Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam

EĞİTİM SADECE DİPLOMA DEĞİL, BİR MİLLETİN GELECEĞİNİ İNŞA ETMEKTİR

Gündem 11.09.2026 - 18:01, Güncelleme: 11.09.2026 - 18:06
 

EĞİTİM SADECE DİPLOMA DEĞİL, BİR MİLLETİN GELECEĞİNİ İNŞA ETMEKTİR

Yeni eğitim-öğretim yılı mesajında eğitimin sadece sınav ve diplomadan ibaret olmadığını vurgulayan Saadet Partisi, eğitim politikalarının günü kurtarmak yerine 20-30 yıllık bir vizyonla ele alınması gerektiğini belirtti.
Değerli Basın Mensupları, Kıymetli Hemşehrilerimiz, Aziz Milletimiz; Yeni bir eğitim ve öğretim yılına giriyoruz. Öncelikle yeni eğitim ve öğretim yılının ülkemize, milletimize, öğretmenlerimize, velilerimize ve özellikle geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza hayırlı olmasını diliyorum. Bütün öğrencilerimize başarılar; öğretmenlerimize kolaylıklar diliyorum. Ancak yeni bir eğitim yılına başlarken yalnızca “okullar açılıyor” demekle yetinemeyiz. Çünkü eğitim, sadece çocuklarımızın okula gönderilmesi, sınavlara hazırlanması ve diploma alması değildir. Eğitim; bir milletin geleceğini şekillendiren en önemli güçtür. Bugün yetiştirdiğimiz çocuklar, yarının mühendisleri, doktorları, öğretmenleri, teknisyenleri, sanatçıları, yöneticileri, bilim insanları ve siyasetçileri olacaktır. Dolayısıyla eğitim politikası, günü kurtaracak politikalarla değil, en az 20-30 yıllık bir Türkiye vizyonuyla ele alınmalıdır. EĞİTİMİN AMACI SADECE SINAVLARI KAZANDIRMAK OLMAMALIDIR Bugün eğitim sistemimizin en önemli problemlerinden biri, başarıyı büyük ölçüde sınav sonuçları ve diploma üzerinden değerlendirmemizdir. Oysa başarılı eğitim sistemi; bilgi sahibi, meslek sahibi, ahlak sahibi, sorumluluk sahibi, üretken, özgüvenli, adalet duygusu gelişmiş, ülkesine ve insanlığa karşı sorumluluk taşıyan insanlar yetiştiren sistemdir. Çocuklarımızı sadece sınavlara değil, hayata hazırlamalıyız. Gençlerimize yalnızca “hangi üniversiteyi kazanacaksın?” sorusunu değil; “Hayatta ne olmak istiyorsun?” “Ne üreteceksin?” “Ülken için ne yapacaksın?” “İnsanlığa ne katacaksın?” sorularını da sormalıyız HER ÇOCUK AYNI YETENEĞE SAHİP DEĞİLDİR Eğitim sistemimizin önemli meselelerinden biri de bütün çocuklarımızı aynı kalıba sokmaya çalışmamızdır. Oysa her çocuğun ilgisi, kabiliyeti ve yeteneği farklıdır. Kimi akademik alanda başarılı olacaktır,  kimi mühendis olacaktır, kimi doktor olacaktır, kimi öğretmen olacaktır… Kimi ise çok iyi bir teknisyen, ustabaşı, yazılımcı, elektrikçi, makine teknisyeni, sağlık teknisyeni veya başka bir meslek erbabı olacaktır. Bir milletin bütün gençlerinin üniversite mezunu olması gerekmez. Bir ülkenin kalkınması için akademisyenlere ve mühendislere ihtiyaç olduğu kadar; teknisyenlere, ustalara, ara insan gücüne ve nitelikli meslek sahiplerine de ihtiyaç vardır. Bu nedenle çocuklarımız daha ilkokuldan itibaren yetenekleri ve ilgi alanları açısından tanınmalı; ortaöğretim döneminde doğru yönlendirme yapılmalıdır. Mesleki ve teknik liseler, toplumda “başarısız öğrencilerin gönderildiği okullar” algısından kurtarılmalıdır. Tam tersine; meslek liseleri Türkiye'nin üretim gücünün altyapısı haline getirilmelidir. Çocuklarımız okulda öğrendiğini fabrikada, atölyede, laboratuvarda ve gerçek hayatta uygulayabilmelidir. EĞİTİMİN TEMELİ İNANÇ, BİLGİ VE AHLAKLA ATILMALIDIR Biz eğitimi sadece bilgi