Psk. Bilim Uzmanı Mercan Ciğerli Yazdı: Kadim Bir Makamdan Modern Bir Krize: Babalık
Psk. Bilim Uzmanı Mercan Ciğerli Yazdı: Kadim Bir Makamdan Modern Bir Krize: Babalık
Kadim Bir Makamdan Modern Bir Krize: Babalık
Tarih boyunca babalık, yalnızca biyolojik bir bağ değil; bir neslin hafızasını, ahlakını ve kimliğini taşıyan kutsal bir sorumluluk olarak görülmüştür. Kadim toplumlarda baba, evin direği, ailenin rehberi ve çocuğun hayata açılan ilk penceresiydi. İslam ise bu makama merhameti, adaleti ve emanet bilincini ekleyerek babalığı daha da derinleştirmiştir.
Ancak modern çağ, babalığın anlamını yeniden sorgulatan bir döneme dönüşmüştür.
Bugün birçok çocuk babasının yokluğunu fiziksel olarak değil, duygusal olarak yaşamaktadır. Aynı evin içinde bulunulsa bile ekranlar, yoğun çalışma hayatı ve dijital dünyanın dikkat dağıtıcı yapısı baba ile çocuk arasındaki bağı zayıflatabilmektedir.
Sosyal medya ise yeni bir otorite üretmektedir. Eskiden çocuklar hayatı büyüklerinden öğrenirken, bugün algoritmaların yönlendirdiği içeriklerden öğrenmeye başlamaktadır. Rol modeller artık aile büyükleri değil; çoğu zaman tanımadıkları fenomenler, içerik üreticileri ve sanal karakterlerdir.
Mesela bir zamanlar çocuklar dedesinden, babasından bir meslek öğrenir, bir olay karşısında nasıl davranacağını aile büyüklerinden gözlemlerdi. Bugün ise birçok genç, hayatı 30 saniyelik videolardan öğrenmeye çalışıyor.
Bir başka örnek; geçmişte bir çocuk başarısız olduğunda babası ona sabretmeyi, yeniden denemeyi öğretirdi. Şimdi ise sosyal medya ona sürekli başarıyı, zenginliği ve kusursuz hayatları gösteriyor. Sonuç olarak çocuk, emeği değil sonucu görüyor; süreci değil vitrini izliyor.
Eskiden aile sofraları günün muhasebesinin yapıldığı yerlerdi. Baba çocuğuna yaşadıklarını anlatır, çocuk da sorularını sorardı. Bugün aynı sofrada herkes farklı bir ekrana bakabiliyor. Fiziksel yakınlık devam ederken duygusal mesafe büyüyebiliyor.
Kadim eğitim anlayışında çocuk belli bir yaşa geldiğinde artık sadece emir alan değil, fikri sorulan bir birey olarak görülürdü. Bunun en güzel örneklerinden biri Hz. İbrahim'in oğlu Hz. İsmail ile olan ilişkisidir. Kur'an'da kurban hadisesi anlatılırken Hz. İbrahim, oğluna doğrudan emir vermek yerine: "Ey oğlum, bu konuda sen ne düşünüyorsun?" anlamına gelen bir istişare dili kullanır. Bu olay bize gösterir ki çocuk ergenlik çağına yaklaşırken sadece yönetilmez; aynı zamanda dinlenir, fikrine değer verilir ve sorumluluğa hazırlanır.
Bugün ise birçok baba çocukları küçükken onlarla yeterince vakit geçirmiyor; ergenlik dönemine geldiklerinde de neden sözlerini dinlemediklerinden şikâyet ediyor. Oysa istişare bir anda başlamaz. Çocuklukta kurulan güven bağı, ergenlikte yapılan istişarenin zeminidir.
Geçmişte çocuklar yaklaşık 12-15 yaşlarından itibaren aile işlerinde, önemli kararlarda ve toplumsal sorumluluklarda söz sahibi olmaya başlarlardı. Çünkü sorumluluk verilmeden olgunluk gelişmez. Günümüzde ise birçok genç ya tamamen serbest bırakılıyor ya da sürekli kontrol altında tutuluyor. Her iki durumda da kişilik gelişimi zarar görebiliyor.
Sosyolojik açıdan bakıldığında güçlü babalar sadece güçlü çocuklar yetiştirmez; güçlü toplumların da temelini oluşturur. Çünkü çocuk ilk kez sorumluluğu, sınırı, adaleti, fedakârlığı ve istişare kültürünü aile içinde öğrenir.
Bugün çocuklarımızın bilgiye erişim sorunu yok; anlam sorunu var. İnternette milyonlarca cevap bulabilirler ama hangi cevabın doğru, hangi yolun değerli olduğunu gösterecek bir rehbere ihtiyaçları vardır.
Baba; sadece harçlık veren, ihtiyaç karşılayan veya kurallar koyan kişi değildir. Baba, çocuğunun aklına danışan, onu hayata hazırlayan ve bir gün kendi ayakları üzerinde durabilecek bir karakter inşa eden kişidir.
Kadim dünyada baba ocağın direğiydi. Modern dünyada ise baba, dijital fırtınalar arasında çocuğun yönünü kaybetmemesini sağlayan pusuladır. Çünkü çocuklar nasihatten çok örneği, emirden çok ilişkiyi, baskıdan çok istişareyi hatırlarlar.

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.



