Uzm.Dr Tahsin Özenmiş Yazdı: Hakikatin Terazisi: İmam-ı Şa‘rânî ve Kaybolan Denge

Gündem 30.01.2026 - 23:49, Güncelleme: 30.01.2026 - 23:49
 

Uzm.Dr Tahsin Özenmiş Yazdı: Hakikatin Terazisi: İmam-ı Şa‘rânî ve Kaybolan Denge

Bugün İslâm dünyasında en çok neyi kaybettik diye sorulsa, cevabı zor değil: dengeyi. Bir tarafta hakikati şeriatsız arayanlar; diğer tarafta şeriatı hakikatinden koparanlar…
İki uç arasında savrulan bir din tasavvuru, iki tarafta da yıpranan bir hakikat anlayışı var. İşte tam bu kırılma hattında, asırlar öncesinden hala berrak bir ses yükseliyor: İmam-ı Şa‘rânî. Asıl adı Abdülvehhab eş-Şa‘rânî. 16. yüzyılda Mısır’da yaşamış, Şâfiî fakihi ve büyük bir mutasavvıf. Küçük yaşta Kur’ân’ı ezberlemiş, Kahire’de devrin en seçkin âlimlerinden ilim almış, ilmi tasavvuf terbiyesiyle derinleştirmiştir. Onu benzerlerinden ayıran şey, ilmi soyut bir bilgi olarak değil; ahlâk ve sorumluluk bilinci olarak görmesidir. Fıkıh, hadis ve kelâmda derinleşirken; tasavvuf terbiyesiyle nefsini tezkiye etmiş, ilmini hayattan koparmamıştır. Onu farklı kılan tam da budur: Bilmekle yetinmeyip, bildiğini yaşamak. Şa‘rânî ne uçlarda dolaşan bir mistik ne de soğuk bir hukukçudur. O, şeriat ile hakikati birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak gören nadir isimlerdendir. Bu yüzden en meşhur eserine boşuna “el-Mîzânü’l-Kübrâ” adını vermemiştir. Büyük Terazi… Çünkü ona göre din, kişisel heveslerle değil; hikmet, adalet ve fıtrat terazisiyle anlaşılmalıdır. Bugün mezhep farklılıkları bir ayrışma ve çatışma sebebi gibi sunuluyor. Oysa Şa‘rânî, asırlar önce bunun tam tersini söylemiştir. Ona göre mezhepler, hakikatin parçalanmış halleri değil; farklı mizaçlara açılmış ilahî rahmet kapılarıdır. Aynı yük, her omuza konmaz. Aynı yol, herkes için aynı genişlikte olmaz. Kimine azimet ağır gelir, kimine ruhsat lütuf olur. Mesele hangisini seçtiğin değil; seçtiğini nefsine mi, Hakk’a mı bağladığındır. Bugün yaşadığımız kriz de tam burada başlıyor. Bir kesim “kolaylık” adına dini içi boş bir söyleme indirgerken, bir başka kesim “takva” adına hayatı yaşanmaz kılıyor. Şa‘rânî her iki anlayışa da mesafelidir ve net konuşur: Şeriatsız tasavvuf sapmadır; tasavvufsuz şeriat ise kuru bir kabuktur. Bu söz slogan değildir, alkış toplamaz. Ama insanı rahatsız eder. Çünkü konfor alanını bozar, aynaya bakmaya zorlar. Şa‘rânî’nin tasavvufu; kaçmak değil, kalabalıklar içinde ahlâkı korumaktır. Secdede uzun dururken, kul hakkı karşısında daha da titremektir. İbadeti derinleştirirken, adaleti inceltmektir. O, dini bir üstünlük aracına dönüştürenleri sevmez. İlmi, insanları susturmak için kullananları açıkça eleştirir. Kendini “seçilmiş” zanneden dindarlığı reddeder. Ona göre hakiki âlim; halktan kopan değil, halkın yükünü omuzlayandır. Belki de bu yüzden İmam-ı Şa‘rânî bugün hala "bazıları" için rahatsız edicidir. Çünkü hem katılığı bozar hem laubaliliği ifşa eder. Hem şekilciliği sarsar hem başıboşluğu sınırlar. Onun terazisi, nefsin hoşuna gitmez. Ama tam da bu yüzden yeniden okunmalıdır. Çünkü bu çağ ya çok bağıranları seviyor ya da tamamen kaçanları. Şa‘rânî ise sessiz ama sarsıcı bir hakikati hatırlatıyor: Hakikat, uçlarda değil; dengeyi koruyabilenlerdedir.
Bugün İslâm dünyasında en çok neyi kaybettik diye sorulsa, cevabı zor değil: dengeyi. Bir tarafta hakikati şeriatsız arayanlar; diğer tarafta şeriatı hakikatinden koparanlar…