aktarımı olarak görmüyoruz. Elbette bilim ve teknoloji vazgeçilmezdir. Ancak bilim, ahlak ve vicdanla buluşmadığında insanlığın yararına olduğu kadar zararına da kullanılabilir. Bugün insanlık nükleer teknolojiden yapay zekâya, biyoteknolojiden uzay teknolojilerine kadar büyük bir bilimsel güce sahiptir. Mesele sadece “ne yapabiliyoruz?” sorusu değildir. Asıl mesele; “Yaptığımızı ne için kullanıyoruz?” sorusudur. İşte burada ahlak, inanç, adalet, merhamet ve sorumluluk devreye girmektedir. Bizim anlayışımıza göre eğitim; İnançla temellenmeli, ilimle beslenmeli, ahlakla güçlenmeli, adaletle yön bulmalı, merhamet ve şefkatle insanlığı kucaklamalıdır. Çünkü bilgi sahibi olmak başka, bilgiyi insanlığın hayrına kullanmak başkadır. Her öğrencimize nereden geldiğini, neye geldiğini ve nereye gideceğini iyice ruhuna aşılanmalı ki, yolsuzluk, hırsızlık ve torpil  yapan, rüşvet veren ve alan, zulüm yapan insan haklarını çiğneyen bir kişi olmasın. ERBAKAN HOCA'NIN EĞİTİM ANLAYIŞI BUGÜN DE ÖNEMİNİ KORUYOR Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız, gençlerimizin eğitiminde “ahlak ve maneviyat” vurgusunu sürekli ön plana çıkarmıştır. Erbakan'ın eğitim anlayışında mesele yalnızca bilgili insan yetiştirmek değil, bilgiyi doğru amaçlar için kullanacak şahsiyetli insan yetiştirmektir. Onun ifadesiyle her şeyin temeli: “önce ahlak ve maneviyat.”tır. “Bu davanın motor gücü imanlı gençliktir.” Bizim burada ortaya koyduğumuz anlayış, bilime karşı bir anlayış değildir. Tam tersine; ilim ve teknolojiyi, inanç, ahlak ve vicdanla buluşturan bir eğitim anlayışıdır. Bilim insanlığa hizmet etmeli; teknoloji insanın hayatını kolaylaştırmalı; eğitim ise gençlerimize hem misyon hem vizyon ve hem de sorumluluk kazandırmalıdır. GENÇLERİMİZE SADECE DİPLOMA DEĞİL, BİR HEDEF VERMELİYİZ Bugünün gençlerinin en büyük ihtiyaçlarından biri de gelecek duygusu ve korkusudur. Genç kendisini değerli hissetmeli. Bir hedefi olmalı. Bir mesleği olmalı. Bir ideali olmalı. Hayata dair bir umudu olmalı. Ailesine, toplumuna, ülkesine ve insanlığa karşı sorumluluk taşımalıdır. Çünkü hedefi olmayan genç, zamanla umutsuzluğa; umutsuzluk ise çeşitli bağımlılıklara ve sosyal problemlere açık hale gelebilir. Bu nedenle uyuşturucuyla, şiddetle ve gençlerin karşı karşıya kaldığı diğer sosyal sorunlarla mücadele sadece polis ve adliye meselesi olarak görülmemelidir. Asıl mücadele, önleyici eğitim ve sosyal politikalarla başlamalıdır. ÇOCUKLARIMIZI KORUMAK İÇİN DAHA FAZLA ÖNLEM ALMALIYIZ TÜİK'in 2025 yılı verileri, çocuklarımız açısından üzerinde ciddi şekilde düşünmemiz gereken bir tablo ortaya koymaktadır. 2025 yılında güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 609 bin 959 olarak kaydedildi. Bunların 267 bin 794'ü mağduriyet, 196 bin 308'i ise suça sürüklenme nedeniyle güvenlik birimlerine geldi veya getirildi. Suça sürüklenme nedeniyle gelen çocuklarda uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almakla ilgili isnatların sayısı 19 bin 97 oldu. Bu rakamları yalnızca adli istatistik olarak görmemeliyiz. Bu rakamların arkasında çocuklarımız, ailelerimiz ve kaybolma riskiyle karşı karşıya olan gençlerimiz bulunmaktadır. Elbette her suçu veya bağımlılığı doğrudan eğitim sistemine bağlamak doğru değildir. Ancak aile, okul, sosyal çevre, ekonomik şartlar, arkadaş çevresi, internet, teknoloji