Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: Türk'ün Heidegger'i: İbrahim Kalın mı, İsmet Özel mi? Varlık Krizinden Kurtuluşun İki Büyük “Öze Dönüş” Çağrısı
Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: Türk'ün Heidegger'i: İbrahim Kalın mı, İsmet Özel mi? Varlık Krizinden Kurtuluşun İki Büyük “Öze Dönüş” Çağrısı
Felsefenin karmaşık dehlizlerinden sızan o büyük soru, modern çağın gürültüsü içinde kaybolup duruyor: Biz kimiz ve niçin varız?
Bu sorunun peşine düşmüş iki büyük ismi, iki ayrı eseri okuduktan sonra zihnimde birleştirdim: İsmet Özel’in radikal sesi "Üç Zor Mesele" ile İbrahim Kalın’ın hikmet dolu yolu "Heidegger’in Kulübesine Yolculuk." Bu iki kitap, bende şu soruyu kaçınılmaz kıldı: Modernleşmenin getirdiği yabancılaşma ve Varlık Krizine karşı, “Türk’ün Heidegger’i” unvanını kim daha çok hak ediyor?
Unutmayalım ki, Martin Heidegger, Batı’yı kendi "Varlık Unutkanlığı" ile yüzleştirmiş ve kurtuluşu Alman-Yunan kadim köklerine dönmekte aramıştı. Peki, bizim "özümüze dönüş" reçetemiz ne?
Hem İbrahim Kalın hem de İsmet Özel, modern yaşamın bizi kendi özümüzden ve köklerimizden kopardığı konusunda hemfikir.
Kalın için sorun, Batı’nın akılcılığı nedeniyle Varlığın sadece çıkar sağlayana ve nesneye indirgenmesi. Yani her şeyi bir makine parçası gibi görüp, hayatın manevi bütünlüğünü kaybetmek.
Özel için sorun ise daha keskin: Batı’yı taklit eden, onun ahlakını ve tekniğini kabul eden bireyin kendi İslami kimliğine yabancılaşması ve bunun getirdiği ikiyüzlülüktür.
Her ikisi de, taklitçi ve yüzeysel yolları reddederek, radikal bir "Öze Geri Dönüş" eylemini savunuyor.
Ancak bu “öze dönüş” yolculuğunda izledikleri rotalar farklılaşıyor:
Kalın, krizi felsefi bir dille çözmeye çalışır. O, modernizmin açtığı Varlık yarasını, binlerce yıllık İslami Hikmet Geleneğinin bilgeliğiyle iyileştirmeyi önerir. "Varlığın Birliği (Vahdet-i Vücud)" gibi kavramları yeniden gündeme taşıyarak, Varlığı ölçülebilir olandan çıkarıp, manevi ve bütüncül bir düzene oturtur. O, Varlık sorununu akıl ve kalp ile birleştirerek çözen düşünsel bir köprü kurar.
Özel ise krize bir medeniyet tavrı ile karşılık verir. Onun çağrısı bir felsefi tartışmadan çok, bilinçli bir eylemdir. Özel’e göre birey, İslami kimliğine kayıtsız şartsız dönmeli ve kendi medeniyetini yeniden kurma sorumluluğunu üstlenmelidir. Onun yolu, pasif bir kabulleniş değil, yabancılaşmayı yıkan radikal ve ahlaki bir duruştur.
Heidegger, kendi medeniyetinin köklerine dönmeyi öneriyordu. Bu bağlamda, "Türk'ün Heidegger'i" unvanı her iki isme de, farklı cephelerden modernizme karşı durdukları için yakışır:
İbrahim Kalın: Heidegger’in Varlık felsefesini ve düşünce biçimini İslami Hikmetle buluşturan, Anadolu İrfanını felsefi dile taşıyan kişi olarak bu unvanı alır. O, kavramsal ve derin bir çözümdür.
İsmet Özel: Heidegger’in eleştiri tavrının radikalliğini ve "özüne dön" çağrısının keskinliğini İslami kimlik ve medeniyet kurma eylemi alanına taşıyan kişi olarak bu unvanı alır. O, sarsıcı ve eylemsel bir çağrıdır.
Her ikisi de bize, modernizmin dayattığı köksüz ve anlamsız varoluşu reddetmemiz gerektiğini söylüyor. Varlık problemine anlam katacak tek şey, Batı’yı taklit etmek değil, kendi kadim köklerimize, yani özümüze dönmek ve o ruhtan beslenerek yeniden bir medeniyet inşa etmektir.
Bu iki eser ve bu iki düşünür, bugün Türk aydınının önündeki en büyük meselenin, Batı’yı analiz etmekten çok, kendini, özünü ve tarihini hakkıyla anlamak olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

