Mehmet Sönercan Yazdı: Gaziantep’ten Kâinata Açılan Pencere: Akıl Ve Kalbin İzdivacında Yaratılış Gerçeği

Gündem 23.11.2025 - 11:39, Güncelleme: 23.11.2025 - 11:39
 

Mehmet Sönercan Yazdı: Gaziantep’ten Kâinata Açılan Pencere: Akıl Ve Kalbin İzdivacında Yaratılış Gerçeği

Gaziantep, sadece gastronomisiyle, sanayisiyle değil; artık tefekkür dünyamıza sunduğu ziyafetlerle de anılmayı hak ediyor.
Geçtiğimiz günlerde (20-21 Kasım) şehrimizde gerçekleşen ve benim de bizzat takip ettiğim "IX. Uluslararası Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi", modern bilimin soğuk yüzü ile inancın sıcak iklimini bir araya getirdi. Şahinbey Kongre ve Sanat Merkezi’nin görkemli salonlarında, Türkiye’nin dört bir yanından ve yurtdışından gelen 150’ye yakın akademisyen, kâinat kitabını yeniden okumak için kürsüdeydi. Salona girdiğimde hissettiğim atmosfer, klasik bir akademik toplantıdan çok, bir hakikat arayışı meclisini andırıyordu. GİBTÜ Rektörü Prof. Dr. Şehmus Demir ve Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu’nun ev sahipliğinde gerçekleşen bu organizasyon, sadece akademik bir sunum değil, aynı zamanda bir "meydan okuma" ve "yeniden inşa" süreciydi. En Önemli Meselemiz Kongrenin ruhuna sinen ve benim de bu yazıda en çok üzerinde durmak istediğim husus, şüphesiz "Akıl ve Kalp Birlikteliği" idi. Yüzyıllardır Batı felsefesinin dayattığı pozitivist anlayış, aklı kutsarken kalbi, maneviyatı ve Yaratıcı fikrini laboratuvarın dışına itmişti. Ancak bu kongrede, mikroskoptan teleskoba kadar her bilimsel verinin, aslında kalbin tasdikine muhtaç birer "delil" olduğu haykırıldı. Tam bu noktada, kongredeki pek çok konuşmacının da referans kaynağı olan Bediüzzaman Said Nursi’nin o muazzam tespiti zihinlerimizde yankılandı: "Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile ve şüphe tevellüd eder." “Dinsiz bir eğitim, vicdanı karanlıkta bırakır. Akıl, kâinatın işleyişini bu bilimlerle anlar. Biri eksik olursa hakikat yarım kalır veya yanlış anlaşılır. Tek kanatlı bir kuş uçamayacağı gibi, sadece fenne veya sadece dine dayalı eğitim alan öğrenci de tam yükselemez. Eğer bu iki ilim birbirinden ayrılırsa Taassup (bağnazlık, yobazlık, körü körüne inanma) meydana gelir. Hile ve Şüphe doğar. Yaratıcı inancından yoksun salt akılcılık, insanı şüpheciliğe, inançsızlığa veya ahlaki değerlerden yoksun bir kurnazlığa (hileye) sürükler.” Bediüzzaman burada; "Aklı aydınlık, kalbi inançlı" nesiller yetiştirmek için mektep (modern okul) ile medresenin (din okulu) birleşmesi gerektiğini, insanın ancak akıl ve kalp bütünlüğüyle kemale ereceğini anlatmaktadır. İşte Gaziantep’teki bu kongre, aklın şüphesini silip, vicdanın taassubunu kırarak "hakikatin tecellisi"ne sahne oldu. Fen bilimleri (biyoloji, fizik, kimya) ile din ilimlerinin çatışmadığını, bilakis birbirini tamamladığını; genetikten astronomiye her sahanın "Sâni-i Hakîm"i gösterdiğini anlatan tebliğler, bu imtizacın (birlikteliğin) en somut kanıtıydı.   