Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: ÖNCÜLER Vefalı Bir Ruh: Bekir Başarıcı
Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: ÖNCÜLER Vefalı Bir Ruh: Bekir Başarıcı
Gönül defterimizde müstesna bir yer tutan, üzerimizde büyük emeği olan muvahhid dava adamı Bekir Başarıcı Hoca'yı ebediyete uğurlayışımızın üzerinden birkaç yıl geçti. Ne zaman adı geçse, anıları canlansa, o mücahid ruhun bıraktığı iz derin bir sızı olarak kalbimize düşer. Başımız sağ olsun. Rabbim, cennetini ve âli makamını ona lütfetsin.

Geçtiğimiz günlerde, merhum Bekir Sıtkı Erdoğan’ın meşhur “Konya’da” şiirinin son dörtlüğüne denk geldim:
“Ayrılıktan yemiş tekme
Yakma gurbet onu yakma
Burda gezdiğine bakma
Bekir Konyada Konyada”
Bu mısralar, beni ta çocukluğuma, ortaokul sıralarına götürdü. Türkçe kitabımızda okuduğumuz bu şiiri, rahmetli dayımız Konya’da olduğu için, sanki onun için yazılmış gibi hissettiğimi hatırladım. O masum çocukluk zannı, bugün bile kalbimi burktu; çünkü Bekir Hoca, gerçekten de Konya’da, davasının merkezinde yaşadı, ama esasen her daim gönül dünyamızdaydı.....
Hoca’yı sadece bir öğretmen veya yazar olarak görmek, onun ruhunu eksik anlatır. O, davasını hayatının her zerresine sindirmiş bir gönül eriydi. Bir hafta sonu gittiğim köyümüzdeki kardeşi Hacı İbrahim’den dinlediğim hatıralar, bu gerçeği en samimi şekilde ortaya koyuyor.
Öğrenci olmasına rağmen her fırsatta köye gelir, babam merhum Mehmed Nadir Efendi'ye sap, saman vb. köy işlerinde yardım ederdi. Yorulup mola verdiğinde, onun molası, diğerlerinin molasına benzemezdi. Hacı İbrahim'in anlattığı gibi, gider, bizzat diktiği ve bugün hâlâ "Bekir Emminin Ağaçları" diye anılan ağaçların serin gölgesine oturur, ya bir kitap okur ya da eline kalemi alır, bir şeyler kaleme alırdı.
Bu görüntü, Bekir Hoca’yı özetler: Hem toprağın emeğiyle hem de ilmin mürekkebiyle yoğrulmuş bir hayat. O, sadece aydınlık bir dava adamı değil, aynı zamanda merhum hoca dedemize şiirler yazacak kadar vefalı ve ince ruhlu bir evlattı. İnşallah o şiirler bir gün ortaya çıkar da, onun o duygu yüklü dünyasına daha yakından şahit oluruz.
Bekir Hoca’nın davası, kuramsal bir söylemden ibaret değildi; sevgiyle, saygıyla ve ilgiyle tezahür ederdi. Küçük kardeşi, Hacı İbrahim şunları söyledi:
"Abim köye geldiğinde herkes onunla ilgilenirdi. Namazla pek arası olmayanlar bile, ‘Bekir Hoca namaz kıldıracak’ diye gelir, evin damında, serinde onun arkasında teravih kılarlardı. Namazdan sonra oturur, onun sohbetini dinlerlerdi."
O, kibir nedir bilmeyen, alim bir gönül insanıydı. Civar köylerden bile sırf sohbetini dinlemek için gelenler olurdu. Saygınlığı o kadar yüksekti ki, babasını da yanına alır, köy köy, akraba akraba dolaşır, hatır sorar, ilim aktarırdı. Ve elbette o meşhur an: Konya’dan gelirken getirdiği, çocukluğumuzun tadı olan o güzel, beyaz Konya şekeri. O şekerler, onun hem memleketine bağlılığının hem de davasını şefkatle sunuşunun küçük, tatlı sembolleriydi.
Hoca, kendini sorumlu hisseden bir dava adamıydı. Köy camimize her yıl getirdiği kitaplar, cami kütüphanemizi ilim ve irfan yuvası yapardı. Ribat dergilerini, İhya Yayınlarını ve özellikle "Cihat ve Mücahid" kitabını camimizde bulur, okurduk. Onun arkasında namaz kılmak, müezzinlik yapmak, hepimize ayrı bir huzur verirdi.
O, mücahid ruhuyla yaşadı, hayatını inancının bedeli ve vefasıyla doldurdu ve o ruhla Rabbine teslim oldu.
Bekir Başarıcı Hoca’nın mirası; ağaçların gölgesinde okunan kitapta, damda kılınan teravihte ve bir neslin uyanışına rehberlik eden "Cihat ve Mücahid"de yaşamaya devam edecektir.
Rabbim, bizleri onun ahlakı ve davasındaki sadakatiyle nasiplendirsin......

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