ve değerler eğitimi birlikte değerlendirilmelidir. Çocuklarımızı suça sürüklenmeden önce onları koruyacak bir devlet politikası bir eğitim sistem ve teknolojinin zararlarından kurmak zorundayız. Çocuk suç işledikten sonra değil, risk altına girmeden önce devletin ve toplumun yanında olduğunu hissetmelidir. ÜNİVERSİTELERİMİZDE NİTELİĞİ ARTIRMALIYIZ Yükseköğretimde nicelik kadar niteliğe de önem vermeliyiz. Türkiye'nin üniversite sayısının artması elbette önemlidir. Ancak asıl hedefimiz, üniversite sayısı değil, dünya çapında bilim üreten, patent geliştiren, teknoloji üreten ve gençlerimizi küresel rekabete hazırlayan özgür üniversiteler olmalıdır. 2025 QS Dünya Üniversiteleri Sıralaması'nda Türkiye'den; ODTÜ 285., İTÜ 326., Koç Üniversitesi 401., Boğaziçi Üniversitesi 418., Bilkent Üniversitesi 477. Sırada ancak yer alabilmişler. Türkiye'den beş üniversitenin ilk 500'e girmesi önemli ancak neden ilk yüzde ve iki yüzde daha çok üniversitelerimiz olmasın. Neden Türkiye, bilim ve teknoloji üreten ülkeler arasında çok daha üst sıralarda olmasın? Bunun yolu; özgür bilim ortamından, nitelikli akademik kadrolardan, güçlü araştırma bütçelerinden, liyakatten ve üniversite-sanayi iş birliğinden geçmektedir. ÖĞRETMENİ GÜÇLENDİRMEDEN EĞİTİMİ GÜÇLENDİREMEYİZ Bir eğitim sisteminin en önemli unsuru öğretmendir. Öğretmenini ekonomik ve sosyal açıdan güçlü tutamayan bir ülkenin eğitimde istediği başarıyı yakalaması mümkün değildir. Öğretmenlerimizin; insanca yaşayabilecekleri ücretlere, güçlü sosyal haklara, adil özlük haklarına, nitelikli hizmet içi eğitime ve mesleklerinin itibarını koruyacak çalışma şartlarına kavuşturulması gerekir. Öğretmen geçim derdinden kurtulmalı, enerjisini çocuklarımızın eğitimine verebilmelidir. Öğretmenin itibarı yükseltilmeli, eğitim çalışanlarının sorunları günübirlik değil, kalıcı politikalarla çözülmelidir. OKULLARIMIZIN FİZİKİ ŞARTLARI İYİLEŞTİRİLMELİDİR Eğitim yalnızca müfredattan ibaret değildir. Çocuklarımızın eğitim gördüğü okulun; deprem güvenliği, derslik kapasitesi, laboratuvarları, kütüphanesi, spor alanları, teknolojik altyapısı, mescidi ve sosyal imkânları da eğitim kalitesinin bir parçasıdır. Özellikle deprem bölgesindeki okullarımızın fiziki şartları ayrıca ele alınmalıdır. Çocuklarımızın güvenli, sağlıklı ve çağın ihtiyaçlarına uygun okullarda eğitim görmesi bir lüks değil, temel bir devlet sorumluluğudur. BÜTÇENİN ÖNCELİĞİ ÇOCUĞUMUZ VE GENÇLİĞİMİZ OLMALIDIR Buradan AKP iktidarının bütçe politikalarına dikkat çekerek iki karşılaştırma ile eğitimdeki samimiyetsizliklerini ortaya koymak istiyorum. 2025 yılı Merkezi Yönetim Bütçesinde faiz giderleri için 1 trilyon 950 milyar TL ödenek ayrılmıştı. Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi ise yaklaşık 1 trilyon 452 milyar TL olarak belirlenmişti. 2026 yılında ise Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi 1 trilyon 943 milyar 965 milyon 746 bin TL olarak tahsis edildi.  