Kongreden Notlar ve İzlenimler: "Kâinat Kitabını Okumak" Kongre boyunca salonlar arasında mekik dokurken, konuşmacıların bilimsel verileri birer "marifetullah" (Allah'ı bilme) dersine dönüştürdüğüne şahit oldum. Sadece kuru bilgi değil, o bilginin işaret ettiği mana konuşuluyordu. Uzaylı Bir Gözle Bakmak: Prof. Dr. Şener DİLEK’ın "Uzaylı Ziyaretçilerin Bakış Açısı ve Düşündürdükleri" başlıklı sunumu, Bediüzzaman’ın "Bir seyyahın müşahedatı"nı hatırlattı. Dünyaya dışarıdan bakan bir göz, bu muazzam düzenin, bu harika sanatın sahipsiz, tesadüfi olamayacağını nasıl anlar? Risale-i Nur Perspektifi: Mana-yı Harfi ile Bakmak Kongrenin koridorlarında ve oturumların yapıldığı salonlarda, Bediüzzaman’ın bilim felsefesine getirdiği o orijinal bakış açısının ne kadar elzem olduğunu bir kez daha anladım. Risale-i Nur talebeleri bilir ki; kâinata "Mana-yı İsmi" ile bakmak (yani sebeplere, tabiata, eşyaya kendisi namına bakmak) gaflettir, hatadır. Aslolan "Mana-yı Harfi" ile bakmaktır. Yani eşyaya, Sanatkârı hesabına, O'nun isim ve sıfatlarını tanıtan bir ayna olarak bakmak. Kongrede Dr. Mehmet Ulupınar’ın "Proteinlerin Sentez Sonrası Değişimi Allah'ın Varlığını ve Ol Emrini Gösterir" tebliği tam da buydu. Protein molekülüne "kendi kendine oldu" diye değil, "Ne güzel yapılmış, Sâni'ini ne güzel gösteriyor" diye bakmak. Üstad'ın "Bütün mevcudat, lisan-ı hal ile 'Bismillah' der" sözü, kongredeki her sunumda adeta ispatlandı. Prof. Dr. Hamit Okur’un "İnsan Vücudundaki Savunma Sistemleri Şafi, Hafiz ve Rakib Olan Yaratıcıyı Gösteriyor" sunumu, bağışıklık sistemimizin kör tesadüflerin değil, Hafîz (Koruyan) isminin bir tecellisi olduğunu haykırıyordu. Kongrenin Dinleyenlere Verdiği Mesajlar İki gün süren bu ilim şöleninden heybemize ne doldu? Kongre, katılımcılara ve biz dinleyenlere özetle şu mesajları verdi: Yalnız ve Başıboş Değilsiniz: İnsan, uçsuz bucaksız evrende savrulan bir zerre değil; "Ahsen-i Takvim" suretinde yaratılmış, kâinatın meyvesi olan bir misafirdir. Tesadüf Yok, Tevafuk Var: "Boşlukların Teorisi" yoktur. Bilimin henüz açıklayamadığı noktalar "boşluk" değil, ilahi hikmetin henüz keşfedilmemiş "Sır"larıdır. Bilim, İnancın Hizmetkârıdır: Bilimsel veriler, Allah’ı inkâr etmenin aracı değil; tam tersine O’nun sanatını (Sünnetullah) anlamanın en güçlü aracıdır. Fıtrata Dönüş: Sosyal bilimler oturumlarında vurgulandığı gibi; psikolojik bunalımların, toplumsal çöküşlerin çaresi, insanın kendi yaratılış kodlarına (Fıtratına) dönmesidir. Gaziantep’e ve Akademiye Katkıları Gaziantep’in, sadece sanayi ve ticaretle değil, böyle yüksek seviyeli bir bilimsel kongreyle anılması şehir vizyonu açısından paha biçilemez. Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (GİBTÜ), adındaki "İslam" ve "Bilim" kelimelerini sadece tabelada bırakmayıp, bu iki kavramı sahada birleştirerek misyonunu hakkıyla yerine getirmiştir. Akademiye gelince... Türkiye akademisi yıllarca pozitivist paradigmanın esareti altında kaldı. Bu kongre, akademide bir "paradigma değişimi"nin habercisidir. "Evrimci" görüşün tek bilimsel gerçeklik gibi sunulmasına karşı, "Yaratılış Modeli"nin de güçlü, tutarlı ve bilimsel bir alternatif olduğunu ortaya koymuştur. Prof. Dr. Adem Tatlı gibi duayen isimlerin "Yaratılış ve Evrim Görüşünün Tarihi Süreci"ni anlatması, genç akademisyenlere cesaret vermiştir. Bizler bu kongrede, Bediüzzaman’ın ifadesiyle; "Kâinat mescid-i kebirinde" bilim diliyle okunan bir Kur'an tefsiri dinledik. Gaziantep’ten yükselen bu ses, akıl ve kalbi barıştıran, madde ve manayı kaynaştıran bir medeniyet tasavvurunun ayak sesleridir. Emeği geçenleri tebrik ediyor, bu kongrelerin sonuç bildirilerinin ders kitaplarına girmesini temenni ediyorum. Unutmayalım ki; "Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar." Biz gözümüzü hakikate, bilime ve yaratılışa sonuna kadar açtık. Selam ve dua ile...  
Gaziantep, sadece gastronomisiyle, sanayisiyle değil; artık tefekkür dünyamıza sunduğu ziyafetlerle de anılmayı hak ediyor.

