Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam

Psk. Bilim Uzmanı Mercan Ciğerli Yazdı: BİRLİKTE İNSAN OLMA YOLCULUĞU

Gündem 22.08.2026 - 14:50, Güncelleme: 22.08.2026 - 14:50
 

Psk. Bilim Uzmanı Mercan Ciğerli Yazdı: BİRLİKTE İNSAN OLMA YOLCULUĞU

Belki de çağımızın en büyük değişimlerinden biri, insanın giderek daha fazla “ben” üzerinden tanımlanmasıdır.
Kendimi gerçekleştirmeliyim. Kendi alanımı korumalıyım. Kimseye muhtaç olmamalıyım. Hayatımı kimse için değiştirmemeliyim. Konforumdan vazgeçmemeliyim. Bunların her birinin kendi içinde haklı bir tarafı var. Fakat insanın bütün hayatını yalnızca “ben” üzerine kurması, başka bir soruyu beraberinde getiriyor: Peki “biz” olmayı nerede öğreneceğiz? Çünkü bireyselleşme bize sınır koymayı öğretti; fakat bazen sınırın ötesindeki insanı görmeyi unutturdu.Özgürleşmeyi öğrendik; fakat özgürlüğün sorumlulukla birlikte düşünülmesi gerektiğini yeterince konuşmadık.Kendimizi gerçekleştirmeyi öğrendik; fakat kendimizi aşmayı öğrenmekte zorlandık.Oysa evlilik, insanın sürekli kendisine dönmesini değil, zaman zaman kendinden çıkmasını gerektirir. Çünkü evlilikte her karar yalnızca “Ben ne istiyorum?” sorusuyla verilemez. Bazen soru şudur: “Bizim için ne doğru?” İşte modern bireyin zorlandığı yer tam da burasıdır.Çünkü “ben” merkezli yaşamda insan kendi hayatının yöneticisidir. Evlilikte ise artık başka bir insanın varlığı da o hayatın içine girer. Bu, insanın özgürlüğünü yok etmek zorunda değildir.Tam tersine, özgürlüğün daha olgun bir biçimine dönüşebilir: Kendi iradenle bir başkasını hesaba katabilmek. Çünkü fedakârlık her zaman kendinden vazgeçmek değildir. Bazen fedakârlık, “Ben de varım ama sen de varsın.” diyebilmektir. Konfor çağında evlilik neden zorlaşıyor? Çünkü evlilik insanı konforundan çıkarır. Bekârken yorgunsan yalnız kalabilirsin. Evlilikte ise bazen sen yorgunken eşinin sana ihtiyacı vardır. Canın konuşmak istemez; fakat karşındaki insanın anlatacakları vardır. Haklı olduğunu düşünürsün; fakat ilişkinin devamı için önce anlamaya çalışman gerekir. Kırılırsın; ama kırgınlığın seni sorumluluktan kurtarmaz. İşte insanın karakteri tam da burada görünür. Çünkü insanın karakteri, rahatken söylediği sözlerden çok rahatsızken gösterdiği hâlde ortaya çıkar. Bu nedenle evlilik, insanın karakterini üreten değil belki ama karakterini görünür kılan bir laboratuvar gibidir. Orada sabrının sınırını görürsün.Bencilliğini fark edersin.Kontrol ihtiyacınla karşılaşırsın.Kıskançlığını, korkularını, beklentilerini, bağımlılıklarını ve bazen de çocukluğundan taşıdığın yaraları fark edersin. Ve bütün bunlar sana tek bir soru sorar: “Sen gerçekten nasıl bir insansın?” Evlilik bir aynadır ama her ayna hoşumuza giden şeyi göstermez. Çünkü evlilik, yalnızca iki insanın aynı hayatı paylaşması değildir. İki insanın, birbirinin hayatına temas ederek yeniden kendini inşa etme sürecine girmesidir. İnsan evlendiğinde yalnızca kendi hayatını değiştirmez; artık başka bir insanın hayatına da dokunur. Söylediği bir söz, gösterdiği bir tavır, verdiği bir destek, yaptığı bir ihmal, hatta