Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam

Psk. Bilim Uzmanı Mercan Ciğerli Yazdı: Aile Düzleminde Aşure Kazanı: Çoğulcu Aile Modeli

Gündem 15.06.2026 - 15:24, Güncelleme: 15.06.2026 - 15:24
 

Psk. Bilim Uzmanı Mercan Ciğerli Yazdı: Aile Düzleminde Aşure Kazanı: Çoğulcu Aile Modeli

Aile Düzleminde Aşure Kazanı: Çoğulcu Aile Modeli
Muharrem ayına girmiş bulunmaktayız; paylaştıkça çoğalan bereketin, hüznün ve kültürel hafızamızın en özel dönemi yeniden evlerimize konuk oluyor. Bu kutsal ayın en güzel sembolü olan aşure, sadece mutfaklarımızı tatlandırmakla kalmıyor, aynı zamanda aile içi ilişkilere dair de muazzam bir psikolojik rehberlik sunuyor. Aşure tatlısının yapısını düşünelim: Nohut, buğday, kayısı, incir ve nar... Hepsi bambaşka karakterlere, sertliklere ve tatlara sahiptir. Aynı kazana girerler ama hiçbiri diğerine benzemeye çalışmaz. Nohut ezilip kayısılaşmaz, incir baskın gelip buğdayı yok etmez. Psikolojik açıdan sağlıklı bir aile, tam olarak bu kazana benzer: Bireyselliği Korumak (Eşler Arası Uyum):   Sağlıklı bir evlilik, iki insanın birbirinin içinde yok olması (bağımlı ilişki) demek değildir. Eşler, kendi özgün karakterlerini, hobilerini ve değerlerini koruyarak aynı çatı altında "ortak bir lezzet" üretebilmelidir. Çocuğun Özgünlüğü (Anne-Baba Tutumu):   Çocuğumuzu kendi kalıplarımıza göre şekillendirmeye çalışmak, aşuredeki narı zorla cevize dönüştürmeye benzer. Doğru ebeveynlik; çocuğun mizacını, rengini ve farklılığını kabul edip, onu aile kazanın içinde kendi potansiyeliyle parlatabilmektir. Nitekim Hz. Mevlânâ, "Sen benden ayrısın, ben senden ayrıyım deme; zira hepimiz aynı ummanın damlalarıyız ama her damlanın içinde koca bir deniz gizlidir" der. Aile olmak, o koca denizleri tek bir kazanda harmanlarken, damlanın özünü kurutmamaktır. Aile İçindeki Gizli Semboller ve Psikolojik Karşılıkları İlişkilerimizde farkında olmadan fırtınalar koparır, kuyular kazar veya kendi Kerbelâ’larımızı yaratırız. Psikolojik bir okumayla, aile içindeki bu dinamikleri şöyle tanımlayabiliriz: Evdeki Firavunlaşma (Güç Mücadelesi):   Eşler arasındaki en büyük iletişim kazalarından biri kibir ve kontrol arzusudur. "Sadece benim dediğim olacak", "Ben haklıyım" inadı, aile içindeki modern firavunlaşmadır. Güç mücadelesinin başladığı yerde sevgi ve bağ kurma biter. İletişimsizlik Kuyusu (Yalnızlaşan Çocuklar ve Eşler):   Aile içinde seslerin kesildiği, küslüklerin uzadığı veya herkesin kendi ekranına gömüldüğü anlar, Hz. Yusuf’un atıldığı o derin kuyudur. Görülmediğini, duyulmadığını ve ihmal edildiğini hisseden bir çocuk veya partner, o kuyunun yalnızlığında kaybolur. Öfke Tufanı (Duygusal Patlamalar):   Kontrol edilemeyen öfkeler, biriktirilmiş kırgınlıklar evde bir Nuh tufanı yaratır. Duygusal dengenin bozulduğu, güvenli alanın yıkıldığı ailelerde bu tufan, en çok çocukların ruhsal dünyasını sular altında bırakır. İlişkideki Kerbelâlar (Bedel Ödeme ve Fedakarlık Krizi):   Sadece tek bir tarafın sürekli fedakarlık yaptığı, hakikatin (duyguların, ihtiyaçların) bastırıldığı, adaletsiz görev paylaşımlarının olduğu evlilikler zamanla birer tükenmişlik krizine, yani duygusal bir Kerbelâ'ya dönüşür. Ebeveyn ve Eş Olarak Kendimize Soracağımız Sorular Bu psikolojik ayna, bizi ebeveynlik ve eş olma rollerimizle yüzleşmeye davet eder: Eşime/Çocuğuma güç mü uyguluyorum, adalet ve şefkat mi gösteriyorum?   Haklı çıkmak için mi tartışıyorum, yoksa ilişkiyi korumak için mi? Evimizde liyakati (emeği) mi görüyorum, yoksa manipülasyonu mu?   Çocuğumun ya da eşimin çabasını takdir ediyor muyum, yoksa sadece kusurlara mı odaklanıyorum? Evde hakikati (gerçek duyguları) konuşabiliyor muyuz?   Çocuğum korkmadan bana içini dökebiliyor mu, yoksa beni öfkelendirmemek için maske mi takıyor? Yaralarımızla Yüzleştiğimiz Kadar İyileşiriz Şems-i Tebrizî’nin buyurduğu gibi: "Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Hayatın altı üstüne geliyor diye endişe etme; nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?" Aile içi krizler ve yaralar da böyledir; yüzleşildiğinde bizi yıkmak için değil, daha geniş bir gönülle birleştirmek için gelir. Bir ailenin büyüklüğü, oturduğu evin lüksüyle değil, bireylerin birbirine sunduğu   psikolojik güvenli alanla   ölçülür. Aileler bilgi eksikliğinden değil, empati ve şefkat eksikliğinden sarsılırlar. Bugün aile içinde Aşure ruhunu yaşatmak; sadece aynı masada yemek yemek değil;   farklılıklara tahammül edebilmek, dinlemeyi öğrenmek, öfke tufanlarını şefkatle dindirmek ve evi herkes için adil bir sığınak hâline getirmektir.  Çünkü bir insan ancak anlaşıldığı ve kabul gördüğü bir ailede özgürleşir; bir çocuk ancak adaletli ve huzurlu bir yuvada güvenle büyür. Bu vesileyle Muharrem ayınızı tebrik eder, paylaştıkça çoğalan aşure lezzetinde huzurlu ve bereketli günler dilerim. Yeni dönemin tüm insanlığa, ülkemize ve yuvalarımıza barış, adalet, karşılıklı anlayış ve sonsuz mutluluk getirmesini temenni ederim.
Aile Düzleminde Aşure Kazanı: Çoğulcu Aile Modeli