Ancak 2026 Merkezi Yönetim Bütçesinde faiz giderleri ise 2 trilyon 742 milyar TL seviyesinde bulunuyor. Yani 2026'da sadece merkezi yönetim bütçesindeki faiz ödeneği, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden yaklaşık 798 milyar TL daha fazla. Bizim itirazımız tam da buradadır. Bir ülkenin geleceği faiz ödemelerinde değil, çocuklarının eğitiminde yatmaktadır. Bu nedenle bütçe önceliklerimizi yeniden düşünmeliyiz. EĞİTİME DAHA FAZLA KAYNAK AYIRILMALI Biz Saadet Partisi olarak; Eğitim bütçesinin artırılmasını, okullarımızın fiziki eksikliklerinin giderilmesini, öğretmenlerimizin ekonomik ve sosyal şartlarının iyileştirilmesini, mesleki eğitimin güçlendirilmesini, üniversitelerimizin bilimsel kapasitesinin artırılmasını, öğrencilerimizin sosyal ve kültürel gelişiminin desteklenmesini ve eğitimde önce ahlak ve maneviyatın şart olduğunu savunuyoruz. Çünkü eğitim harcama değildir. Eğitim, geleceğe yapılan yatırımdır. Bir okul yaptığımızda sadece bir bina yapmış olmayız. Bir öğretmeni güçlendirdiğimizde sadece bir kamu çalışanının gelirini artırmış olmayız. Bir gencin iyi eğitim almasını sağladığımızda aslında Türkiye'nin geleceğini güçlendirmiş oluruz. BİZİM EĞİTİM VİZYONUMUZ Biz; diploma sahibi ama mesleksiz gençlik değil; bilgili ve meslek sahibi bir gençlik; Bilgili ama ahlaki sorumluluğu zayıf birey değil, ilimle ahlakı buluşturan bir şahsiyet; Sadece sınav kazanan öğrenci değil, hayatı ve sorumluluğun şuurunda olan bir gençlik, Sadece tüketen değil, üreten bir gençlik; sadece kendi geleceğini düşünen değil, ülkesini ve insanlığı düşünen nesiller istiyoruz. İnanç ile bilimin, ahlak ile teknolojinin, meslek ile üretimin, özgür düşünce ile sorumluluğun bir arada olduğu bir eğitim sistemi istiyoruz. ÖZETLE Buradan eğitim yılının başında bütün siyasi iradeye, eğitim yöneticilerine, öğretmenlerimize, velilerimize ve toplumun bütün kesimlerine çağrıda bulunuyorum: Geleceğimizi günlük siyasi tartışmaların üzerinde tutalım. Çocuklarımızın geleceğini seçimden seçime değil, nesilden nesile düşünelim. Eğitim politikalarını günübirlik değil, değişen bakanın isteğine göre değil, uzun vadeli bir devlet politikası haline getirelim. Çocuklarımızı birbirleriyle yarıştırmak yerine yeteneklerini keşfedelim. Her çocuğumuzu üniversiteye yönlendirmek yerine, her çocuğumuzu kendi kabiliyetine uygun bir geleceğe yönlendirelim. Meslek liselerinin eğitimini güçlendirelim ve yaygınlaştıralım. Hatta her fabrikatöre fabrikalarına bağlı “meslek lisesi” açtıralım ki, orada okuyan öğrenci yarın işim hazır desin ve tercihini yapabilsin. Öğretmenlerimizi güçlendirelim. Okullarımızı güvenli hale getirelim. Üniversitelerimizi dünya ile rekabet edebilir hale getirelim. Ve en önemlisi; Çocuklarımıza sadece bilgi değil, hedef; sadece diploma değil, meslek; sadece meslek değil, ahlak; sadece başarı değil, sorumluluk kazandıralım. Çünkü unutmayalım: Bir ülkenin en büyük sermayesi petrolü, doğalgazı veya altın madeni değil; iyi yetişmiş insanıdır. Türkiye'nin gerçek gücü de gençliğidir. Gençliğimizi iyi yetiştirirsek Türkiye'nin geleceğini güvence altına alırız. Bu düşüncelerle yeni eğitim ve öğretim yılının bütün öğrencilerimize, öğretmenlerimize, velilerimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Bütün öğrencilerimize başarılar diliyor, fedakârca görev yapan öğretmenlerimize teşekkür ediyorum. Eğitimde güçlü Türkiye, ahlaklı Türkiye, üreten Türkiye ve yaşanabilir adil bir  Türkiye için hep birlikte çalışmalıyız. Kamuoyuna saygıyla arz ederim.
Yeni eğitim-öğretim yılı mesajında eğitimin sadece sınav ve diplomadan ibaret olmadığını vurgulayan Saadet Partisi, eğitim politikalarının günü kurtarmak yerine 20-30 yıllık bir vizyonla ele alınması gerektiğini belirtti.