İki uç arasında savrulan bir din tasavvuru, iki tarafta da yıpranan bir hakikat anlayışı var. İşte tam bu kırılma hattında, asırlar öncesinden hala berrak bir ses yükseliyor: İmam-ı Şa‘rânî.

Asıl adı Abdülvehhab eş-Şa‘rânî. 16. yüzyılda Mısır’da yaşamış, Şâfiî fakihi ve büyük bir mutasavvıf. Küçük yaşta Kur’ân’ı ezberlemiş, Kahire’de devrin en seçkin âlimlerinden ilim almış, ilmi tasavvuf terbiyesiyle derinleştirmiştir. Onu benzerlerinden ayıran şey, ilmi soyut bir bilgi olarak değil; ahlâk ve sorumluluk bilinci olarak görmesidir. Fıkıh, hadis ve kelâmda derinleşirken; tasavvuf terbiyesiyle nefsini tezkiye etmiş, ilmini hayattan koparmamıştır. Onu farklı kılan tam da budur: Bilmekle yetinmeyip, bildiğini yaşamak.

Şa‘rânî ne uçlarda dolaşan bir mistik ne de soğuk bir hukukçudur. O, şeriat ile hakikati birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak gören nadir isimlerdendir. Bu yüzden en meşhur eserine boşuna “el-Mîzânü’l-Kübrâ” adını vermemiştir. Büyük Terazi… Çünkü ona göre din, kişisel heveslerle değil; hikmet, adalet ve fıtrat terazisiyle anlaşılmalıdır.

Bugün mezhep farklılıkları bir ayrışma ve çatışma sebebi gibi sunuluyor. Oysa Şa‘rânî, asırlar önce bunun tam tersini söylemiştir. Ona göre mezhepler, hakikatin parçalanmış halleri değil; farklı mizaçlara açılmış ilahî rahmet kapılarıdır. Aynı yük, her omuza konmaz. Aynı yol, herkes için aynı genişlikte olmaz. Kimine azimet ağır gelir, kimine ruhsat lütuf olur. Mesele hangisini seçtiğin değil; seçtiğini nefsine mi, Hakk’a mı bağladığındır.

Bugün yaşadığımız kriz de tam burada başlıyor. Bir kesim “kolaylık” adına dini içi boş bir söyleme indirgerken, bir başka kesim “takva” adına hayatı yaşanmaz kılıyor. Şa‘rânî her iki anlayışa da mesafelidir ve net konuşur:
Şeriatsız tasavvuf sapmadır; tasavvufsuz şeriat ise kuru bir kabuktur.

Bu söz slogan değildir, alkış toplamaz. Ama insanı rahatsız eder. Çünkü konfor alanını bozar, aynaya bakmaya zorlar. Şa‘rânî’nin tasavvufu; kaçmak değil, kalabalıklar içinde ahlâkı korumaktır. Secdede uzun dururken, kul hakkı karşısında daha da titremektir. İbadeti derinleştirirken, adaleti inceltmektir.

O, dini bir üstünlük aracına dönüştürenleri sevmez. İlmi, insanları susturmak için kullananları açıkça eleştirir. Kendini “seçilmiş” zanneden dindarlığı reddeder. Ona göre hakiki âlim; halktan kopan değil, halkın yükünü omuzlayandır.

Belki de bu yüzden İmam-ı Şa‘rânî bugün hala "bazıları" için rahatsız edicidir. Çünkü hem katılığı bozar hem laubaliliği ifşa eder. Hem şekilciliği sarsar hem başıboşluğu sınırlar. Onun terazisi, nefsin hoşuna gitmez.

Ama tam da bu yüzden yeniden okunmalıdır. Çünkü bu çağ ya çok bağıranları seviyor ya da tamamen kaçanları. Şa‘rânî ise sessiz ama sarsıcı bir hakikati hatırlatıyor:

Hakikat, uçlarda değil; dengeyi koruyabilenlerdedir.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.