sustuğu bir an bile karşısındaki insanın dünyasında bir iz bırakır. Bu yüzden evlilikte insan yalnızca kendisini inşa etmez; bir başka insanın kendisini nasıl inşa edeceğine de etki eder. Fakat bu, birbirini şekillendirmek ya da değiştirmek değildir. Daha derin bir şeydir: Birbirinin varlığına alan açarak, birbirinin insanlaşma yolculuğuna eşlik etmektir. Evlilik yalnızca dünya hayatının değil, ahiret hayatının da hazırlığıdır. Çünkü insanın ahlâkı, yalnızca inandığı şeylerle değil; hayatın içinde üstlendiği rollerle görünür hâle gelir. Evlilikle birlikte insanın rolleri çoğalır. Evlat olmaktan eş olmaya, eş olmaktan anne veya baba olmaya; bir başka insanın hayatına eşlik eden, sorumluluk taşıyan, koruyan, sabreden, affeden ve emek veren birine dönüşür. Ve her yeni rol, insanın “insan olma” vasfını biraz daha görünür kılar. Dolayısıyla artık yalnızca kendinden sorumlu değilsindir. Bir başkasının hakkından, gönlünden, güveninden ve sana emanet edilen hayatın bir parçasından da sorumlusundur. İşte bu yüzden evlilik, yalnızca dünya hayatını düzenleyen bir kurum değildir. Ahiret hayatına hazırlığın da en yoğun yaşandığı alanlardan biri hâline gelir. Çünkü sabır burada sınanır. Merhamet burada sınanır. Adalet burada sınanır. Sadakat burada sınanır. Affetmek burada öğrenilir. Kul hakkı burada çok daha somut bir hâle gelir. Sorumluluk, her gün yeniden karşına çıkar. İnsan belki de bu yüzden evlilik içinde yalnızca bir eş yetiştirmez; kendi ahlâkını da yeniden yetiştirir. Ve roller çoğaldıkça insanın kendisini aşma imkânı da çoğalır. Artık mesele yalnızca “Ben ne istiyorum?” değildir. “Bana düşen nedir?” “Karşımdakinin hakkı nedir?” “Ben bu emanete nasıl davranıyorum?” “Bütün bunların hesabını Allah'a nasıl vereceğim?” soruları hayatın içine girer. İşte evlilik burada sıradan bir toplumsal sözleşmenin ötesine geçer. İnsanın dünyada bir başkasına eş olurken, ahirette nasıl bir insan olacağını da inşa ettiği bir hayat alanına dönüşür. Belki de insanın insan olma yolculuğunun derinliği tam burada başlar: Kendisi için iyi bir insan olmaktan, başkasının hakkını gözeten iyi bir insan olmaya geçmekte. Çünkü insanın hakikati, yalnızken kendisi hakkında söylediklerinden çok, kendisine emanet edilen insanlara nasıl davrandığında ortaya çıkar. İki insan, evlilikle birlikte kendi geçmişlerini, alışkanlıklarını, korkularını ve beklentilerini aynı hayatın içine getirir. Sonra o hayatın içinde yeniden öğrenmeye, yeniden düşünmeye, yeniden dönüşmeye başlar. Bu nedenle evlilik, insanın yalnızca “Ben kimim?” sorusunu değil; “Senin hayatına nasıl bir iz bırakıyorum?” sorusunu da sormaya başladığı yerdir. Belki de evliliğin en büyük sorumluluğu burada saklıdır: Karşındaki insanı kendine benzetmek değil, onun kendi hakikatine ulaşmasına engel olmadan yanında yürüyebilmek. Çünkü bazen insan, kendisini bir başkasının sevgisinde değil; bir başkasının kendisine açtığı güvenli alanda yeniden kurar. Ve böylece evlilik, iki kişinin birbirinde kaybolması değil; birbirinin yanında daha sahici hâle gelmesidir. İnsan çoğu zaman kendisini iyi biri olarak