Fesih Bozan Yazdı: Şikâyet Ediyorsak Değişim Şart

Gündem 27.04.2026 - 11:16, Güncelleme: 27.04.2026 - 11:16
 

Fesih Bozan Yazdı: Şikâyet Ediyorsak Değişim Şart

Hepimiz şikâyet ediyoruz. Çocuklarımızın bozulduğundan, gençliğin umutsuzluğundan, geçim sıkıntısından yakınıyoruz. Bir avuç yandaş zenginleşirken, milletin büyük çoğunluğu her geçen gün daha da fakirleşiyor. İcra dosyaları artıyor, borçlar büyüyor
Toplumda ırk, mezhep ve siyasi görüş üzerinden kutuplaşma, ötekileştirme ve gerginlik artıyor. Şiddet olayları, okul baskınları, kadın cinayetleri ve intiharlar artıyor, yüreğimizi yakıyor. Dış politikada ABD’ye ve Batı’ya bağımlılık artarken, iktidarın faiz, ithalat, borçlanma, vergi, zam ve yandaş sermayeyi desteklemeye dayalı ekonomik politikası ülkemizin bağımsızlığını tehlikeye sokarken vatandaşın belini büküyor. İslam âlemi ise dağınık ve perişan; işbirlikçi liderlerin yüzünden ümmet zillet dönemini yaşıyor. Gazze, Yemen, İran, Lübnan başta olmak üzere Müslüman coğrafyasında işgal, soykırım, saldırı, savaş, yıkım, zulüm ve gözyaşı durmuyor… Peki tüm bunların sorumlusu kim? Hep ABD, İsrail, Batılı küresel güçleri mi suçlayacağız? Hep “kahrolsun ABD ve İsrail” dediğimiz halde niye kahrolmuyorlar? Sebep Biziz, Ama Çözüm de Biziz Evet, acı ama gerçek: Bütün bu acıların gerçek sorumlusu biziz. Allah’a inanıp Allah’ın emir ve yasaklarını yaşamayan biziz. Kur’an’ı okuyup emir ve yasaklarını uygulamayan biziz. Peygambere inanıp bir bütün olarak hayatını ve ahlakını yaşamayan biziz. Evet, sebep biziz; ama çözüm de bizdedir. Sahabe-i kiramın yaptığını yapmakla başlamalıyız: “Duyduk ve itaat ettik.” Kur’an-ı Kerim bu gerçeği açık bir şekilde ortaya koyar: “Bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 11) Bu ayet-i kerime bize şunu söyler: Değişim dışarıdan değil, önce içeriden bizden başlar. Sahabe-i Kiram da öyle yapmadı mı? Her gelen ayeti itiraz etmeden yorumlamadan bire bir yaşadılar ve değiştiler. Öyle ki, kıyamete gününe kadar örnek alınacak hayırlı bir topluma dönüştüler. Günümüz Müslüman toplumu ise, adaletsizliğin, kul hakkı yemenin, yalanın, hırsızlığın, yolsuzluğun, torpil, rüşvet, faizin, kumarın, Yahudi ve Hırıstiyan’larla dost olmanın, ırkçılık ve tefrika yapmanın haram olduğunu Kuranı Kerimde okur ama yerine getirmez. O zaman yaşanabilir bir toplumu nasıl bekleriz? Bugün bizim en büyük hatamız, sorumluluğu sürekli dışarıda aramak ve başkalarına yüklemektir. Oysa mesele biziz ve önce kendimizden değişime başlamaktır. İbn Haldun, toplumların yükseliş ve çöküşünü anlatırken ahlaki çözülmeye dikkat çeker. Ona göre bir toplumda “adalet zayıflarsa, o toplumun düzeni de sarsılmaya başlar.” Farabi ise “erdemli toplumun ancak erdemli bireylerle mümkün olacağını söyler.” Yani mesele sistemden önce insan meselesidir. Demek ki çözüm nettir: Kendimizden başlamaktır. İnanmak, inanmanın gereğini yapmak; değişmek ve değiştirmektir. Dua mı, Çaba mı? Bir başka hatamız da şudur: Çoğu zaman çözümü sadece dua etmekte arıyoruz. Oysa dua, çabanın yerine geçen değil, onu tamamlayan bir ibadettir. Peygamber Efendimiz’in şu hadisiyle bunu açıkça anlatır: “Önce deveni bağla, sonra tevekkül et.” Yani önce doğru adımı atacaksın, sonra Allah’tan yardım isteyeceksin. Hayatın kuralı da böyledir: Yanlış yola