Uzm.Dr Tahsin Özenmiş Yazdı: Mesafeleri Kısaltan Açlık: Şefkat Köprüsü
Uzm.Dr Tahsin Özenmiş Yazdı: Mesafeleri Kısaltan Açlık: Şefkat Köprüsü
İnsanlık, aynı gemide yol alan ama farklı kamaralarda oturan büyük bir aile gibidir. Kimi en üst güvertede güneşin tadını çıkarırken, kimi alt katların karanlığında fırtınayla boğuşur. Ancak gemi hepimizindir.
Modern hayatın bizi içine hapsettiği konfor duvarları, dışarıdaki rüzgarın soğuğunu hissetmemizi engellediğinde; insanlık bağlarımız zayıflar, kalplerimiz birer buzdağına dönüşür.
Hayatın baş döndürücü bir hızla aktığı, herkesin kendi dünyasına hapsolduğu bir çağda yaşıyoruz. "Ben" merkezli bu yeni dünya düzeninde, yanı başımızdaki komşumuzun tenceresinde ne piştiğini, sokağın köşesindeki amcanın neden mahzun baktığını fark edemez hale geldik. Oysa insanı "insan" yapan en temel duygu, kendinden olmayanın acısını kendi kalbinde duyabilme yeteneğidir.
Modern konfor, çoğu zaman zihnimize bir perde çekiyor. Karnı tok olanın, açlığın ne demek olduğunu sadece sözlüklerden okuması yetmiyor; çünkü bilgi akılda kalıyor ama hisse, ancak kalp kapısından giriyor. İşte tam bu noktada, bir ibadetten çok daha fazlası olan, toplumsal bir vicdan köprüsü kuran o muazzam hakikat devreye giriyor.
Bediüzzaman Said Nursi, Ramazan Risalesi’nde bu ruhsal ve toplumsal bağı ne kadar zarif ve derin bir dille anlatıyor, hep birlikte kulak verelim:
"...İnsanlar, maişet cihetinde muhtelif bir surette halkedilmişler. Cenab-ı Hak o ihtilafa binaen, zenginleri fukaraların muavenetine davet ediyor. Halbuki zenginler, fukaranın acınacak acı hallerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla tam hissedebilir. Eğer oruç olmazsa, nefisperest çok zenginler bulunabilir ki, açlık ve fakirlik ne kadar elîm ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak edemez. Bu cihette insaniyetteki hemcinsine şefkat ise, şükr-ü hakikînin bir esasıdır. Hangi ferd olursa olsun, kendinden bir cihette daha fakiri bulabilir. Ona karşı şefkate mükelleftir. Eğer nefsine açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa, şefkat vasıtasıyla muavenete mükellef olduğu ihsanı ve yardımı yapamaz; yapsa da tam olamaz. Çünki hakikî o haleti kendi nefsinde hissetmiyor."
Bu satırlar, bize sadece aç kalmayı değil, "açlığı hissetmeyi" öğütlüyor. Bir fakire uzatılan yardım elinin, sadece bir miktar paradan ibaret kalmaması; içinde o insanın halini bizzat tecrübe etmiş olmanın getirdiği samimi bir şefkati barındırması gerektiğini hatırlatıyor. Gerçek şükür, sadece dilin "elhamdülillah" demesi değil, aynı zamanda kalbin "ben seni anlıyorum" diye atmasıdır.
Kendi nefsini açlıkla terbiye etmeyen bir ruh, başkasının mahrumiyetini bir istatistikten ibaret görür. Ancak mide boşalıp kalp dolmaya başladığında, insanlıktaki o büyük kardeşlik bağını hatırlarız. Unutmayalım ki; birine yardım etmek bir görev olabilir, ama onunla dertlenmek bir insanlık borcudur. Oruç, bizi bu borcu ödemeye hazırlayan, kalpten kalbe kurulan en samimi duygu köprüsüdür.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