Muharrem ayına girmiş bulunmaktayız; paylaştıkça çoğalan bereketin, hüznün ve kültürel hafızamızın en özel dönemi yeniden evlerimize konuk oluyor. Bu kutsal ayın en güzel sembolü olan aşure, sadece mutfaklarımızı tatlandırmakla kalmıyor, aynı zamanda aile içi ilişkilere dair de muazzam bir psikolojik rehberlik sunuyor.

Aşure tatlısının yapısını düşünelim: Nohut, buğday, kayısı, incir ve nar... Hepsi bambaşka karakterlere, sertliklere ve tatlara sahiptir. Aynı kazana girerler ama hiçbiri diğerine benzemeye çalışmaz. Nohut ezilip kayısılaşmaz, incir baskın gelip buğdayı yok etmez.

Psikolojik açıdan sağlıklı bir aile, tam olarak bu kazana benzer:

Bireyselliği Korumak (Eşler Arası Uyum):   Sağlıklı bir evlilik, iki insanın birbirinin içinde yok olması (bağımlı ilişki) demek değildir. Eşler, kendi özgün karakterlerini, hobilerini ve değerlerini koruyarak aynı çatı altında "ortak bir lezzet" üretebilmelidir.

Çocuğun Özgünlüğü (Anne-Baba Tutumu):   Çocuğumuzu kendi kalıplarımıza göre şekillendirmeye çalışmak, aşuredeki narı zorla cevize dönüştürmeye benzer. Doğru ebeveynlik; çocuğun mizacını, rengini ve farklılığını kabul edip, onu aile kazanın içinde kendi potansiyeliyle parlatabilmektir.

Nitekim Hz. Mevlânâ, "Sen benden ayrısın, ben senden ayrıyım deme; zira hepimiz aynı ummanın damlalarıyız ama her damlanın içinde koca bir deniz gizlidir" der. Aile olmak, o koca denizleri tek bir kazanda harmanlarken, damlanın özünü kurutmamaktır.

