Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam

Psk. Bilim Uzmanı Mercan Ciğerli Yazdı: Çocukluğumuzun yasasız anlaşmaları

Gündem 31.08.2026 - 09:55, Güncelleme: 31.08.2026 - 09:55
 

Psk. Bilim Uzmanı Mercan Ciğerli Yazdı: Çocukluğumuzun yasasız anlaşmaları

İnsan bir ilişkiye yalnızca kendisiyle gelmez..
Arkasında bir ev vardır; duvarlarında duyduğu cümleler, sofrasında öğrendiği suskunluklar, anne babasının birbirine bakışları, sevgiyi gösterme biçimleri, kırgınlıkları taşıma şekilleri…İnsan büyür, evden çıkar; ama ev her zaman insanın içinden çıkmaz. Belki de bu yüzden bazı ilişkilerde kavga ettiğimiz şey, karşımızdaki insan değildir. Geçmişin bize bıraktığı görünmez kurallardır.Kimse bize söylemeden biliriz: Seven kıskanır. Kadın biraz susar. Erkek güçlü durur. Büyüklerin sözü dinlenir. Aile için fedakârlık yapılır. Seviyorsan anlarsın. Gerçek dost aramadan gelir. Çocuk itaat eder. Eş, söylemeden ihtiyacını anlamalıdır. Bunlar bir gün oturup üzerinde anlaşılmış kurallar değildir.Ama biz onlara uyarız. Çünkü bazı sözleşmeler imzalanmaz; insanın içine yazılır. Miras aldığımız şey her zaman hakikat değildir Çocuk dünyayı önce kendi evinin penceresinden görür.Annesinin sustuğunu görür ve susmayı sabır zanneder.Babasının öfkesini görür ve onu otorite sanabilir. Sürekli fedakârlık yapan birini görür ve sevgiyi kendinden vazgeçmekle eşleştirebilir.Sevginin hiç konuşulmadığı bir evde büyüyen insan, sevgiyi sessizlikte arayabilir.Sonra kendi ilişkisini kurar.Ve farkında olmadan geçmişinin cümleleriyle konuşmaya başlar.İşte insanın en büyük yanılgılarından biri burada başlar: Öğrendiği şeyi, kendi seçimi sanmak.Oysa bize öğretilmiş olması, onun hakikat olduğu anlamına gelmez. Her insan biraz da geçmişinin devamıdır İlişkiler yalnızca iki insanı karşılaştırmaz. İki geçmişi karşılaştırır. İki aileyi.İki kültürü. İki farklı (normal) anlayışını. Birinin sevgisi yakınlıktır. Diğerinin sevgisi mesafedir. Birinin sadakati her şeyi paylaşmaktır.Diğerinin sadakati birbirine alan bırakmaktır.Birinin kırgınlığı konuşmaktır.Diğerinin kırgınlığı susmaktır. Sonra bu iki insan aynı evde yaşamaya başlar.Ve çoğu zaman sorun şudur: İkisi de kendi bildiği dili evrensel sanır. İlişkilerdeki görünmeyen borçlar Bazen sevgi bile gizli bir borçlandırmaya dönüşür.“Ben senin için bunları yaptım.”“Sen de benim için yapmalısın.”“Ben seni düşündüm.”“Sen neden beni düşünmediOysa karşı taraf belki böyle bir anlaşmayı hiç yapmamıştır.Biz kendi içimizde bir sözleşme hazırlamış, sonra onu karşı tarafa tebliğ etmeden yürürlüğe koymuşuzdur.İhlal edildiğinde de kırılırız.Belki ilişkilerdeki birçok kırgınlığın altında biraz da bu vardır: Söylenmemiş beklentiler. Tasavvufun diliyle insanın asıl yolculuğu İnsanın kendini bilmesi, yalnızca “Ben kimim?” diye sorması değildir. Dolayısıyla asıl soru şudur: “Bende konuşan kim?” Bu öfke gerçekten bana mı ait? Bu korku benim mi? Bu beklenti benim seçimim mi? Bu suskunluk erdem mi, yoksa öğrenilmiş bir savunma mı? Bu fedakârlık sevgi mi, yoksa sevilme arzusu mu? Bu kontrol ilgi mi, yoksa kaybetme korkusu mu? İnsan bazen kendi nefsinin değil, geçmişinin yankılarının peşinden gider.Kendini dönüştürmek biraz da o yankıları ayırt etmektir.