Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam

Fesih Bozan Yazdı: Kim Irkçı, Kim Bölücü?

Gündem 22.08.2026 - 15:02, Güncelleme: 22.08.2026 - 15:02
 

Fesih Bozan Yazdı: Kim Irkçı, Kim Bölücü?

Geniş, zengin ve güzel bir bahçe düşünün…
Bu bahçede şeftaliden eriğe, portakaldan elmaya, muzdan armuda, üzümden kiraza, bademden cevize kadar onlarca çeşit meyve ağacı, farklı oranlarda yan yana yetişiyor olsun. Bahçede daha önceden ekili nektarin ağaçları bulunsa da zamanla şeftali ağaçlarının sayısı artmış olsun. Bütün ağaçlar aynı topraktan besleniyor, aynı sudan yararlanıyor, aynı güneşin altında büyüyor. Fakat her biri kendi rengi, kokusu, tadı, şekli ve özelliğiyle bahçeye ayrı bir güzellik ve zenginlik katıyor. Yıllar geçiyor. Bahçedeki ağaçlar meyve veriyor; farklılıklarıyla beraber bahçede huzur ve barış içinde geçinip gidiyor olsun. Ve bir gün şeftali, bütün meyvelere seslenerek şöyle dese: “Arkadaşlar, çoğunluğuma güvenerek önemli bir karar aldım. Bu bahçenin toprağına kökleriyle bağlı olan her ağaç ve her meyve artık şeftalidir.” Bahçede bir sessizlik ve şaşkınlık! Nektarin elmaya, kiraz üzüme, ceviz eriğe, muz portakala bakıyor olsa. Diğer tüm meyveler adına Nektarin itiraz ederek şöyle dese: “Bir dakika şeftali kardeş! Bu nereden çıktı, biz neden şeftali oluyoruz? Her birimizin ağacı, rengi, boyu, tadı, kokusu ve özelliği farklı. Neden şeftali oluyoruz? Kaldı ki şeftali olduğumuzu söylemenle biz şeftali olamayız. Diğer yandan bahçe sahibi isteseydi sadece şeftali ağacı dikerdi. Demek ki bahçenin güzellik, zenginlik ve değerini çeşitlilikte görmüş.” Şeftali ise ısrarla şöyle dese: “Yanlış anlamayın. Elbette farklı olduğunuzu biliyorum. Fakat ben sayıca daha fazlayım. Bu nedenle ben ‘şeftaliyi’ hepimizi kapsayan ortak ‘üst kimlik’ olarak kabul ediyorum ve bahçenin resmi belgelerinde böyle geçecek. Hatta bazılarınızı dönüştürmek için aşılayacağım ve kim buna itiraz ederse bahçenin birliğini ve huzurunu bozmaktan onu ‘bölücü’ ilan ederim.” Nektarin de buna karşılık diğer meyve ağaçları adına şöyle dese: “İyi de şeftali kardeş, hepimizin ortak adı ‘meyvedir’; şeftali olamaz. Çünkü her birimizin tadı ve rengi farklıdır. Senin farklı olman nasıl doğal ve meşruysa, bizim farklı olmamız da aynı şekilde doğal ve meşrudur. Bırak herkes kendisi olarak bahçede var olsun. Bahçenin huzurunu bozan bizim itirazımız değil, senin kendi adını ve kimliğini bize dayatmandır. Birlik, herkesin tek tipleştirilmesi ve farklılıkların yok sayılması değildir. Aynı bahçede olmak ve aynı topraktan beslenmek, bütün meyvelerin aynı olması gerektiği anlamına gelmez. Bizim farklı olmamız bahçenin bölünmesi değil, bahçenin zenginliğidir.” Burada hangi meyve inkârcı, bölücü ve ırkçı oluyor?   Aslında bu hikâyenin asıl meselesi şeftali ya da diğer meyveler değildir. Mesele, ortak bir kimlik ile farklı kimliklerin bir arada var olup olamayacağıdır. Bir bahçede farklı meyve ağaçlarının olması bir güzellik ve zenginlik görülürken, bir ülkenin farklı etnik kimlikleri, dilleri, kültürleri veya fikirleri neden bir tehlike olarak görülür ve tek tip kimlik ile dil dayatması yapılır? Bahçede şeftalinin tek cins dayatması doğru görülmezken, insanlar arasında tek tip kimlik veya dil dayatması ve diğer kimliklerin inkârı neden normal görünür? Elbette toplumu bir arada tutan ortak değerleri, ortak vatandaşlığı ve ortak bir aidiyet duygusu olmalıdır. Yine ortak bir bayrak, vatan ve çatı olmalıdır. Fakat bu aynı çatı, vatan ve bayrak altında yaşayan herkesin aynı ırktan, renkten, dilden, cinsiyetten ve fikirden olması anlamına gelmez. Bir insan aynı anda hem ortak vatandaşlık kimliğine sahip olabilir hem de kendi etnik, kültürel, dilsel veya inanç kimliğini koruyabilir. Bu iki durum birbirinin alternatifi veya düşmanı değildir. Farklılıkların tanınmasını istemek de bölücülük değildir. Aksine; bireylerin kendi kimlikleriyle özgürce var olabilmeleri, farklılıkların kabul görmesi ve tüm bunlara rağmen ortak bir gelecekte buluşabilmeleri, kalıcı toplumsal barışın asıl temelidir. Gerçekte; bütün ırk, renk ve dilleri tekleştirmeye kalkışmak Sünnetullah’a da aykırıdır ve bir nevi meydan okumaktır. Haşa, insan Allah’tan daha mı iyi biliyor ki bu ilahi çeşitliliği yok etmeye çalışıyor? “O’nun delillerinden biri de göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için işaretler vardır.” (Rûm, 22)  “Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında sizin en üstün olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdardır.” (Hucurât, 13) Bu ayetler birlikte düşünüldüğünde, insanlığın farklılıklarının yok edilmesi gereken bir kusur değil, yaratılışın bir parçası olduğu görülür. Üstünlük ise ırkta, renkte, dilde, kavimde veya kabilede değil; takvadadır. O hâlde soru şu: Kim ırkçı? Kendi kimliğini ve dilini korumak ve kendi adıyla var olmak isteyen mi? Yoksa kendi kimliğini bütün bahçenin ortak kimliği ilan ederek diğerlerinin farklılığını görünmez kılmaya çalışan mı? Ve daha önemlisi: Kim bölücü? Farklılıkların bir arada yaşamasını isteyen mi? Yoksa bir kimliği diğer bütün kimliklerin üzerine çıkarıp herkesi kendi kimliği altında toplamaya çalışan mı? Birlik ve beraberliği tek tipleşmede değil, tüm farklılıklarımızla beraber gören; farklılıkları birer zenginlik ve güzellik olarak kabul eden ümmet zihniyetinin güçlenmesi dileğiyle. Vesselam.  
Geniş, zengin ve güzel bir bahçe düşünün…