Aile İçindeki Gizli Semboller ve Psikolojik Karşılıkları

İlişkilerimizde farkında olmadan fırtınalar koparır, kuyular kazar veya kendi Kerbelâ’larımızı yaratırız. Psikolojik bir okumayla, aile içindeki bu dinamikleri şöyle tanımlayabiliriz:

Evdeki Firavunlaşma (Güç Mücadelesi):   Eşler arasındaki en büyük iletişim kazalarından biri kibir ve kontrol arzusudur. "Sadece benim dediğim olacak", "Ben haklıyım" inadı, aile içindeki modern firavunlaşmadır. Güç mücadelesinin başladığı yerde sevgi ve bağ kurma biter.

İletişimsizlik Kuyusu (Yalnızlaşan Çocuklar ve Eşler):   Aile içinde seslerin kesildiği, küslüklerin uzadığı veya herkesin kendi ekranına gömüldüğü anlar, Hz. Yusuf’un atıldığı o derin kuyudur. Görülmediğini, duyulmadığını ve ihmal edildiğini hisseden bir çocuk veya partner, o kuyunun yalnızlığında kaybolur.

Öfke Tufanı (Duygusal Patlamalar):   Kontrol edilemeyen öfkeler, biriktirilmiş kırgınlıklar evde bir Nuh tufanı yaratır. Duygusal dengenin bozulduğu, güvenli alanın yıkıldığı ailelerde bu tufan, en çok çocukların ruhsal dünyasını sular altında bırakır.

İlişkideki Kerbelâlar (Bedel Ödeme ve Fedakarlık Krizi):   Sadece tek bir tarafın sürekli fedakarlık yaptığı, hakikatin (duyguların, ihtiyaçların) bastırıldığı, adaletsiz görev paylaşımlarının olduğu evlilikler zamanla birer tükenmişlik krizine, yani duygusal bir Kerbelâ'ya dönüşür.

Ebeveyn ve Eş Olarak Kendimize Soracağımız Sorular

Bu psikolojik ayna, bizi ebeveynlik ve eş olma rollerimizle yüzleşmeye davet eder:

Eşime/Çocuğuma güç mü uyguluyorum, adalet ve şefkat mi gösteriyorum?   Haklı çıkmak için mi tartışıyorum, yoksa ilişkiyi korumak için mi?

Evimizde liyakati (emeği) mi görüyorum, yoksa manipülasyonu mu?   Çocuğumun ya da eşimin çabasını takdir ediyor muyum, yoksa sadece kusurlara mı odaklanıyorum?

Evde hakikati (gerçek duyguları) konuşabiliyor muyuz?   Çocuğum korkmadan bana içini dökebiliyor mu, yoksa beni öfkelendirmemek için maske mi takıyor?

Yaralarımızla Yüzleştiğimiz Kadar İyileşiriz

Şems-i Tebrizî’nin buyurduğu gibi: "Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Hayatın altı üstüne geliyor diye endişe etme; nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?" Aile içi krizler ve yaralar da böyledir; yüzleşildiğinde bizi yıkmak için değil, daha geniş bir gönülle birleştirmek için gelir.

Bir ailenin büyüklüğü, oturduğu evin lüksüyle değil, bireylerin birbirine sunduğu   psikolojik güvenli alanla   ölçülür. Aileler bilgi eksikliğinden değil, empati ve şefkat eksikliğinden sarsılırlar.

Bugün aile içinde Aşure ruhunu yaşatmak; sadece aynı masada yemek yemek değil;   farklılıklara tahammül edebilmek, dinlemeyi öğrenmek, öfke tufanlarını şefkatle dindirmek ve evi herkes için adil bir sığınak hâline getirmektir. 

Çünkü bir insan ancak anlaşıldığı ve kabul gördüğü bir ailede özgürleşir; bir çocuk ancak adaletli ve huzurlu bir yuvada güvenle büyür.

Bu vesileyle Muharrem ayınızı tebrik eder, paylaştıkça çoğalan aşure lezzetinde huzurlu ve bereketli günler dilerim. Yeni dönemin tüm insanlığa, ülkemize ve yuvalarımıza barış, adalet, karşılıklı anlayış ve sonsuz mutluluk getirmesini temenni ederim.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.