Çünkü özgürlük, unutmak değil; seçebilmektir.Geçmişimizi silemeyiz.Ama geçmişimizin bize verdiği her şeyi taşımak zorunda da değiliz.Atalarımızdan kalan her davranış erdem değildir. Her gelenek hakikat değildir.Her alışkanlık hikmet değildir.Bazı şeyler nesilden nesile aktarıldığı için değil, sorgulanmadığı için yaşamaya devam eder. Belki de olgunlaşmak;“Bizim ailede böyle yapılır.”cümlesinden sonra,“Peki neden?”diye sorabilmektir.Ve daha zor olanı:“Ben bunu gerçekten istiyor muyum?” Gizli anlaşmalar yalnız evlilikte değildir Arkadaşlıkta vardır.Aşkta vardır.Kardeşlikte vardır.Anne-babalıkta vardır.İş ilişkilerinde vardır.Hatta insanın kendisiyle ilişkisinde bile vardır.“Güçlüysen yardım istemezsin.”“İyi insansan herkesi memnun edersin.”“Seviliyorsan terk edilmezsin.”“Başarılıysan değerlisin.”“Fedakârsan iyi bir insansın.”İnsan bazen bütün hayatını, kendisine çocukken yazılmış birkaç cümlenin dipnotu olarak yaşar. Belki de ilişki dediğimiz şey budur İki insanın birbirini değiştirmeye çalışması değil;birbirlerinin taşıdığı görünmez yükleri fark etmesi. Benim sandığım öfkenin geçmişten geldiğini, senin sandığın sessizliğin korkudan doğduğunu, benim sevgi sandığım şeyin kontrol olabileceğini, senin fedakârlık sandığın şeyin kendinden vazgeçmek olabileceğini görebilmek…Çünkü insan ancak gördüğü şeyi değiştirebilir.Ve belki gerçek yakınlık, birbirimize:“Böyle olmalısın.”demek değil; “Bunu sana kim öğretti?”diye sorabilmektir. Sonra daha derin bir soru gelir: “Artık bunu sen seçiyor musun?” Çünkü insanın özgürlüğü geçmişinin olmamasında değil, geçmişinden gelen her şeyi kader sanmamasındadır. Ve belki sağlıklı bir ilişki, iki insanın birbirine yeni bir sözleşme önermesidir: Geçmişimiz konuşabilir. Ama geleceğimizi o belirlemek zorunda değildir. Yeni bir sözleşme Öyleyse ilk adım, elimizdeki görünmez sözleşmeleri gün ışığına çıkarmaktır.Bir kırgınlık anında hemen savunmaya geçmeden önce durup kendimize sorabilmek: “Şu an içimde kırılan şey gerçekten bu ana mı ait, yoksa geçmişimin bir yankısı mı?” Çözüm, birbirimizin zihnini okumaya çalışmayı bırakıp konuşmaya cesaret etmekte gizlidir.Çünkü birçok kırgınlık, söylenen sözlerden değil; hiç söylenmemiş beklentilerden doğar.Birbirimizi suçlamak yerine, taşıdığımız mirasları masaya koyup konuşulmamış beklentileri açık cümlelere dönüştürmek gerekir.  “Ben sevgiyi böyle öğrendim; peki senin sevgi dilin ne?” “Ben bunu böyle yapıyorum ama bu tavrım sana ne hissettiriyor?” “Benden beklediğin şey gerçekten söylediğin bir şey mi, yoksa benim kendiliğimden anlamamı mı bekliyorsun?” Çünkü hiçbir insan, diğerinin zihnini okumakla yükümlü değildir. Birbirimizin çocukluk yaralarını tamir etmek zorunda da değiliz.Ama o yaralara basmamayı seçebiliriz.Belki sevginin olgunluğu tam da burada başlar: Karşımızdakinin geçmişini değiştirmeye çalışmadan, geçmişinin nerede canını acıttığını öğrenebilmek…Bize miras kalan ezberleri birbirimize dayatmak yerine, onları birlikte sorgulayabilmek…Geçmişin yazdığı görünmez anlaşmaları yürürlükten kaldırıp, iki özgür iradenin katıldığı yeni bir bağ kurabilmek. Şeffaf. Açık. Ve şefkatli…Çünkü sağlıklı bir ilişki, iki insanın geçmişlerini inkâr etmesi değildir.Geçmişleri konuşabilir. Ama geleceği birlikte seçebilirler.Ve belki sevginin en olgun hâli de budur: Bize öğretilen şekilde birbirimizi sevmek değil, birbirimizi gerçekten nasıl seveceğimizi birlikte öğrenebilmek. Bize miras kalan her şeyi taşımak zorunda değiliz.Çünkü bazı yükler, biz onları fark ettiğimiz anda miras olmaktan çıkar.Ve belki insanın gerçek olgunluğu da şudur: Geçmişinden kaçmak değil, geçmişinin elinden geleceğini geri alabilmek.  
İnsan bir ilişkiye yalnızca kendisiyle gelmez..