bilir. Ama iyi olmak ile iyi davranmak aynı şey değildir. Merhametli olduğunu düşünürsün; sabırsızlığınla karşılaşırsın. Saygılı olduğunu düşünürsün; öfkelendiğinde kullandığın dili görürsün. Fedakâr olduğunu düşünürsün; karşılık beklediğini fark edersin. Affedici olduğunu düşünürsün; eski bir meseleyi yıllar sonra yeniden açarken kendini yakalarsın. İşte yakın ilişki insana kendisi hakkında teorik değil, yaşanmış bilgi verir. Belki de insanın kendini tanımasının en zor tarafı budur: Kendimiz hakkında düşündüğümüz insanla, başkalarının yanında olduğumuz insan her zaman aynı değildir. Evlilik bu iki insanın arasındaki mesafeyi görünür hâle getirir. Peki bütün bunlar neden manevi bir anlam taşır? Çünkü insanın sınanması yalnızca büyük olaylarla gerçekleşmez. Bazen sınav, aynı insanın aynı davranışını yüzüncü kez gördüğünde verdiğin tepkidir. Bazen sınav, özür dilemektir. Bazen susmaktır. Bazen konuşmaktır. Bazen haklı olduğun hâlde merhameti seçmektir. Bazen kendi nefsinin istediğini değil, ilişkinin hakkını gözetmektir. Bu açıdan evlilik, insanın ahlâkını gündelik hayata indiren bir alandır. Sabır artık kitaplarda okunan bir erdem değildir. Evde yaşanan bir hâle dönüşür. Merhamet artık güzel bir kavram değildir. Bir davranışa dönüşür. Sorumluluk artık bir nasihat değildir. Her gün yeniden yerine getirilmesi gereken bir emanete dönüşür. Belki de bu yüzden evlilik yalnızca dünyaya ait bir kurum olarak görülemez. İnsan burada sadece bir eş olmayı değil, kul olmayı da öğrenir. Çünkü karşısındaki insana nasıl davrandığı, kendi ahlâkının da aynasıdır. Ve belki asıl mesele burada başlıyor: Bekârken insan hayatını daha çok kendisi üzerinden okuyabilir. Evlilikle birlikte hayat, insana başka insanların da hakikat olduğunu öğretir. Sonra çocuk gelir; insan bir başka insanın kendisine emanet edildiğini öğrenir. Anne-baba olur; sorumluluğun ne demek olduğunu başka bir yerden görür. Eş olur; paylaşmayı öğrenir. Baba ya da anne olur; kendisinden sonraki nesle nasıl bir insan bırakacağını düşünmeye başlar. Böylece insanın rolleri arttıkça yalnızca sorumlulukları değil, insanlığının sınırları da genişler. Belki bu yüzden insanın insan olma yolculuğu, evlilikle birlikte yeniden bir eşik kazanır. Çünkü insan yalnızca kendisi için yaşadığında kendisini merkeze koyabilir. Fakat bir başkasının hayatından sorumlu olduğunda merkezden biraz çekilmek zorunda kalır. Ve belki olgunlaşmak tam da budur: Merkezden tamamen kaybolmak değil; kendini dünyanın tek merkezi sanmaktan vazgeçmek. Bugün evliliği konuşurken belki de yalnızca “Mutlu olur muyum?” diye sormak yetmez. Bir başka soru daha sormalıyız: “Ben bir başkasının hayatına iyi gelebilecek kadar olgunlaştım mı?” Çünkü evlilik sadece doğru insanı bulma meselesi değildir. Bir başka insan için doğru insan olabilme meselesidir. Ve belki de çağımızın en büyük ihtiyacı, insanı kendisinden vazgeçiren bir evlilik değil; insanı kendisine hapsolmaktan kurtaran bir birliktelik anlayışıdır
Belki de çağımızın en büyük değişimlerinden biri, insanın giderek daha fazla “ben” üzerinden tanımlanmasıdır.