girip doğru yere varamazsın. Buğday ekip pirinç hasadını, kötüyü seçip iyiliği bekleyemezsin. Ankara’dan İstanbul’a gitmek isteyen birisinin Konya’ya giden otobüse binip “Ya Rabbi beni İstanbul’a ulaştır” demesi ne kadar anlamsız ise, yanlış tercihlerle doğru sonuç beklemek de o kadar anlamsızdır. En Büyük Çelişkimiz Bugün en büyük çelişkilerimizden birini yaşıyoruz: Hırsızlığa, yolsuzluğa, rüşvete, torpile ve adaletsizliğe bulaşmış kimseleri destekliyoruz; sonra da “Allah’ım hayırlısını ver” diye dua ediyoruz veya sonra olanlardan şikayet ediyoruz. Bu açık bir çelişkidir. Hayırsızı destekleyip hayırlıyı beklemek, zalimi destekleyip adaleti beklemek olmaz. Rabbimiz “Kendinizi değiştirin” derken, bizim önce, inancımızı, amelimizi, yaşam tarzımızı, yasalarımızı ilahi yasalara göre düzenlememizi, elimizi, dilimizi, vicdanımızı ve tercihlerimizi değiştirmemiz gerekir. Oy verirken, herhangi bir konuda karar alırken, günlük hayatımızda doğruyu desteklemeden değişim beklemek samimiyetle bağdaşmaz. Sorun Dışarda Değil İçimizde Dış mihraklar deyip düşmanı sürekli dışarıda aramak, yaşadığımız sorunları çözmüyor. Emeklinin, çiftçinin, esnafın, işçi ve memurun ekonomik sıkıntılarını; yolsuzluk, rüşvet, torpil, hırsızlık, kumar, uyuşturucu, şiddet gibi ahlaki yozlaşmayı; hak, hukuk, insan hakları ve adaleti tanımayanları… kısacası toplumun yaşadığı tüm sıkıntılara, sebep olanları tercih etmeye devam ederek bunları çözemeyiz. Sorgulayarak değişim ve dönüşümün bizde başlaması gerekir. İslam dünyasındaki tablo da farklı değil. Gazze’deki işgal ve soykırıma, İran, Yemen ve Lübnan’daki saldırılara karşı, Müslüman halklar, yürüyüş, basın açıklamaları veya oturma eylemleriyle farklı tepkiler gösterirken, yöneticilerin büyük kısmının buna sessiz ve tepkisiz kalması, hatta İsrail ve ABD’ye destek olmaları; halkın yanlış tercihlerle işbirlikçi liderleri seçtiğini, ümmet bilincinin zayıfladığını ve dışa bağımlılığın ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Demek ki halklar, liderleri seçerken şahısları değil; ilke, prensip ve değerlere göre seçimlerini yapacak değişimi göstermeleri gerekiyor. Değişim Zinciri Değişim karmaşık değildir ama kolay da değildir. Değişim zincir bellidir: Değişen birey → Değişen aile → Değişen toplum → Yaşanabilir bir Türkiye → Yaşanabilir bir dünya Toplum dediğimiz şey, bizim günlük davranışlarımızın toplamıdır. Dürüstlük, adalet, liyakat ve sorumluluk önce bizden başlar. Herkes kendi payına düşeni yapmadan büyük değişimler gerçekleşmez. Özetle Artık sadece şikâyet etme dönemi bitmeli. Ne sadece dua ederek, ne sadece ibadet ederek, ne de sadece eleştirerek bu sorunlar çözülür. Bunlar elbette önemli, ama yeterli değil. Asıl mesele; kararlarımızda, tercihlerimizde, oyumuzda, siyasetimizde, yönetimde, eğitim ve yargıda yani davranışlarımızda Kuran ve Sünnetin gösterdiği doğrultuda değişmektir. Düzelme, başkalarını suçlamakla değil, kendimizi değiştirmekle başlar. Ve unutmayalım: Bir ferdin ve toplumun kaderi, kendi tercihleriyle yazılır. Vesselam.
Hepimiz şikâyet ediyoruz. Çocuklarımızın bozulduğundan, gençliğin umutsuzluğundan, geçim sıkıntısından yakınıyoruz. Bir avuç yandaş zenginleşirken, milletin büyük çoğunluğu her geçen gün daha da fakirleşiyor. İcra dosyaları artıyor, borçlar büyüyor