Değerli Basın Mensupları, Kıymetli Hemşehrilerimiz, Aziz Milletimiz;

Yeni bir eğitim ve öğretim yılına giriyoruz. Öncelikle yeni eğitim ve öğretim yılının ülkemize, milletimize, öğretmenlerimize, velilerimize ve özellikle geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza hayırlı olmasını diliyorum.

Bütün öğrencilerimize başarılar; öğretmenlerimize kolaylıklar diliyorum.

Ancak yeni bir eğitim yılına başlarken yalnızca “okullar açılıyor” demekle yetinemeyiz. Çünkü eğitim, sadece çocuklarımızın okula gönderilmesi, sınavlara hazırlanması ve diploma alması değildir.

Eğitim; bir milletin geleceğini şekillendiren en önemli güçtür. Bugün yetiştirdiğimiz çocuklar, yarının mühendisleri, doktorları, öğretmenleri, teknisyenleri, sanatçıları, yöneticileri, bilim insanları ve siyasetçileri olacaktır.

Dolayısıyla eğitim politikası, günü kurtaracak politikalarla değil, en az 20-30 yıllık bir Türkiye vizyonuyla ele alınmalıdır.

EĞİTİMİN AMACI SADECE SINAVLARI KAZANDIRMAK OLMAMALIDIR

Bugün eğitim sistemimizin en önemli problemlerinden biri, başarıyı büyük ölçüde sınav sonuçları ve diploma üzerinden değerlendirmemizdir.

Oysa başarılı eğitim sistemi; bilgi sahibi, meslek sahibi, ahlak sahibi, sorumluluk sahibi, üretken, özgüvenli, adalet duygusu gelişmiş, ülkesine ve insanlığa karşı sorumluluk taşıyan insanlar yetiştiren sistemdir.

Çocuklarımızı sadece sınavlara değil, hayata hazırlamalıyız.

Gençlerimize yalnızca “hangi üniversiteyi kazanacaksın?” sorusunu değil;

“Hayatta ne olmak istiyorsun?”
“Ne üreteceksin?”
“Ülken için ne yapacaksın?”
“İnsanlığa ne katacaksın?” sorularını da sormalıyız

HER ÇOCUK AYNI YETENEĞE SAHİP DEĞİLDİR

Eğitim sistemimizin önemli meselelerinden biri de bütün çocuklarımızı aynı kalıba sokmaya çalışmamızdır.

Oysa her çocuğun ilgisi, kabiliyeti ve yeteneği farklıdır.

Kimi akademik alanda başarılı olacaktır,  kimi mühendis olacaktır, kimi doktor olacaktır, kimi öğretmen olacaktır…

Kimi ise çok iyi bir teknisyen, ustabaşı, yazılımcı, elektrikçi, makine teknisyeni, sağlık teknisyeni veya başka bir meslek erbabı olacaktır.

Bir milletin bütün gençlerinin üniversite mezunu olması gerekmez.

Bir ülkenin kalkınması için akademisyenlere ve mühendislere ihtiyaç olduğu kadar; teknisyenlere, ustalara, ara insan gücüne ve nitelikli meslek sahiplerine de ihtiyaç vardır. Bu nedenle çocuklarımız daha ilkokuldan itibaren yetenekleri ve ilgi alanları açısından tanınmalı; ortaöğretim döneminde doğru yönlendirme yapılmalıdır.

Mesleki ve teknik liseler, toplumda “başarısız öğrencilerin gönderildiği okullar” algısından kurtarılmalıdır. Tam tersine; meslek liseleri Türkiye'nin üretim gücünün altyapısı haline getirilmelidir. Çocuklarımız okulda öğrendiğini fabrikada, atölyede, laboratuvarda ve gerçek hayatta uygulayabilmelidir.

EĞİTİMİN TEMELİ İNANÇ, BİLGİ VE AHLAKLA ATILMALIDIR

Biz eğitimi sadece bilgi aktarımı olarak görmüyoruz.

Elbette bilim ve teknoloji vazgeçilmezdir.