Kendimi gerçekleştirmeliyim. Kendi alanımı korumalıyım. Kimseye muhtaç olmamalıyım. Hayatımı kimse için değiştirmemeliyim. Konforumdan vazgeçmemeliyim. Bunların her birinin kendi içinde haklı bir tarafı var. Fakat insanın bütün hayatını yalnızca “ben” üzerine kurması, başka bir soruyu beraberinde getiriyor:
Peki “biz” olmayı nerede öğreneceğiz?
Çünkü bireyselleşme bize sınır koymayı öğretti; fakat bazen sınırın ötesindeki insanı görmeyi unutturdu.Özgürleşmeyi öğrendik; fakat özgürlüğün sorumlulukla birlikte düşünülmesi gerektiğini yeterince konuşmadık.Kendimizi gerçekleştirmeyi öğrendik; fakat kendimizi aşmayı öğrenmekte zorlandık.Oysa evlilik, insanın sürekli kendisine dönmesini değil, zaman zaman kendinden çıkmasını gerektirir. Çünkü evlilikte her karar yalnızca “Ben ne istiyorum?” sorusuyla verilemez.
Bazen soru şudur: “Bizim için ne doğru?”
İşte modern bireyin zorlandığı yer tam da burasıdır.Çünkü “ben” merkezli yaşamda insan kendi hayatının yöneticisidir. Evlilikte ise artık başka bir insanın varlığı da o hayatın içine girer.
Bu, insanın özgürlüğünü yok etmek zorunda değildir.Tam tersine, özgürlüğün daha olgun bir biçimine dönüşebilir:
Kendi iradenle bir başkasını hesaba katabilmek.
Çünkü fedakârlık her zaman kendinden vazgeçmek değildir. Bazen fedakârlık, “Ben de varım ama sen de varsın.” diyebilmektir.
Konfor çağında evlilik neden zorlaşıyor?
Çünkü evlilik insanı konforundan çıkarır. Bekârken yorgunsan yalnız kalabilirsin. Evlilikte ise bazen sen yorgunken eşinin sana ihtiyacı vardır. Canın konuşmak istemez; fakat karşındaki insanın anlatacakları vardır. Haklı olduğunu düşünürsün; fakat ilişkinin devamı için önce anlamaya çalışman gerekir. Kırılırsın; ama kırgınlığın seni sorumluluktan kurtarmaz. İşte insanın karakteri tam da burada görünür. Çünkü insanın karakteri, rahatken söylediği sözlerden çok rahatsızken gösterdiği hâlde ortaya çıkar. Bu nedenle evlilik, insanın karakterini üreten değil belki ama karakterini görünür kılan bir laboratuvar gibidir.
Orada sabrının sınırını görürsün.Bencilliğini fark edersin.Kontrol ihtiyacınla karşılaşırsın.Kıskançlığını, korkularını, beklentilerini, bağımlılıklarını ve bazen de çocukluğundan taşıdığın yaraları fark edersin. Ve bütün bunlar sana tek bir soru sorar:
“Sen gerçekten nasıl bir insansın?”
Evlilik bir aynadır ama her ayna hoşumuza giden şeyi göstermez.
Çünkü evlilik, yalnızca iki insanın aynı hayatı paylaşması değildir.
İki insanın, birbirinin hayatına temas ederek yeniden kendini inşa etme sürecine girmesidir. İnsan evlendiğinde yalnızca kendi hayatını değiştirmez; artık başka bir insanın hayatına da dokunur. Söylediği bir söz, gösterdiği bir tavır, verdiği bir destek, yaptığı bir ihmal, hatta sustuğu bir an bile karşısındaki insanın dünyasında bir iz bırakır. Bu yüzden evlilikte insan yalnızca kendisini inşa etmez; bir başka insanın kendisini nasıl inşa edeceğine de etki eder. Fakat bu, birbirini şekillendirmek ya da değiştirmek değildir.