Geçtiğimiz günlerde (20-21 Kasım) şehrimizde gerçekleşen ve benim de bizzat takip ettiğim "IX. Uluslararası Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi", modern bilimin soğuk yüzü ile inancın sıcak iklimini bir araya getirdi. Şahinbey Kongre ve Sanat Merkezi’nin görkemli salonlarında, Türkiye’nin dört bir yanından ve yurtdışından gelen 150’ye yakın akademisyen, kâinat kitabını yeniden okumak için kürsüdeydi.

Salona girdiğimde hissettiğim atmosfer, klasik bir akademik toplantıdan çok, bir hakikat arayışı meclisini andırıyordu. GİBTÜ Rektörü Prof. Dr. Şehmus Demir ve Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu’nun ev sahipliğinde gerçekleşen bu organizasyon, sadece akademik bir sunum değil, aynı zamanda bir "meydan okuma" ve "yeniden inşa" süreciydi.

En Önemli Meselemiz

Kongrenin ruhuna sinen ve benim de bu yazıda en çok üzerinde durmak istediğim husus, şüphesiz "Akıl ve Kalp Birlikteliği" idi. Yüzyıllardır Batı felsefesinin dayattığı pozitivist anlayış, aklı kutsarken kalbi, maneviyatı ve Yaratıcı fikrini laboratuvarın dışına itmişti. Ancak bu kongrede, mikroskoptan teleskoba kadar her bilimsel verinin, aslında kalbin tasdikine muhtaç birer "delil" olduğu haykırıldı.

Tam bu noktada, kongredeki pek çok konuşmacının da referans kaynağı olan Bediüzzaman Said Nursi’nin o muazzam tespiti zihinlerimizde yankılandı:

"Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile ve şüphe tevellüd eder."

“Dinsiz bir eğitim, vicdanı karanlıkta bırakır. Akıl, kâinatın işleyişini bu bilimlerle anlar. Biri eksik olursa hakikat yarım kalır veya yanlış anlaşılır. Tek kanatlı bir kuş uçamayacağı gibi, sadece fenne veya sadece dine dayalı eğitim alan öğrenci de tam yükselemez. Eğer bu iki ilim birbirinden ayrılırsa Taassup (bağnazlık, yobazlık, körü körüne inanma) meydana gelir. Hile ve Şüphe doğar. Yaratıcı inancından yoksun salt akılcılık, insanı şüpheciliğe, inançsızlığa veya ahlaki değerlerden yoksun bir kurnazlığa (hileye) sürükler.”

Bediüzzaman burada; "Aklı aydınlık, kalbi inançlı" nesiller yetiştirmek için mektep (modern okul) ile medresenin (din okulu) birleşmesi gerektiğini, insanın ancak akıl ve kalp bütünlüğüyle kemale ereceğini anlatmaktadır.

İşte Gaziantep’teki bu kongre, aklın şüphesini silip, vicdanın taassubunu kırarak "hakikatin tecellisi"ne sahne oldu. Fen bilimleri (biyoloji, fizik, kimya) ile din ilimlerinin çatışmadığını, bilakis birbirini tamamladığını; genetikten astronomiye her sahanın "Sâni-i Hakîm"i gösterdiğini anlatan tebliğler, bu imtizacın (birlikteliğin) en somut kanıtıydı.

 

Kongreden Notlar ve İzlenimler: "Kâinat Kitabını Okumak"

Kongre boyunca salonlar arasında mekik dokurken, konuşmacıların bilimsel verileri birer "marifetullah" (Allah'ı bilme) dersine dönüştürdüğüne şahit oldum. Sadece kuru bilgi değil, o bilginin işaret ettiği mana konuşuluyordu.

Uzaylı Bir Gözle Bakmak: Prof. Dr. Şener DİLEK’ın "Uzaylı Ziyaretçilerin Bakış Açısı ve Düşündürdükleri" başlıklı sunumu, Bediüzzaman’ın "Bir seyyahın müşahedatı"nı hatırlattı. Dünyaya dışarıdan bakan bir göz, bu muazzam düzenin, bu harika sanatın sahipsiz, tesadüfi olamayacağını nasıl anlar?