Ancak bilim, ahlak ve vicdanla buluşmadığında insanlığın yararına olduğu kadar zararına da kullanılabilir.

Bugün insanlık nükleer teknolojiden yapay zekâya, biyoteknolojiden uzay teknolojilerine kadar büyük bir bilimsel güce sahiptir.

Mesele sadece “ne yapabiliyoruz?” sorusu değildir. Asıl mesele; “Yaptığımızı ne için kullanıyoruz?” sorusudur. İşte burada ahlak, inanç, adalet, merhamet ve sorumluluk devreye girmektedir.

Bizim anlayışımıza göre eğitim;

İnançla temellenmeli, ilimle beslenmeli, ahlakla güçlenmeli, adaletle yön bulmalı, merhamet ve şefkatle insanlığı kucaklamalıdır. Çünkü bilgi sahibi olmak başka, bilgiyi insanlığın hayrına kullanmak başkadır.

Her öğrencimize nereden geldiğini, neye geldiğini ve nereye gideceğini iyice ruhuna aşılanmalı ki, yolsuzluk, hırsızlık ve torpil  yapan, rüşvet veren ve alan, zulüm yapan insan haklarını çiğneyen bir kişi olmasın.

ERBAKAN HOCA'NIN EĞİTİM ANLAYIŞI BUGÜN DE ÖNEMİNİ KORUYOR

Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız, gençlerimizin eğitiminde “ahlak ve maneviyat” vurgusunu sürekli ön plana çıkarmıştır.

Erbakan'ın eğitim anlayışında mesele yalnızca bilgili insan yetiştirmek değil, bilgiyi doğru amaçlar için kullanacak şahsiyetli insan yetiştirmektir.

Onun ifadesiyle her şeyin temeli: “önce ahlak ve maneviyat.”tır. “Bu davanın motor gücü imanlı gençliktir.”

Bizim burada ortaya koyduğumuz anlayış, bilime karşı bir anlayış değildir.

Tam tersine; ilim ve teknolojiyi, inanç, ahlak ve vicdanla buluşturan bir eğitim anlayışıdır. Bilim insanlığa hizmet etmeli; teknoloji insanın hayatını kolaylaştırmalı; eğitim ise gençlerimize hem misyon hem vizyon ve hem de sorumluluk kazandırmalıdır.

GENÇLERİMİZE SADECE DİPLOMA DEĞİL, BİR HEDEF VERMELİYİZ

Bugünün gençlerinin en büyük ihtiyaçlarından biri de gelecek duygusu ve korkusudur.

Genç kendisini değerli hissetmeli. Bir hedefi olmalı. Bir mesleği olmalı. Bir ideali olmalı. Hayata dair bir umudu olmalı. Ailesine, toplumuna, ülkesine ve insanlığa karşı sorumluluk taşımalıdır.

Çünkü hedefi olmayan genç, zamanla umutsuzluğa; umutsuzluk ise çeşitli bağımlılıklara ve sosyal problemlere açık hale gelebilir.

Bu nedenle uyuşturucuyla, şiddetle ve gençlerin karşı karşıya kaldığı diğer sosyal sorunlarla mücadele sadece polis ve adliye meselesi olarak görülmemelidir. Asıl mücadele, önleyici eğitim ve sosyal politikalarla başlamalıdır.

ÇOCUKLARIMIZI KORUMAK İÇİN DAHA FAZLA ÖNLEM ALMALIYIZ

TÜİK'in 2025 yılı verileri, çocuklarımız açısından üzerinde ciddi şekilde düşünmemiz gereken bir tablo ortaya koymaktadır.

2025 yılında güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 609 bin 959 olarak kaydedildi.

Bunların 267 bin 794'ü mağduriyet, 196 bin 308'i ise suça sürüklenme nedeniyle güvenlik birimlerine geldi veya getirildi. Suça sürüklenme nedeniyle gelen çocuklarda uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almakla ilgili isnatların sayısı 19 bin 97 oldu.

Bu rakamları yalnızca adli istatistik olarak görmemeliyiz.

Bu rakamların arkasında çocuklarımız, ailelerimiz ve kaybolma riskiyle karşı karşıya olan gençlerimiz bulunmaktadır. Elbette her suçu veya bağımlılığı doğrudan eğitim sistemine bağlamak doğru değildir.