Daha derin bir şeydir: Birbirinin varlığına alan açarak, birbirinin insanlaşma yolculuğuna eşlik etmektir.
Evlilik yalnızca dünya hayatının değil, ahiret hayatının da hazırlığıdır. Çünkü insanın ahlâkı, yalnızca inandığı şeylerle değil; hayatın içinde üstlendiği rollerle görünür hâle gelir. Evlilikle birlikte insanın rolleri çoğalır. Evlat olmaktan eş olmaya, eş olmaktan anne veya baba olmaya; bir başka insanın hayatına eşlik eden, sorumluluk taşıyan, koruyan, sabreden, affeden ve emek veren birine dönüşür.
Ve her yeni rol, insanın “insan olma” vasfını biraz daha görünür kılar.
Dolayısıyla artık yalnızca kendinden sorumlu değilsindir. Bir başkasının hakkından, gönlünden, güveninden ve sana emanet edilen hayatın bir parçasından da sorumlusundur. İşte bu yüzden evlilik, yalnızca dünya hayatını düzenleyen bir kurum değildir.
Ahiret hayatına hazırlığın da en yoğun yaşandığı alanlardan biri hâline gelir.
Çünkü sabır burada sınanır. Merhamet burada sınanır. Adalet burada sınanır. Sadakat burada sınanır. Affetmek burada öğrenilir. Kul hakkı burada çok daha somut bir hâle gelir. Sorumluluk, her gün yeniden karşına çıkar.
İnsan belki de bu yüzden evlilik içinde yalnızca bir eş yetiştirmez; kendi ahlâkını da yeniden yetiştirir. Ve roller çoğaldıkça insanın kendisini aşma imkânı da çoğalır.
Artık mesele yalnızca “Ben ne istiyorum?” değildir.
“Bana düşen nedir?” “Karşımdakinin hakkı nedir?” “Ben bu emanete nasıl davranıyorum?” “Bütün bunların hesabını Allah'a nasıl vereceğim?” soruları hayatın içine girer. İşte evlilik burada sıradan bir toplumsal sözleşmenin ötesine geçer.
İnsanın dünyada bir başkasına eş olurken, ahirette nasıl bir insan olacağını da inşa ettiği bir hayat alanına dönüşür. Belki de insanın insan olma yolculuğunun derinliği tam burada başlar: Kendisi için iyi bir insan olmaktan, başkasının hakkını gözeten iyi bir insan olmaya geçmekte. Çünkü insanın hakikati, yalnızken kendisi hakkında söylediklerinden çok, kendisine emanet edilen insanlara nasıl davrandığında ortaya çıkar. İki insan, evlilikle birlikte kendi geçmişlerini, alışkanlıklarını, korkularını ve beklentilerini aynı hayatın içine getirir. Sonra o hayatın içinde yeniden öğrenmeye, yeniden düşünmeye, yeniden dönüşmeye başlar.
Bu nedenle evlilik, insanın yalnızca “Ben kimim?” sorusunu değil;
“Senin hayatına nasıl bir iz bırakıyorum?” sorusunu da sormaya başladığı yerdir.
Belki de evliliğin en büyük sorumluluğu burada saklıdır:
Karşındaki insanı kendine benzetmek değil, onun kendi hakikatine ulaşmasına engel olmadan yanında yürüyebilmek. Çünkü bazen insan, kendisini bir başkasının sevgisinde değil; bir başkasının kendisine açtığı güvenli alanda yeniden kurar. Ve böylece evlilik, iki kişinin birbirinde kaybolması değil; birbirinin yanında daha sahici hâle gelmesidir.
İnsan çoğu zaman kendisini iyi biri olarak bilir.