Toplumda ırk, mezhep ve siyasi görüş üzerinden kutuplaşma, ötekileştirme ve gerginlik artıyor. Şiddet olayları, okul baskınları, kadın cinayetleri ve intiharlar artıyor, yüreğimizi yakıyor.

Dış politikada ABD’ye ve Batı’ya bağımlılık artarken, iktidarın faiz, ithalat, borçlanma, vergi, zam ve yandaş sermayeyi desteklemeye dayalı ekonomik politikası ülkemizin bağımsızlığını tehlikeye sokarken vatandaşın belini büküyor.

İslam âlemi ise dağınık ve perişan; işbirlikçi liderlerin yüzünden ümmet zillet dönemini yaşıyor. Gazze, Yemen, İran, Lübnan başta olmak üzere Müslüman coğrafyasında işgal, soykırım, saldırı, savaş, yıkım, zulüm ve gözyaşı durmuyor…

Peki tüm bunların sorumlusu kim? Hep ABD, İsrail, Batılı küresel güçleri mi suçlayacağız? Hep “kahrolsun ABD ve İsrail” dediğimiz halde niye kahrolmuyorlar?

Sebep Biziz, Ama Çözüm de Biziz

Evet, acı ama gerçek: Bütün bu acıların gerçek sorumlusu biziz. Allah’a inanıp Allah’ın emir ve yasaklarını yaşamayan biziz. Kur’an’ı okuyup emir ve yasaklarını uygulamayan biziz. Peygambere inanıp bir bütün olarak hayatını ve ahlakını yaşamayan biziz. Evet, sebep biziz; ama çözüm de bizdedir. Sahabe-i kiramın yaptığını yapmakla başlamalıyız: “Duyduk ve itaat ettik.”

Kur’an-ı Kerim bu gerçeği açık bir şekilde ortaya koyar:
“Bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 11)

Bu ayet-i kerime bize şunu söyler: Değişim dışarıdan değil, önce içeriden bizden başlar. Sahabe-i Kiram da öyle yapmadı mı? Her gelen ayeti itiraz etmeden yorumlamadan bire bir yaşadılar ve değiştiler. Öyle ki, kıyamete gününe kadar örnek alınacak hayırlı bir topluma dönüştüler. Günümüz Müslüman toplumu ise, adaletsizliğin, kul hakkı yemenin, yalanın, hırsızlığın, yolsuzluğun, torpil, rüşvet, faizin, kumarın, Yahudi ve Hırıstiyan’larla dost olmanın, ırkçılık ve tefrika yapmanın haram olduğunu Kuranı Kerimde okur ama yerine getirmez. O zaman yaşanabilir bir toplumu nasıl bekleriz?

Bugün bizim en büyük hatamız, sorumluluğu sürekli dışarıda aramak ve başkalarına yüklemektir. Oysa mesele biziz ve önce kendimizden değişime başlamaktır.

İbn Haldun, toplumların yükseliş ve çöküşünü anlatırken ahlaki çözülmeye dikkat çeker. Ona göre bir toplumda “adalet zayıflarsa, o toplumun düzeni de sarsılmaya başlar.”

Farabi ise “erdemli toplumun ancak erdemli bireylerle mümkün olacağını söyler.” Yani mesele sistemden önce insan meselesidir.

Demek ki çözüm nettir: Kendimizden başlamaktır. İnanmak, inanmanın gereğini yapmak; değişmek ve değiştirmektir.

Dua mı, Çaba mı?

Bir başka hatamız da şudur: Çoğu zaman çözümü sadece dua etmekte arıyoruz. Oysa dua, çabanın yerine geçen değil, onu tamamlayan bir ibadettir.

Peygamber Efendimiz’in şu hadisiyle bunu açıkça anlatır: “Önce deveni bağla, sonra tevekkül et.”

