Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: İki Güzel Adam, Tek Bir Ruh: Mahmed Hoca ve Adnan Menderes
Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: İki Güzel Adam, Tek Bir Ruh: Mahmed Hoca ve Adnan Menderes
Dünya dediğimiz bu han kapısından pek çok insan gelip geçer; kimi arkasında ağır enkazlar bırakır, kimi de sadece rüzgârın savurduğu bir yaprak gibi silinip gider.
Ancak bazıları vardır ki, göçüp gittiklerinde bile isimleri geçtiği her mecliste bir bahar rüzgârı gibi gönülleri serinletir. Tıpkı yöremizin o kendine has ağzıyla "Mahmed Hoca" diye bağrına bastığı gönül sultanı ve onun bir ağabey şefkatiyle yüreğimize dokunan evladı Adnan Menderes gibi.
Her şey, o "güzel adamlar" kuşağının temsilcisi Mahmed Hoca ile başladı. O, sadece bir Diyanet mensubu değil; toplumun kürsüsü, neşesi ve hikmet kaynağıydı. Kuveyt başta olmak üzere Arap diyarlarında geçen uzun imamlık yılları, onun sadece dilini değil, ruhunu da asil bir nakış gibi işlemişti. Fasih Arapçasıyla her cümlesini bir ayetle tezyin eder, her nüktesini bir hadis-i şerifin ışığıyla aydınlatırdı. Hitabeti o kadar güçlüydü ki, hatıralarını anlatırken sanki havada görünmez bir sinema perdesi açılır, biz o sahneleri canlı canlı izlerdik. İnsanları güldürürken düşündüren, susarken bile vakarıyla ders veren gerçek bir gönül adamıydı.
Ve o hocanın dizinin dibinde yetişen, babasının hayranı olduğu merhum Başbakanın ismini onurla taşıyan Adnan Menderes... Benim için o, sadece bir akraba, bir enişte değil; hayatımda eksik kalan o "ağabey" boşluğunun bizzat kendisiydi. Bir insanın hiç abisi olmasa da, bir abisi olsa ancak bu kadar olurdu dediğim, naifliği, fedakarlığı, yumuşak huyu ve cömertliği ile ruhumuzu okşayan bir yiğitti.
Onun hayatı, sadece yolların tozuyla değil, büyük bir metanetle örülüydü. Talihsiz bir kaza sonucu bir gözünü kaybetmişti; ancak o, protez gözüyle bile olsa çoluk çocuğunun rızkı için direksiyon başına geçmekten bir gün bile geri durmadı. O tek gözüyle koca tırları dünyanın bir ucundan diğer ucuna sürerken; aslında bizlere rızkın helalliğinin ve babalık fedakârlığının ne olduğunu sessizce anlatıyordu. Mersin’den Sibirya’ya, Avrupa’dan Irak’a kadar arşınladığı her kilometrede, evlatlarının geleceğini dokuyordu.
Köyde elektriklerin kesildiği o karanlık gecelerde, tırının deposundan köylüye mazot çeken, çocuklara oyuncaklar, gençlere hediyeler getiren o cömert el, hiç kimseyi kırmadı. Oğlu Mustafa Mert’in kırdığı her oyuncağın ardından, babasından büyük bir güvenle yeni bir hayal beklemesi; aslında Adnan Menderes’in evlatlarına kurduğu o sarsılmaz limanın bir simgesiydi. Mustafa Mert de bu vefayı karşılıksız bırakmadı; babasının hastalığında ve son günlerinde bir an olsun başucundan ayrılmadı.
Yollarla Son Vedalaşma: Tırdan Cenaze Arabasına
Adnan Menderes, depremin o yıkıcı günlerinde herkes gibi bir sığınak arayışındaydı. Evler hasar alınca, İstanbul’daki kızının yanına gitmek üzere yola çıktı. Ancak o zamanlar sadece depremin yükünü değil, bedeninde amansız bir hastalığın ağırlığını da taşıyordu. İstanbul’a doğru giderken, yıllarca o heybetli tırıyla karış karış ezberlediği yolları bu kez bir araba camından son defa izledi. Yıllarca hükmettiği o asfaltlara, geçtiği o virajlara ve selam verdiği o dağlara bakarken; sanki her kilometre taşında bir hatırasıyla helalleşiyordu.
O heybetli tırın direksiyonunda dünyayı dize getiren adam, son yolculuğuna o yolları yaşlı gözlerle arşınlayarak çıktı. Ne acı bir tecellidir ki; İstanbul’dan dönüşü, yine o çok sevdiği yollar üzerinden ama bu kez bir cenaze arabasının sessizliğinde oldu. Yolları arşınlayan o dev tırın yerini, hüzünlü bir konvoy almıştı. Köyüne vardığında, herkesin hakkını helal ettiği o güzel adam, çok sevdiği babası Mahmed Hoca’nın yanı başına, ebedi istirahatgahına tevdi edildi.
Sözün Özü;
Cahit Zarifoğlu’nun dediği gibi:
"Güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler."
Adnan Menderes de o güzel atlardan biri olan beyaz tırından indi ve ebediyet yollarına revan oldu. Arkasında babası Mahmed Hoca’nın o asil mirasını, kırmadığı kalpleri ve tertemiz bir isim bıraktı. Kıt kanaat imkânlarla çocuklarını okutan, bir gözüyle dünyayı, kalp gözüyle ahireti gören o güzel adamı asla unıtmadık, unutmayacağız.
Mekânları cennet, makamları âli, ruhları şâd olsun….




Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

