika ve saniyelerde kapıya ulaşıyor. Kapıdaki görevliler, o çocuğun yalvaran hallerini gördükleri halde çocuğun gözünün içine baka baka kapıyı kilitliyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın yıllardır yıkmak için mücadele ettiği o "ceberrut bürokrasi" zihniyeti, işte tam olarak o kapının arkasına gizlenmiş durumda!
Siz olayı çok yanlış anlamışsınız efendiler! Adalet, kronometre tutup çocuk elemek değildir. Adalet, o son saniyede koşan evladın emeğine hürmet edip, devletin o müşfik, o şefkatli elini ona uzatmaktır. Birkaç saniye yüzünden bir gencin hayallerini, bir ailenin ömrünü çöp etmeye ne hakkınız var? Bürokratik körlükle, robotlaşmış bir anlayışla ne devlet yönetilir ne de nesil yetiştirilir.

İlk refleks olarak belki de pek çoğumuz, "Zamanında gelseydi, herkes nasıl yetişiyorsa öyle gelselerdi" diyerek kestirip atabiliyoruz. Evet, kural kuraldır; zaman bilinci önemlidir. Ancak bu çocukların o kapıya gelene kadar nasıl bir maratondan geçtiğini, hangi psikolojik ve fiziksel bariyerleri aşmaya çalıştığını görmezden gelirsek, adalet duygumuzu da yitirmiş oluruz.
Bugün bu ülkenin evlatları, evlerinden kilometrelerce uzaktaki, belki de hayatlarında adını bile duymadıkları, semtini hiç görmedikleri okullarda sınava girmeye zorlanıyor. Her ailenin kapısında arabası yok. Bu çocuklar, sınavın normal başlama saati 10:15 iken, sabahın 5’inde, 6’sında yollara düşüyorlar. İki-üç vasıta değiştirerek, bilmedikleri bir adresi bulma stresiyle boğuşuyorlar. Zaten omuzlarında geleceğin ağır yükü ve sınav kaygısı varken, bir de üzerine uykusuzluk, yol yorgunluğu ve sabah sıcağı ekleniyor.
Çocuğunu arabayla yetiştirmeye çalışan velilerin çilesi ise bambaşka bir hikaye. Dakikalarca süren o kilitlenmiş trafikte, adeta bir maraton yarışçısı gibi zamanla yarışıyorlar. Sınav başladıktan sonra da eve dönseler mesafeden dolayı değmeyeceği için, okul bahçelerinde, kaldırım kenarlarında, o kavurucu sıcağın altında üç saat boyunca çaresizce bekliyorlar.
 

Daha da acısı, bu karmaşanın içinde gencecik fidanlarımızı kaybediyoruz. Sınava kendi aracıyla yetişmeye çalışırken kaza yapıp hayatını kaybeden 19 yaşındaki o evladımızın acısı hangimizin yüreğini yakmadı? Bizim derdimiz ne? Biz zaten bu sınav sistemiyle bir neslin ruhunu, psikolojisini yeterince hırpalamıyor muyuz? Bir de üzerine lojistik ve coğrafi engeller koyarak, "Bakalım bu psikolojik savaştan kim sağlam çıkacak" diye bir dayanıklılık testi mi yapıyoruz?
 

Çözüm bu kadar uzak ve imkansız olamaz. Bu çocuklar kendi mahallelerinde, evlerine en yakın okullarda sınava girseler ne olur? Kime, neye güvenilmiyor?
Okul aynı okul, sırayı koruyan görevli aynı görevli. Eğer her öğrenci mahallesindeki okulda sınava girse, çocuklar sabah uykularını almış, kahvaltılarını huzurla yapmış olarak evlerinden çıkarlar. Şehirlerde o kâbusa dönen sınav trafiği, korna gürültüsü ve genel stres seviyesi bir anda yok olur.
Bunlar neden göz ardı ediliyor? Gerçekten çok mu zor? Kimse bunu akıl edemiyor mu? Yoksa geleceğimiz olan gençleri her alanda baskılamaya, onları bitmek bilmeyen bir psikolojik savaşın içine itmeye yemin mi edildi? Hangi vatansever, hangi vicdan sahibi bu durumu normal ve sürdürülebilir kabul edebilir?

Bir uzman ve her şeyden önce bir anne olarak söylüyorum. Bu uygulamanın mantıklı, haklı, insani hiçbir yanı yoktur. Gençlerimiz bizim yarınımızdır ve onlar bu ülkenin en iyi, en şefkatli muamelesini hak ediyorlar. Ne yazık ki etrafımıza baktığımızda, ezberlenmiş prosedürleri ruhsuzca takip eden, adeta robotlaşmış bir sistem yürütücülüğü görüyoruz. Bir tane milletvekili, belediye başkanı ya da il milli eğitim müdürü çıkıp da "Bu sistemde bir terslik var, böyle olmamalı" demiyor, diyemiyor mu?
Artık ezber bozmak lazım. İnsana dokunan, insanın yükünü hafifleten faydayı bulup ona hizmet etmek lazım. İnsanın işini kolaylaştırmayan, hayatını güzelleştirmeyen hiçbir hizmet, gerçek anlamda bir hizmet sayılmaz. Yetişme kaygısıyla, o uzak mesafelerdeki okullara ulaşmaya çalışırken hayatını kaybeden, ruhu zedelenen nice gencimize yazıktır, günahtır.

Bu durum, sessizce geçiştirilemeyecek kadar büyük bir sosyolojik yaradır. Yetkililerin vicdanlarını ve akıllarını harekete geçirerek, bu anlamsız düzenlemeye son vermelerini ve çocuklarımıza hak ettikleri kolaylığı sağlamalarını acilen temenni ediyorum. Katı kuralların arkasına sığınmak yerine, Şeyh Edebali’nin o kadim "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" düsturuyla önce insan, önce evlatlarımız diyebilen o şefkatli ve cesur adımı atmak gerekiyor. Geleceğimiz olan çocuklarımız için bu adımı atmak, bu ülkeyi ve bu milleti seven herkesin boynunun borcudur.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.