Bu bahçede şeftaliden eriğe, portakaldan elmaya, muzdan armuda, üzümden kiraza, bademden cevize kadar onlarca çeşit meyve ağacı, farklı oranlarda yan yana yetişiyor olsun.

Bahçede daha önceden ekili nektarin ağaçları bulunsa da zamanla şeftali ağaçlarının sayısı artmış olsun.

Bütün ağaçlar aynı topraktan besleniyor, aynı sudan yararlanıyor, aynı güneşin altında büyüyor. Fakat her biri kendi rengi, kokusu, tadı, şekli ve özelliğiyle bahçeye ayrı bir güzellik ve zenginlik katıyor.

Yıllar geçiyor.

Bahçedeki ağaçlar meyve veriyor; farklılıklarıyla beraber bahçede huzur ve barış içinde geçinip gidiyor olsun.

Ve bir gün şeftali, bütün meyvelere seslenerek şöyle dese:

“Arkadaşlar, çoğunluğuma güvenerek önemli bir karar aldım. Bu bahçenin toprağına kökleriyle bağlı olan her ağaç ve her meyve artık şeftalidir.

Bahçede bir sessizlik ve şaşkınlık!

Nektarin elmaya, kiraz üzüme, ceviz eriğe, muz portakala bakıyor olsa.

Diğer tüm meyveler adına Nektarin itiraz ederek şöyle dese:

“Bir dakika şeftali kardeş! Bu nereden çıktı, biz neden şeftali oluyoruz? Her birimizin ağacı, rengi, boyu, tadı, kokusu ve özelliği farklı. Neden şeftali oluyoruz? Kaldı ki şeftali olduğumuzu söylemenle biz şeftali olamayız. Diğer yandan bahçe sahibi isteseydi sadece şeftali ağacı dikerdi. Demek ki bahçenin güzellik, zenginlik ve değerini çeşitlilikte görmüş.”