Arkasında bir ev vardır;

duvarlarında duyduğu cümleler,
sofrasında öğrendiği suskunluklar,
anne babasının birbirine bakışları,
sevgiyi gösterme biçimleri,
kırgınlıkları taşıma şekilleri…İnsan büyür, evden çıkar;
ama ev her zaman insanın içinden çıkmaz. Belki de bu yüzden bazı ilişkilerde kavga ettiğimiz şey, karşımızdaki insan değildir. Geçmişin bize bıraktığı görünmez kurallardır.Kimse bize söylemeden biliriz:

Seven kıskanır.
Kadın biraz susar.
Erkek güçlü durur.
Büyüklerin sözü dinlenir.
Aile için fedakârlık yapılır.
Seviyorsan anlarsın.
Gerçek dost aramadan gelir.
Çocuk itaat eder.
Eş, söylemeden ihtiyacını anlamalıdır. Bunlar bir gün oturup üzerinde anlaşılmış kurallar değildir.Ama biz onlara uyarız. Çünkü bazı sözleşmeler imzalanmaz;
insanın içine yazılır.

Miras aldığımız şey her zaman hakikat değildir

Çocuk dünyayı önce kendi evinin penceresinden görür.Annesinin sustuğunu görür ve susmayı sabır zanneder.Babasının öfkesini görür ve onu otorite sanabilir.
Sürekli fedakârlık yapan birini görür ve sevgiyi kendinden vazgeçmekle eşleştirebilir.Sevginin hiç konuşulmadığı bir evde büyüyen insan, sevgiyi sessizlikte arayabilir.Sonra kendi ilişkisini kurar.Ve farkında olmadan geçmişinin cümleleriyle konuşmaya başlar.İşte insanın en büyük yanılgılarından biri burada başlar: Öğrendiği şeyi, kendi seçimi sanmak.Oysa bize öğretilmiş olması, onun hakikat olduğu anlamına gelmez.

Her insan biraz da geçmişinin devamıdır

İlişkiler yalnızca iki insanı karşılaştırmaz. İki geçmişi karşılaştırır. İki aileyi.İki kültürü.
İki farklı (normal) anlayışını. Birinin sevgisi yakınlıktır. Diğerinin sevgisi mesafedir. Birinin sadakati her şeyi paylaşmaktır.Diğerinin sadakati birbirine alan bırakmaktır.Birinin kırgınlığı konuşmaktır.Diğerinin kırgınlığı susmaktır. Sonra bu iki insan aynı evde yaşamaya başlar.Ve çoğu zaman sorun şudur: İkisi de kendi bildiği dili evrensel sanır.

İlişkilerdeki görünmeyen borçlar

Bazen sevgi bile gizli bir borçlandırmaya dönüşür.“Ben senin için bunları yaptım.”“Sen de benim için yapmalısın.”“Ben seni düşündüm.”“Sen neden beni düşünmediOysa karşı taraf belki böyle bir anlaşmayı hiç yapmamıştır.Biz kendi içimizde bir sözleşme hazırlamış, sonra onu karşı tarafa tebliğ etmeden yürürlüğe koymuşuzdur.İhlal edildiğinde de kırılırız.Belki ilişkilerdeki birçok kırgınlığın altında biraz da bu vardır: Söylenmemiş beklentiler.

Tasavvufun diliyle insanın asıl yolculuğu

İnsanın kendini bilmesi, yalnızca “Ben kimim?” diye sorması değildir. Dolayısıyla asıl soru şudur: “Bende konuşan kim?”

Bu öfke gerçekten bana mı ait?
Bu korku benim mi?
Bu beklenti benim seçimim mi?
Bu suskunluk erdem mi, yoksa öğrenilmiş bir savunma mı?
Bu fedakârlık sevgi mi, yoksa sevilme arzusu mu?
Bu kontrol ilgi mi, yoksa kaybetme korkusu mu?

İnsan bazen kendi nefsinin değil, geçmişinin yankılarının peşinden gider.Kendini dönüştürmek biraz da o yankıları ayırt etmektir.Çünkü özgürlük, unutmak değil;
seçebilmektir.Geçmişimizi silemeyiz.Ama geçmişimizin bize verdiği her şeyi taşımak zorunda da değiliz.Atalarımızdan kalan her davranış erdem değildir.
Her gelenek hakikat değildir.Her alışkanlık hikmet değildir.Bazı şeyler nesilden nesile aktarıldığı için değil, sorgulanmadığı için yaşamaya devam eder.

