Uzm. Aile Danışmanı Belkıs Akay yazdı: Önyargıların Ötesinde Bir Anadolu Hakikati, Kilis’te Açılan Kilitli Kapılar ve Saf Ruhlar
Uzm. Aile Danışmanı Belkıs Akay yazdı: Önyargıların Ötesinde Bir Anadolu Hakikati, Kilis’te Açılan Kilitli Kapılar ve Saf Ruhlar
Bir Taş Kadayıfı ile Yıkılan Önyargılar
"Yılanla Kilisliyi aynı torbaya koymuşlar, yılan 'Kilisli beni sokuyor' diye feryat etmiş" Yüzyıllardır komşu iki şehrin, Gaziantep ve Kilis’in diline pelesenk olmuş bu kadim ve hırpalayıcı mesele, toplumsal hafızanın ürettiği en keskin önyargı kalıplarından biridir. İnsan her ne kadar bu tür şeylerin birer şaka, birer eski anlatı olduğunu bilse de, ister istemez zihninin bir köşesinde önyargı duvarları örülüveriyor. Fakat hayat öyle garip, öyle güzel ki; bazen bir bayram sabahı karşınıza çıkan küçücük bir dükkan, o kocaman duvarları bir anda tuzla buz edebiliyor.
Bu bayram şehir dışından gelen Kilis’i daha önce görmeyen arkadaşlarımızla "Hadi bir Kilis’e gidelim" dedik. Doğrusunu isterseniz, içimden de şöyle geçiriyordum; " Kilis’in de gezilecek pek bir yeri yoktur zaten. Bir meydanı var, bir pasajı var. Gider meşhur Kilis tavasını yeriz, üstüne cennet çamuruyla kerebiç tatlısını tadar, gezer tozar döneriz."
Fakat hesaba katmadığımız bir şey vardı; bayram sebebiyle neredeyse tüm yeme-içme yerleri kapalıydı! Meydana doğru yürürken küçük bir dükkânda taş kadayıfı gördük. Elimize alıp yiyerek yürüdük. Tadını beğenince dönüşte eve de götürmek için tekrar uğradık. Dükkan sahibine nezaketle, "Buralarda bayramda açık olan, yemek yiyebileceğimiz bildiğiniz bir yer var mı?" diye soralım dedik. Bizim gezmek için geldiğimizi, kapalı kapılar arasında kaldığımızı duyunca, o küçücük dükkandaki Tatlıcı Yücel Bey’in gözleri parladı. Meğer kendisi memleketinin gönüllü turizm elçisiymiş! Bize buraların ne kadar büyük mübarekleri, ne saklı hazineleri olduğunu öyle bir aşkla anlatmaya başladı ki, sonra ne yaptı biliyor musunuz? Dükkanını, rızık teknesini öylece bırakıp, "Gelin, sizi ben gezdireceğim" dedi. Şaşkınlıktan ve sevinçten ne diyeceğimizi bilemedik çünkü Kilis’te böyle manevi yerlerin olduğundan hiçbirimiz haberdar değildik.
Yücel Bey düştü önümüze, bizi ilk önce Şem'un Nebi Türbesi’ne (Küt küt dede) götürdü. Kapısı kilitliydi hemen Nurettin Mahallesi Muhtarlığı’nı aradı. Biz türbenin önünde beklerken Muhtar hemen geldi. Kapıyı açtı, biz içeriye girip ziyaretimizi ve duamızı yaptık.
Ziyaret bitince Muhtar Murat Ateşşalioğlu bizi bırakmadı, muhtarlığa davet etti. Bize o güzel kalbiyle mis gibi kahveler pişirdi, çikolatalar ikram etti. Fotoğraflarımız çekildi.Biz orada oturup o tatlı, o samimi sohbetin içinde kaybolmuşken, içeriye bayramlaşmak için mahallenin çocukları girmeye başladı. Tatlıcı Yücel Bey ve Muhtar Murat Bey, o çocukları sarıp sarmaladılar, avuçlarına bayram harçlıklarını koyup yüzlerini güldürerek gönderdiler. O an gözlerim doldu desem yeridir. Hani o hep özlediğimiz, "Nerede o eski bayramlar" dediğimiz o çocukluğumuzun bayramı var ya; işte biz tam olarak o bayramın içine düşmüştük.
Kahve molasından sonra bu iki güzel kardeşimiz bizi Kilis’in o dar, tarih kokan sokaklarına çıkardı. Restore edilen, adeta dile gelmeyi bekleyen o güzelim Kilis konaklarını bize tek tek gezdirdiler. Konakların üzerindeki o taş resimlerin, işlemelerin ne anlama geldiğini, buraların hangi amaçla kullanıldığını, geçmişte neler yaşandığını büyük bir aşkla, ince ince anlattılar. Sonra muhtara veda edip Tatlıcı Yücel Bey’le makamlar, türbe ve hamam gezimize devam ettik. Hatta bir nişana bile katıldık küçük muhteşem bir yerdi.