Şeftali ise ısrarla şöyle dese:

“Yanlış anlamayın. Elbette farklı olduğunuzu biliyorum. Fakat ben sayıca daha fazlayım. Bu nedenle ben ‘şeftaliyi’ hepimizi kapsayan ortak ‘üst kimlik’ olarak kabul ediyorum ve bahçenin resmi belgelerinde böyle geçecek. Hatta bazılarınızı dönüştürmek için aşılayacağım ve kim buna itiraz ederse bahçenin birliğini ve huzurunu bozmaktan onu ‘bölücü’ ilan ederim.”

Nektarin de buna karşılık diğer meyve ağaçları adına şöyle dese:

“İyi de şeftali kardeş, hepimizin ortak adı ‘meyvedir’; şeftali olamaz. Çünkü her birimizin tadı ve rengi farklıdır. Senin farklı olman nasıl doğal ve meşruysa, bizim farklı olmamız da aynı şekilde doğal ve meşrudur. Bırak herkes kendisi olarak bahçede var olsun. Bahçenin huzurunu bozan bizim itirazımız değil, senin kendi adını ve kimliğini bize dayatmandır. Birlik, herkesin tek tipleştirilmesi ve farklılıkların yok sayılması değildir. Aynı bahçede olmak ve aynı topraktan beslenmek, bütün meyvelerin aynı olması gerektiği anlamına gelmez. Bizim farklı olmamız bahçenin bölünmesi değil, bahçenin zenginliğidir.”

Burada hangi meyve inkârcı, bölücü ve ırkçı oluyor?

 

Aslında bu hikâyenin asıl meselesi şeftali ya da diğer meyveler değildir.

Mesele, ortak bir kimlik ile farklı kimliklerin bir arada var olup olamayacağıdır.

Bir bahçede farklı meyve ağaçlarının olması bir güzellik ve zenginlik görülürken, bir ülkenin farklı etnik kimlikleri, dilleri, kültürleri veya fikirleri neden bir tehlike olarak görülür ve tek tip kimlik ile dil dayatması yapılır?

Bahçede şeftalinin tek cins dayatması doğru görülmezken, insanlar arasında tek tip kimlik veya dil dayatması ve diğer kimliklerin inkârı neden normal görünür?

Elbette toplumu bir arada tutan ortak değerleri, ortak vatandaşlığı ve ortak bir aidiyet duygusu olmalıdır. Yine ortak bir bayrak, vatan ve çatı olmalıdır.

Fakat bu aynı çatı, vatan ve bayrak altında yaşayan herkesin aynı ırktan, renkten, dilden, cinsiyetten ve fikirden olması anlamına gelmez.

Bir insan aynı anda hem ortak vatandaşlık kimliğine sahip olabilir hem de kendi etnik, kültürel, dilsel veya inanç kimliğini koruyabilir. Bu iki durum birbirinin alternatifi veya düşmanı değildir.

Farklılıkların tanınmasını istemek de bölücülük değildir.

Aksine; bireylerin kendi kimlikleriyle özgürce var olabilmeleri, farklılıkların kabul görmesi ve tüm bunlara rağmen ortak bir gelecekte buluşabilmeleri, kalıcı toplumsal barışın asıl temelidir.

Gerçekte; bütün ırk, renk ve dilleri tekleştirmeye kalkışmak Sünnetullah’a da aykırıdır ve bir nevi meydan okumaktır. Haşa, insan Allah’tan daha mı iyi biliyor ki bu ilahi çeşitliliği yok etmeye çalışıyor?

“O’nun delillerinden biri de göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için işaretler vardır.” (Rûm, 22)

 “Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında sizin en üstün olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdardır.” (Hucurât, 13)

Bu ayetler birlikte düşünüldüğünde, insanlığın farklılıklarının yok edilmesi gereken bir kusur değil, yaratılışın bir parçası olduğu görülür. Üstünlük ise ırkta, renkte, dilde, kavimde veya kabilede değil; takvadadır.

O hâlde soru şu:

Kim ırkçı?

Kendi kimliğini ve dilini korumak ve kendi adıyla var olmak isteyen mi? Yoksa kendi kimliğini bütün bahçenin ortak kimliği ilan ederek diğerlerinin farklılığını görünmez kılmaya çalışan mı?

Ve daha önemlisi:

Kim bölücü?

Farklılıkların bir arada yaşamasını isteyen mi? Yoksa bir kimliği diğer bütün kimliklerin üzerine çıkarıp herkesi kendi kimliği altında toplamaya çalışan mı?

Birlik ve beraberliği tek tipleşmede değil, tüm farklılıklarımızla beraber gören; farklılıkları birer zenginlik ve güzellik olarak kabul eden ümmet zihniyetinin güçlenmesi dileğiyle.

Vesselam.

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.