Risale-i Nur Perspektifi: Mana-yı Harfi ile Bakmak

Kongrenin koridorlarında ve oturumların yapıldığı salonlarda, Bediüzzaman’ın bilim felsefesine getirdiği o orijinal bakış açısının ne kadar elzem olduğunu bir kez daha anladım. Risale-i Nur talebeleri bilir ki; kâinata "Mana-yı İsmi" ile bakmak (yani sebeplere, tabiata, eşyaya kendisi namına bakmak) gaflettir, hatadır. Aslolan "Mana-yı Harfi" ile bakmaktır. Yani eşyaya, Sanatkârı hesabına, O'nun isim ve sıfatlarını tanıtan bir ayna olarak bakmak.

Kongrede Dr. Mehmet Ulupınar’ın "Proteinlerin Sentez Sonrası Değişimi Allah'ın Varlığını ve Ol Emrini Gösterir" tebliği tam da buydu. Protein molekülüne "kendi kendine oldu" diye değil, "Ne güzel yapılmış, Sâni'ini ne güzel gösteriyor" diye bakmak.

Üstad'ın "Bütün mevcudat, lisan-ı hal ile 'Bismillah' der" sözü, kongredeki her sunumda adeta ispatlandı. Prof. Dr. Hamit Okur’un "İnsan Vücudundaki Savunma Sistemleri Şafi, Hafiz ve Rakib Olan Yaratıcıyı Gösteriyor" sunumu, bağışıklık sistemimizin kör tesadüflerin değil, Hafîz (Koruyan) isminin bir tecellisi olduğunu haykırıyordu.

Kongrenin Dinleyenlere Verdiği Mesajlar

İki gün süren bu ilim şöleninden heybemize ne doldu? Kongre, katılımcılara ve biz dinleyenlere özetle şu mesajları verdi:

  1. Yalnız ve Başıboş Değilsiniz: İnsan, uçsuz bucaksız evrende savrulan bir zerre değil; "Ahsen-i Takvim" suretinde yaratılmış, kâinatın meyvesi olan bir misafirdir.
  2. Tesadüf Yok, Tevafuk Var: "Boşlukların Teorisi" yoktur. Bilimin henüz açıklayamadığı noktalar "boşluk" değil, ilahi hikmetin henüz keşfedilmemiş "Sır"larıdır.
  3. Bilim, İnancın Hizmetkârıdır: Bilimsel veriler, Allah’ı inkâr etmenin aracı değil; tam tersine O’nun sanatını (Sünnetullah) anlamanın en güçlü aracıdır.
  4. Fıtrata Dönüş: Sosyal bilimler oturumlarında vurgulandığı gibi; psikolojik bunalımların, toplumsal çöküşlerin çaresi, insanın kendi yaratılış kodlarına (Fıtratına) dönmesidir.

Gaziantep’e ve Akademiye Katkıları

Gaziantep’in, sadece sanayi ve ticaretle değil, böyle yüksek seviyeli bir bilimsel kongreyle anılması şehir vizyonu açısından paha biçilemez. Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (GİBTÜ), adındaki "İslam" ve "Bilim" kelimelerini sadece tabelada bırakmayıp, bu iki kavramı sahada birleştirerek misyonunu hakkıyla yerine getirmiştir.

Akademiye gelince... Türkiye akademisi yıllarca pozitivist paradigmanın esareti altında kaldı. Bu kongre, akademide bir "paradigma değişimi"nin habercisidir. "Evrimci" görüşün tek bilimsel gerçeklik gibi sunulmasına karşı, "Yaratılış Modeli"nin de güçlü, tutarlı ve bilimsel bir alternatif olduğunu ortaya koymuştur. Prof. Dr. Adem Tatlı gibi duayen isimlerin "Yaratılış ve Evrim Görüşünün Tarihi Süreci"ni anlatması, genç akademisyenlere cesaret vermiştir.

Bizler bu kongrede, Bediüzzaman’ın ifadesiyle; "Kâinat mescid-i kebirinde" bilim diliyle okunan bir Kur'an tefsiri dinledik.

Gaziantep’ten yükselen bu ses, akıl ve kalbi barıştıran, madde ve manayı kaynaştıran bir medeniyet tasavvurunun ayak sesleridir. Emeği geçenleri tebrik ediyor, bu kongrelerin sonuç bildirilerinin ders kitaplarına girmesini temenni ediyorum. Unutmayalım ki; "Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar." Biz gözümüzü hakikate, bilime ve yaratılışa sonuna kadar açtık.

Selam ve dua ile...

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.