Belki de olgunlaşmak;“Bizim ailede böyle yapılır.”cümlesinden sonra,“Peki neden?”diye sorabilmektir.Ve daha zor olanı:“Ben bunu gerçekten istiyor muyum?”

Gizli anlaşmalar yalnız evlilikte değildir Arkadaşlıkta vardır.Aşkta vardır.Kardeşlikte vardır.Anne-babalıkta vardır.İş ilişkilerinde vardır.Hatta insanın kendisiyle ilişkisinde bile vardır.“Güçlüysen yardım istemezsin.”“İyi insansan herkesi memnun edersin.”“Seviliyorsan terk edilmezsin.”“Başarılıysan değerlisin.”“Fedakârsan iyi bir insansın.”İnsan bazen bütün hayatını, kendisine çocukken yazılmış birkaç cümlenin dipnotu olarak yaşar.

Belki de ilişki dediğimiz şey budur

İki insanın birbirini değiştirmeye çalışması değil;birbirlerinin taşıdığı görünmez yükleri fark etmesi.

Benim sandığım öfkenin geçmişten geldiğini,
senin sandığın sessizliğin korkudan doğduğunu,
benim sevgi sandığım şeyin kontrol olabileceğini,
senin fedakârlık sandığın şeyin kendinden vazgeçmek olabileceğini görebilmek…Çünkü insan ancak gördüğü şeyi değiştirebilir.Ve belki gerçek yakınlık, birbirimize:“Böyle olmalısın.”demek değil; “Bunu sana kim öğretti?”diye sorabilmektir. Sonra daha derin bir soru gelir:

“Artık bunu sen seçiyor musun?” Çünkü insanın özgürlüğü geçmişinin olmamasında değil, geçmişinden gelen her şeyi kader sanmamasındadır. Ve belki sağlıklı bir ilişki, iki insanın birbirine yeni bir sözleşme önermesidir: Geçmişimiz konuşabilir.
Ama geleceğimizi o belirlemek zorunda değildir.

Yeni bir sözleşme

Öyleyse ilk adım, elimizdeki görünmez sözleşmeleri gün ışığına çıkarmaktır.Bir kırgınlık anında hemen savunmaya geçmeden önce durup kendimize sorabilmek:

“Şu an içimde kırılan şey gerçekten bu ana mı ait, yoksa geçmişimin bir yankısı mı?”

Çözüm, birbirimizin zihnini okumaya çalışmayı bırakıp konuşmaya cesaret etmekte gizlidir.Çünkü birçok kırgınlık, söylenen sözlerden değil; hiç söylenmemiş beklentilerden doğar.Birbirimizi suçlamak yerine, taşıdığımız mirasları masaya koyup konuşulmamış beklentileri açık cümlelere dönüştürmek gerekir.

 “Ben sevgiyi böyle öğrendim; peki senin sevgi dilin ne?”

“Ben bunu böyle yapıyorum ama bu tavrım sana ne hissettiriyor?”

“Benden beklediğin şey gerçekten söylediğin bir şey mi, yoksa benim kendiliğimden anlamamı mı bekliyorsun?”

Çünkü hiçbir insan, diğerinin zihnini okumakla yükümlü değildir. Birbirimizin çocukluk yaralarını tamir etmek zorunda da değiliz.Ama o yaralara basmamayı seçebiliriz.Belki sevginin olgunluğu tam da burada başlar: Karşımızdakinin geçmişini değiştirmeye çalışmadan, geçmişinin nerede canını acıttığını öğrenebilmek…Bize miras kalan ezberleri birbirimize dayatmak yerine, onları birlikte sorgulayabilmek…Geçmişin yazdığı görünmez anlaşmaları yürürlükten kaldırıp, iki özgür iradenin katıldığı yeni bir bağ kurabilmek.

Şeffaf.
Açık.
Ve şefkatli…Çünkü sağlıklı bir ilişki, iki insanın geçmişlerini inkâr etmesi değildir.Geçmişleri konuşabilir. Ama geleceği birlikte seçebilirler.Ve belki sevginin en olgun hâli de budur: Bize öğretilen şekilde birbirimizi sevmek değil,
birbirimizi gerçekten nasıl seveceğimizi birlikte öğrenebilmek.

Bize miras kalan her şeyi taşımak zorunda değiliz.Çünkü bazı yükler, biz onları fark ettiğimiz anda miras olmaktan çıkar.Ve belki insanın gerçek olgunluğu da şudur:

Geçmişinden kaçmak değil,
geçmişinin elinden geleceğini geri alabilmek.

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.