Uzm.Dr. Tahsin Özenmiş Yazdı: Kırık Kalplerin Sığınağı, Kaybolan İnsanlığın Kıblesi
Uzm.Dr. Tahsin Özenmiş Yazdı: Kırık Kalplerin Sığınağı, Kaybolan İnsanlığın Kıblesi
Kırık Kalplerin Sığınağı, Kaybolan İnsanlığın Kıblesi
Ey rahmetiyle çöllere âb-ı hayat bahşeden Nebî,
Bir yetim kalbinin içinde ümmet kadar yer açtın.
Taşlanan yolları bile sabırla gülistana çevirip,
İnsana, nefsinin unuttuğu insanlığı hatırlattın.
Semaya yükselen o kutlu gecede yıldızlar sustu,
Gökler sana hayran oldu sen “ümmetim” diye ağladın.
Arşa çıkan adımlarından daha yüceydi o niyazın;
Çünkü sen, kendin için değil, bütün kırık kalpler için yaşadın.
Ey ismiyle kararan ruhlara nur olan Sultan,
Çağlar değişse de her nefeste sana muhtaçtır insan.
Bir tek sünnetin bile dağılmış ömürlere kıble olur;
Çünkü senin ardından yürümek, kaybolmuş bir ruha vatandır.
Bir hurma gölgesinde kurduğun o sade medeniyet,
Asırlar geçse de vicdanlara hâlâ adalet öğretir.
Çünkü senin merhametin, susuz bir çağın ortasında
Mazlumun avuçlarına gizlice bırakılmış bir kevserdir.
Sen, aynasıydın yeryüzünde İlahi muhabbetin,
Dokunduğun her taşa, her kalbe sindi merhametin.
Çatlayan toprak nasıl hasretse gökten inen yağmura,
Çağımız öyle muhtaçtır getirdiğin o kutlu davaya.
Geceler vardı; ümmetin için gözyaşıyla sabahladığın,
Yeryüzü uyurken semaya yükselirdi sessiz duan.
Melekler hayran olurdu senin o rûh-i pâkine;
Zira senin kadar ümmetini seven olmadı bu cihanda.
Ey kalbi Hira kadar derin, ufku Sidre kadar yüce Nebî,
Bir avuç kumdan yıldızlara uzanan yolu sen açtın.
Karanlık çağların ufkuna nurdan bir sabah gibi doğup,
Zamanın kırılmış alnına yeniden umut yazdın.
Denizler kadar genişti affın, ey Habîb-i Kibriyâ,
Sana hançer uzatanlar bile merhametinde sığınak buldu.
Çünkü sen öğrettin; düşmanını yenmekten önce nefsi yenenler,
Hakikatte arşın en yüksek burcuna yükselenlerdi.
Bugün insan yine kalabalıklar içinde yapayalnız,
Evler büyüdü lakin kalpler küçüldü fark edilmeden.
Ey Nebî, senin bir tek şefkatli nazarına muhtaç çağımız;
Çünkü ruhlar betonlar altında eziliyor sessizce, derinden.
Yeşil kubbenin altında sükûta ermiş o mukaddes diyar,
Gönül coğrafyamıza hâlâ o asr-ı saadeti fısıldar.
Senden uzağız lakin senin açtığın o aydınlık yolda,
Başımızı kaldırdığımız her ufukta gözlerimiz seni arar.
Kâbe’nin gölgesinde saklıdır o mukaddes çocukluğun,
Ayrılırken arkana dönüp hüzünle baktığın o ilk şehir...
Mekke, bir anne vakarıyla hasretinden kavrulurken,
Hâlâ rüzgârın kanadında sana o ilk selamı taşır.
Bir gün bütün sesler susacak ey Server-i Âlem,
Dağlar gölge gibi çekilecek sonsuzluğun önünden.
O vakit ümmetin, bir çöl sıcağında kalmış gibi,
Senin gölgene sığınacak mahşerin o dehşetinden.
Ve biz biliyoruz: Bir insan sana gerçekten benzediğinde,
Öfkesi merhamete, yalnızlığı duaya dönüşür.
Çünkü senin yolun, sadece göğe açılan nurdan bir kapı değil;
İnsanın insana yeniden kardeş olduğu, o en mukaddes yerdir.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