Yani önce doğru adımı atacaksın, sonra Allah’tan yardım isteyeceksin. Hayatın kuralı da böyledir: Yanlış yola girip doğru yere varamazsın.

Buğday ekip pirinç hasadını, kötüyü seçip iyiliği bekleyemezsin. Ankara’dan İstanbul’a gitmek isteyen birisinin Konya’ya giden otobüse binip “Ya Rabbi beni İstanbul’a ulaştır” demesi ne kadar anlamsız ise, yanlış tercihlerle doğru sonuç beklemek de o kadar anlamsızdır.

En Büyük Çelişkimiz

Bugün en büyük çelişkilerimizden birini yaşıyoruz:

Hırsızlığa, yolsuzluğa, rüşvete, torpile ve adaletsizliğe bulaşmış kimseleri destekliyoruz; sonra da “Allah’ım hayırlısını ver” diye dua ediyoruz veya sonra olanlardan şikayet ediyoruz.

Bu açık bir çelişkidir.

Hayırsızı destekleyip hayırlıyı beklemek, zalimi destekleyip adaleti beklemek olmaz.

Rabbimiz “Kendinizi değiştirin” derken, bizim önce, inancımızı, amelimizi, yaşam tarzımızı, yasalarımızı ilahi yasalara göre düzenlememizi, elimizi, dilimizi, vicdanımızı ve tercihlerimizi değiştirmemiz gerekir. Oy verirken, herhangi bir konuda karar alırken, günlük hayatımızda doğruyu desteklemeden değişim beklemek samimiyetle bağdaşmaz.

Sorun Dışarda Değil İçimizde

Dış mihraklar deyip düşmanı sürekli dışarıda aramak, yaşadığımız sorunları çözmüyor. Emeklinin, çiftçinin, esnafın, işçi ve memurun ekonomik sıkıntılarını; yolsuzluk, rüşvet, torpil, hırsızlık, kumar, uyuşturucu, şiddet gibi ahlaki yozlaşmayı; hak, hukuk, insan hakları ve adaleti tanımayanları… kısacası toplumun yaşadığı tüm sıkıntılara, sebep olanları tercih etmeye devam ederek bunları çözemeyiz. Sorgulayarak değişim ve dönüşümün bizde başlaması gerekir.

İslam dünyasındaki tablo da farklı değil. Gazze’deki işgal ve soykırıma, İran, Yemen ve Lübnan’daki saldırılara karşı, Müslüman halklar, yürüyüş, basın açıklamaları veya oturma eylemleriyle farklı tepkiler gösterirken, yöneticilerin büyük kısmının buna sessiz ve tepkisiz kalması, hatta İsrail ve ABD’ye destek olmaları; halkın yanlış tercihlerle işbirlikçi liderleri seçtiğini, ümmet bilincinin zayıfladığını ve dışa bağımlılığın ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Demek ki halklar, liderleri seçerken şahısları değil; ilke, prensip ve değerlere göre seçimlerini yapacak değişimi göstermeleri gerekiyor.

Değişim Zinciri

Değişim karmaşık değildir ama kolay da değildir.

Değişim zincir bellidir:
Değişen birey → Değişen aile → Değişen toplum → Yaşanabilir bir Türkiye → Yaşanabilir bir dünya

Toplum dediğimiz şey, bizim günlük davranışlarımızın toplamıdır. Dürüstlük, adalet, liyakat ve sorumluluk önce bizden başlar.

Herkes kendi payına düşeni yapmadan büyük değişimler gerçekleşmez.

Özetle

Artık sadece şikâyet etme dönemi bitmeli. Ne sadece dua ederek, ne sadece ibadet ederek, ne de sadece eleştirerek bu sorunlar çözülür. Bunlar elbette önemli, ama yeterli değil.

Asıl mesele; kararlarımızda, tercihlerimizde, oyumuzda, siyasetimizde, yönetimde, eğitim ve yargıda yani davranışlarımızda Kuran ve Sünnetin gösterdiği doğrultuda değişmektir.

Düzelme, başkalarını suçlamakla değil, kendimizi değiştirmekle başlar.

Ve unutmayalım: Bir ferdin ve toplumun kaderi, kendi tercihleriyle yazılır.

Vesselam.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.