Ancak aile, okul, sosyal çevre, ekonomik şartlar, arkadaş çevresi, internet, teknoloji ve değerler eğitimi birlikte değerlendirilmelidir.

Çocuklarımızı suça sürüklenmeden önce onları koruyacak bir devlet politikası bir eğitim sistem ve teknolojinin zararlarından kurmak zorundayız.

Çocuk suç işledikten sonra değil, risk altına girmeden önce devletin ve toplumun yanında olduğunu hissetmelidir.

ÜNİVERSİTELERİMİZDE NİTELİĞİ ARTIRMALIYIZ

Yükseköğretimde nicelik kadar niteliğe de önem vermeliyiz. Türkiye'nin üniversite sayısının artması elbette önemlidir. Ancak asıl hedefimiz, üniversite sayısı değil, dünya çapında bilim üreten, patent geliştiren, teknoloji üreten ve gençlerimizi küresel rekabete hazırlayan özgür üniversiteler olmalıdır.

2025 QS Dünya Üniversiteleri Sıralaması'nda Türkiye'den;

ODTÜ 285., İTÜ 326., Koç Üniversitesi 401., Boğaziçi Üniversitesi 418.,
Bilkent Üniversitesi 477. Sırada ancak yer alabilmişler. Türkiye'den beş üniversitenin ilk 500'e girmesi önemli ancak neden ilk yüzde ve iki yüzde daha çok üniversitelerimiz olmasın.

Neden Türkiye, bilim ve teknoloji üreten ülkeler arasında çok daha üst sıralarda olmasın?

Bunun yolu; özgür bilim ortamından, nitelikli akademik kadrolardan, güçlü araştırma bütçelerinden, liyakatten ve üniversite-sanayi iş birliğinden geçmektedir.

ÖĞRETMENİ GÜÇLENDİRMEDEN EĞİTİMİ GÜÇLENDİREMEYİZ

Bir eğitim sisteminin en önemli unsuru öğretmendir. Öğretmenini ekonomik ve sosyal açıdan güçlü tutamayan bir ülkenin eğitimde istediği başarıyı yakalaması mümkün değildir.

Öğretmenlerimizin; insanca yaşayabilecekleri ücretlere, güçlü sosyal haklara, adil özlük haklarına, nitelikli hizmet içi eğitime ve mesleklerinin itibarını koruyacak çalışma şartlarına kavuşturulması gerekir.

Öğretmen geçim derdinden kurtulmalı, enerjisini çocuklarımızın eğitimine verebilmelidir. Öğretmenin itibarı yükseltilmeli, eğitim çalışanlarının sorunları günübirlik değil, kalıcı politikalarla çözülmelidir.

OKULLARIMIZIN FİZİKİ ŞARTLARI İYİLEŞTİRİLMELİDİR

Eğitim yalnızca müfredattan ibaret değildir. Çocuklarımızın eğitim gördüğü okulun; deprem güvenliği, derslik kapasitesi, laboratuvarları, kütüphanesi, spor alanları, teknolojik altyapısı, mescidi ve sosyal imkânları da eğitim kalitesinin bir parçasıdır.

Özellikle deprem bölgesindeki okullarımızın fiziki şartları ayrıca ele alınmalıdır. Çocuklarımızın güvenli, sağlıklı ve çağın ihtiyaçlarına uygun okullarda eğitim görmesi bir lüks değil, temel bir devlet sorumluluğudur.

BÜTÇENİN ÖNCELİĞİ ÇOCUĞUMUZ VE GENÇLİĞİMİZ OLMALIDIR

Buradan AKP iktidarının bütçe politikalarına dikkat çekerek iki karşılaştırma ile eğitimdeki samimiyetsizliklerini ortaya koymak istiyorum.

2025 yılı Merkezi Yönetim Bütçesinde faiz giderleri için 1 trilyon 950 milyar TL ödenek ayrılmıştı. Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi ise yaklaşık 1 trilyon 452 milyar TL olarak belirlenmişti.

2026 yılında ise Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi 1 trilyon 943 milyar 965 milyon 746 bin TL olarak tahsis edildi.  Ancak 2026 Merkezi Yönetim Bütçesinde faiz giderleri ise 2 trilyon 742 milyar TL seviyesinde bulunuyor. Yani 2026'da sadece merkezi yönetim bütçesindeki faiz ödeneği, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden yaklaşık 798 milyar TL daha fazla.