Ama iyi olmak ile iyi davranmak aynı şey değildir.
Merhametli olduğunu düşünürsün; sabırsızlığınla karşılaşırsın.
Saygılı olduğunu düşünürsün; öfkelendiğinde kullandığın dili görürsün.
Fedakâr olduğunu düşünürsün; karşılık beklediğini fark edersin.
Affedici olduğunu düşünürsün; eski bir meseleyi yıllar sonra yeniden açarken kendini yakalarsın.
İşte yakın ilişki insana kendisi hakkında teorik değil, yaşanmış bilgi verir.
Belki de insanın kendini tanımasının en zor tarafı budur:
Kendimiz hakkında düşündüğümüz insanla, başkalarının yanında olduğumuz insan her zaman aynı değildir.
Evlilik bu iki insanın arasındaki mesafeyi görünür hâle getirir.
Peki bütün bunlar neden manevi bir anlam taşır?
Çünkü insanın sınanması yalnızca büyük olaylarla gerçekleşmez.
Bazen sınav, aynı insanın aynı davranışını yüzüncü kez gördüğünde verdiğin tepkidir.
Bazen sınav, özür dilemektir.
Bazen susmaktır.
Bazen konuşmaktır.
Bazen haklı olduğun hâlde merhameti seçmektir.
Bazen kendi nefsinin istediğini değil, ilişkinin hakkını gözetmektir.
Bu açıdan evlilik, insanın ahlâkını gündelik hayata indiren bir alandır.
Sabır artık kitaplarda okunan bir erdem değildir.
Evde yaşanan bir hâle dönüşür.
Merhamet artık güzel bir kavram değildir.
Bir davranışa dönüşür.
Sorumluluk artık bir nasihat değildir.
Her gün yeniden yerine getirilmesi gereken bir emanete dönüşür.
Belki de bu yüzden evlilik yalnızca dünyaya ait bir kurum olarak görülemez.
İnsan burada sadece bir eş olmayı değil, kul olmayı da öğrenir.
Çünkü karşısındaki insana nasıl davrandığı, kendi ahlâkının da aynasıdır.
Ve belki asıl mesele burada başlıyor:
Bekârken insan hayatını daha çok kendisi üzerinden okuyabilir.
Evlilikle birlikte hayat, insana başka insanların da hakikat olduğunu öğretir.
Sonra çocuk gelir; insan bir başka insanın kendisine emanet edildiğini öğrenir.
Anne-baba olur; sorumluluğun ne demek olduğunu başka bir yerden görür.
Eş olur; paylaşmayı öğrenir.
Baba ya da anne olur; kendisinden sonraki nesle nasıl bir insan bırakacağını düşünmeye başlar.
Böylece insanın rolleri arttıkça yalnızca sorumlulukları değil, insanlığının sınırları da genişler.
Belki bu yüzden insanın insan olma yolculuğu, evlilikle birlikte yeniden bir eşik kazanır.
Çünkü insan yalnızca kendisi için yaşadığında kendisini merkeze koyabilir.
Fakat bir başkasının hayatından sorumlu olduğunda merkezden biraz çekilmek zorunda kalır.
Ve belki olgunlaşmak tam da budur:
Merkezden tamamen kaybolmak değil; kendini dünyanın tek merkezi sanmaktan vazgeçmek.
Bugün evliliği konuşurken belki de yalnızca “Mutlu olur muyum?” diye sormak yetmez.
Bir başka soru daha sormalıyız:
“Ben bir başkasının hayatına iyi gelebilecek kadar olgunlaştım mı?”
Çünkü evlilik sadece doğru insanı bulma meselesi değildir.
Bir başka insan için doğru insan olabilme meselesidir.
Ve belki de çağımızın en büyük ihtiyacı, insanı kendisinden vazgeçiren bir evlilik değil;
insanı kendisine hapsolmaktan kurtaran bir birliktelik anlayışıdır

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.