Fesih Bozan Yazdı: Cumhurbaşkanını Korumak mı, Eleştiriden Muaf Tutmak mı?
Fesih Bozan Yazdı: Cumhurbaşkanını Korumak mı, Eleştiriden Muaf Tutmak mı?
Türkiye, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu hakkında başlatılan “Cumhurbaşkanına hakaret” soruşturmasını tartışıyor. Elbette hiç kimsenin bir başkasına, hele ki devletin zirvesindeki bir makama hakaret etme hakkı yoktur. İfadelerin hakaret mi yoksa eleştiri mi olduğunu yargı belirleyecektir. Ancak bu olay, Türk demokrasisi açısından hayati önem taşıyan üç temel soruyu yeniden gündeme taşımıştır:
1. İddiaların Niteliği ve Yargının Tarafsızlığı:
Eski bir başbakanın veya devlet adamının dile getirdiği iddiaların, kimden geldiğine bakılmaksızın tarafsızca incelenmesi gerekmez mi? Yargının asli görevi, iddiaların üzerine hukuk çerçevesinde gitmek ve ifade özgürlüğü ile hakaret arasındaki çizgiyi adaletle belirlemektir.
2. Siyasete Verilen Mesaj:
Bu tür soruşturmalar, geçmişte veya halen iktidar bünyesinde görev yapan kişilere “Susun, konuşmayın; aksi hâlde siz de soruşturma konusu olursunuz” anlamına gelen bir gözdağı olmaz mı?
3. Partili Cumhurbaşkanlığı ve Sorumluluk:
Asıl tartışılması gereken mesele şudur: Hem yürütmenin başı hem de bir siyasi partinin genel başkanı olan bir aktör, siyasi eleştirilerden özel olarak korunmalı mıdır?
Anayasa’nın 104. maddesine göre Cumhurbaşkanı hem devletin hem de yürütmenin başıdır. Dolayısıyla ekonomi, eğitim, dış politika veya kamu yönetimi kötü gittiğinde; muhalefetin ve vatandaşın doğrudan icraatın başını eleştirmesinden daha doğal bir şey olamaz.
Buradaki temel çelişki şurada başlamaktadır: İktidar partisi genel başkanı şapkasıyla muhalefeti en sert dille eleştirebilen bir isim iken; kendisine yönelik eleştirilerde “Cumhurbaşkanı” şapkası takılıp Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesini (Cumhurbaşkanına Hakaret) devreye sokulursa, ciddi bir adaletsizlik, demokratik dengesizlik ve çelişki ortaya çıkar.
İslam Tarihindeki Yönetici ve Eleştiri Ahlakı
Makamın gücü arttıkça, eleştiriye ve denetime açık olma zorunluluğu da artar. Nitekim İslam tarihine ve adalet anlayışına baktığımızda da yöneticinin eleştirilmez değil, hesaba çekilebilir olduğunu görürüz:
- Hz. Ebu Bekir’in İlk Hutbesinde: Halife seçildiğinde halka yaptığı ilk konuşmada, "Eğer doğru yaparsam bana yardım edin, eğrilirsem beni düzeltin" diyerek yöneticinin halk tarafından denetlenmesini yönetimin temel ilkesi saymıştır.
- Hz. Ömer ve Kılıç Örneği: Hz. Ömer minberde halka "Bende bir eğrilik görürseniz ne yaparsınız?" diye sorduğunda, cemaatten bir sahabenin "Seni kılıçlarımızla düzeltiriz" cevabı karşısında Allah'a şükretmiş, eleştirilmeyi yönetimin itibarını zedeleyen değil, koruyan bir unsur olarak görmüştür.
Devleti yönetenlerin hatasını konuşmak, devletin itibarını zayıflatmaz; aksine güçlendirir. Adalet, meşruiyet ve gerçekler yöneticilerin eleştirilmediği değil, en ağır eleştirileri dahi hukuk ve olgunlukla dinleyebildiği sistemlerde gelişir.
Son Söz
Cumhurbaşkanlığı makamının ve devlet organlarının saygınlığını elbette koruyalım. Ancak makamı korumak ile o makamda oturan kişinin siyasi kararlarını eleştiriden muaf tutmayı birbirine karıştırmayalım.
TCK 299 ve Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi bu çerçevede yeniden tartışılmalıdır. Hiçbir makam TBMM ve yargının denetimden muaf tutulmamalı, yasama, yürütme ve yargı birbirinden bağımsız hale getirilmelidir.
Unutmayalım ki milletin iradesi, sadece sandıktan ibaret değildir; sandığa gidene kadar korkusuzca konuşabilme özgürlüğüdür.
Ve her Müslümanın Hz. Ömer (ra) "Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin, amelleriniz tartılmadan önce siz onları tartın. Büyük hesap günü için kendinizi hazırlayın!" tavsiyesini dikkate alması gerekir. Çünkü burada dokunulmasa da Ahiret günü dokunulacaktır.
Veselam
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.