Bizim itirazımız tam da buradadır. Bir ülkenin geleceği faiz ödemelerinde değil, çocuklarının eğitiminde yatmaktadır. Bu nedenle bütçe önceliklerimizi yeniden düşünmeliyiz.

EĞİTİME DAHA FAZLA KAYNAK AYIRILMALI

Biz Saadet Partisi olarak;

Eğitim bütçesinin artırılmasını, okullarımızın fiziki eksikliklerinin giderilmesini, öğretmenlerimizin ekonomik ve sosyal şartlarının iyileştirilmesini,
mesleki eğitimin güçlendirilmesini, üniversitelerimizin bilimsel kapasitesinin artırılmasını, öğrencilerimizin sosyal ve kültürel gelişiminin desteklenmesini ve eğitimde önce ahlak ve maneviyatın şart olduğunu savunuyoruz.

Çünkü eğitim harcama değildir. Eğitim, geleceğe yapılan yatırımdır. Bir okul yaptığımızda sadece bir bina yapmış olmayız. Bir öğretmeni güçlendirdiğimizde sadece bir kamu çalışanının gelirini artırmış olmayız.

Bir gencin iyi eğitim almasını sağladığımızda aslında Türkiye'nin geleceğini güçlendirmiş oluruz.

BİZİM EĞİTİM VİZYONUMUZ

Biz; diploma sahibi ama mesleksiz gençlik değil; bilgili ve meslek sahibi bir gençlik;

Bilgili ama ahlaki sorumluluğu zayıf birey değil, ilimle ahlakı buluşturan bir şahsiyet;

Sadece sınav kazanan öğrenci değil, hayatı ve sorumluluğun şuurunda olan bir gençlik,

Sadece tüketen değil, üreten bir gençlik; sadece kendi geleceğini düşünen değil,
ülkesini ve insanlığı düşünen nesiller istiyoruz.

İnanç ile bilimin, ahlak ile teknolojinin, meslek ile üretimin, özgür düşünce ile sorumluluğun bir arada olduğu bir eğitim sistemi istiyoruz.

ÖZETLE

Buradan eğitim yılının başında bütün siyasi iradeye, eğitim yöneticilerine, öğretmenlerimize, velilerimize ve toplumun bütün kesimlerine çağrıda bulunuyorum:

Geleceğimizi günlük siyasi tartışmaların üzerinde tutalım. Çocuklarımızın geleceğini seçimden seçime değil, nesilden nesile düşünelim.

Eğitim politikalarını günübirlik değil, değişen bakanın isteğine göre değil, uzun vadeli bir devlet politikası haline getirelim.

Çocuklarımızı birbirleriyle yarıştırmak yerine yeteneklerini keşfedelim.

Her çocuğumuzu üniversiteye yönlendirmek yerine, her çocuğumuzu kendi kabiliyetine uygun bir geleceğe yönlendirelim.

Meslek liselerinin eğitimini güçlendirelim ve yaygınlaştıralım. Hatta her fabrikatöre fabrikalarına bağlı “meslek lisesi” açtıralım ki, orada okuyan öğrenci yarın işim hazır desin ve tercihini yapabilsin.

Öğretmenlerimizi güçlendirelim. Okullarımızı güvenli hale getirelim. Üniversitelerimizi dünya ile rekabet edebilir hale getirelim.

Ve en önemlisi; Çocuklarımıza sadece bilgi değil, hedef; sadece diploma değil, meslek; sadece meslek değil, ahlak; sadece başarı değil, sorumluluk kazandıralım.

Çünkü unutmayalım:

Bir ülkenin en büyük sermayesi petrolü, doğalgazı veya altın madeni değil; iyi yetişmiş insanıdır. Türkiye'nin gerçek gücü de gençliğidir.

Gençliğimizi iyi yetiştirirsek Türkiye'nin geleceğini güvence altına alırız.

Bu düşüncelerle yeni eğitim ve öğretim yılının bütün öğrencilerimize, öğretmenlerimize, velilerimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

Bütün öğrencilerimize başarılar diliyor, fedakârca görev yapan öğretmenlerimize teşekkür ediyorum.

Eğitimde güçlü Türkiye, ahlaklı Türkiye, üreten Türkiye ve yaşanabilir adil bir  Türkiye için hep birlikte çalışmalıyız.

Kamuoyuna saygıyla arz ederim.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.