Nereye gitsek kapalı kapılar önümüzde açıldı, ikramlar yapıldı. Üstelik tüm bunları yaparken, bizden tek bir kuruş dahi talep etmediler; tamamen o saf, hesapsız Anadolu misafirperverliğiyle bizi ağırladılar. Zamanımız o kadar dardı ki, göremediğimiz yerler için "Bir dahaki sefere mutlaka geleceksiniz" diye söz alarak, başka bir tatlıcı dükkanında ikram ettiği tatlılarla bu güzel geziyi sonlandırdıktan sonra vedalaştık.
Şimdi gelin, bir sosyolog olarak eğri oturalım doğru konuşalım. Kilis’in geçmişine baktığımızda, belki de en büyük dönüm noktası, o çok arzulanan "il olma" süreciydi. Ancak bugünden geriye dönüp baktığımızda, insan sormadan edemiyor. İl olmak Kilis’e ne getirdi, Kilis’ten ne götürdü?
Şehirler sadece binalarla, tabelalarla değil, insanının vizyonu ve birbirinin başarısını alkışlama kültürüyle büyür. Kilis kağıt üzerinde il oldu ama ne yazık ki kabuğunu kırıp o beklenen gelişmeyi, o vizyoner değişimi bir türlü yakalayamadı. Şehir, sanki o eski ilçe mahmurluğunun içinde sıkışıp kaldı. Bunun en büyük sebeplerinden biri de, Kilis halkının o meşhur içe dönük yapısı. Hani o başta bahsettiğim, "Kilisliden uzak dur, hasedi çoktur" diye anlatılan o efsaneler var ya, aslında bunun ardında Kilis halkının bile bizzat dert yandığı, kendi içinde yaşadığı bir toplumsal gerçeklik var. Küçük yerlerin o kaçınılmaz kaderidir bu, herkes birbirini çok yakından izler, "elalem ne der" baskısı yoğundur ve maalesef insanlar arasında o gizli iç çekememezlik, dedikodu ve birbirini didikleme kültürü bazen insanı hayattan bezdirir. Kilislinin bile bizzat şikayetçi olduğu, o yılan hikayelerine konu olan "hasetlik" dedikleri şey, aslında bu içe dönük mahalle baskısından başka bir şey değildi. Nitekim sahada gördüğüm muazzam kırılma da tam olarak burada gizliydi.
Bu iki güzel kardeşimiz, bizzat kendi insanının bile yakındığı o dar kalıpları, o iç rekabet ve haset çemberini tamamen yırtıp atmışlar. Hiç tanımadıkları yabancı ailelere gönüllerini açıp rehberlik ederken, o eleştirilen kültürün içinden nasıl pırıl pırıl, hesapsız ve saf bir Anadolu ruhu çıkarılabileceğini kanıtladılar. Kilis’e ve insanına karşı üretilmiş tüm o olumsuz duvarları, farkında bile olmadan sevgiyle yerle bir ettiler.
Bu yazı Kilis’liler için çok ama çok önemli bir dönüm noktası bence.
Önlerinde iki seçenek var. Şimdi bu yazıyı okuyan Kilisliler, artık bu iki kardeşimize yine o eski alışkanlıkla hasetlik mi edecekler, yoksa "Bakın bizim içimizden ne kadar asil insanlar çıkıyor" deyip bu kardeşlerimiz gibi davranarak şehirlerinin üzerindeki o kötü algıyı tamamen silecekler mi? Önümüzdeki günlerde bu iki güzel insanın şehirde göreceği muamele, Kilis’in kendi kaderini aklayacağı yeni bir sayfa mı açacağını, yoksa o eski söylentileri maalesef doğrulayacağını mı bize açıkça gösterecek. Bu, Kilis’in gelecek sınavıdır.
Bunca yıllık Antepliyim, Kilis’in o güzelim arka sokaklarını, o derin tarihini daha önce hiç görmemiş olmamıza rağmen bize bu kapıları açan, memleketine böylesine aşık, şehrine sahip çıkan, onun ayağa kalkmasını, bilinmesini ve tanınmasını isteyen böyle güzel insanlara tüm memleketimizin ihtiyacı var. Emeğe saygı duymak,böyle güzel kalpleri el üstünde tutmak ve desteklemek hepimizin boynunun borcu.
Eğer bir gün yolunuz Kilis’e düşerse, öyle sadece yemek yiyip dönmek için gitmeyin. Kilis’in merkezindeki Tatlıcı Yücel’i bulun, Nurettin Mahallesi Muhtarı Murat Ateşşalioğlu’na selamımızı götürün. Şehri bir de onların o güzel kalbinden dinleyin. Bu yazdıklarım bir reklam değil,bir sosyolog olarak yaptığım analiz, insanlığın hâlâ ölmediğine duyduğum saygının bir ifadesidir. Benim hâlâ bu ülkeden, bu güzel yurdun insanından umudum var. Sağ olun, var olun. Biz Kilis’in merkezi Tatlıcı Yücel’i ve kıymetli Muhtarımızı Murat Bey’i gönülden destekliyoruz!
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

