Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam

Uzm. Aile Danışmanı Belkıs Akay Yazdı: Bir Oda Dolusu Vebal Stokçuluk mu, Vicdan Tutulması mı?

Gündem 12.06.2026 - 08:08, Güncelleme: 12.06.2026 - 08:08
 

Uzm. Aile Danışmanı Belkıs Akay Yazdı: Bir Oda Dolusu Vebal Stokçuluk mu, Vicdan Tutulması mı?

Bir Oda Dolusu Vebal Stokçuluk mu, Vicdan Tutulması mı?
Bugün sosyal medya artık sadece bir "eğlence veya iletişim" alanı değil; toplumsal normların, ahlaki değerlerin ve kitlesel psikolojinin yeniden inşa edildiği ya da maalesef aşındırıldığı ana merkez haline geldi. Son zamanlarda sosyal medya mecralarında karşımıza sıkça çıkan, binlerce insan tarafından izlenen ve ne yazık ki "beceriklilik" gibi pazarlanan bir furya var. Stok hesapları! Evlerinin kilerlerini ya da bir odasını ağzına kadar paketli gıdalarla, temizlik malzemeleriyle dolduran; indirim adı altında market raflarını adeta yağmalayıp bunu bir başarı öyküsü gibi sergileyen profillerden bahsediyorum. Bir sosyolog ve toplumun en küçük yapı taşı olan aileyi korumaya çalışan bir uzman olarak, bu manzaraları büyük bir kaygı ve derin bir teessürle izliyorum. Çünkü karşımızda duran şey masum bir "ev ekonomisi" veya "tedbir" değil; toplumsal ahlakımızın, yardımlaşma kültürümüzün ve ruh sağlığımızın nasıl bir erozyona uğradığının somut bir vesikasıdır. Bu nedenle, toplumu manipüle eden, bencil tüketimi körükleyen, halkı kutuplaştıran veya ruh sağlığını bozan paylaşımlara karşı yetkililerin yasal ve denetleyici adımlar atması artık bir lüks değil, toplumun bekası için bir zorunluluktur. Bir oda dolusu abur cuburun ve paketli gıdanın ardındaki o görünmeyen sosyolojik ve vicdani maliyete yakından bakalım.Öncelikle, her hafta koli koli eve taşınan ve bir başarı gibi sergilenen bu ürünlerin ezici çoğunluğu, tıp dünyasının ve uzmanların bas bas bağırarak "Çocuklarınızdan uzak tutun!" dediği, obeziteden kansere kadar pek çok hastalığı tetikleyen paketli gıdalar. Sağlıksız bir yaşam tarzını, sırf "ucuz yakalandı" diye bir kitle imha silahı gibi evlere depolamak ve bunu yüz binlerce insana özendirmek hangi aklın, hangi mantığın ürünü olabilir? Ekonomik olarak hassas bir dönemden geçiyoruz. Birçok anne babanın evladına temel ihtiyaçları karşılarken ince ince hesap yaptığı, sütün, ekmeğin, her kuruşun hesabının tutulduğu bir dönemdeyiz. Böyle bir iklimde, bir oda dolusu malzemeyi yığıp üstüne "Bakın ben nasıl ucuza kapattım" diye sergilemek, toplumda derin bir adaletsizlik ve yoksunluk duygusu yaratır. Sosyolojide "göreceli yoksunluk" dediğimiz bu durum; insanları yetersizlik hissine, hasete ve sınıfsal bir öfkeye sürükler. Biz komşusu açken tok yatmayı zül sayan, askıda ekmek kültürünü yeşerten, "azıcık aşım kaygısız başım" diyen bir medeniyetin evlatlarıyız. Ne ara bir odalık abur cuburla zenginleştiğini sanan bencil insanlara dönüştük? Sosyal medyadaki bu kontrolsüz "istifçilik ve tüketim fetişizmi", sadece bireysel bir tercih değil; toplumsal barışımıza, halk sağlığımıza ve kolektif bilincimize yönelik açık bir dezenformasyondur. İnsanları yapay bir kıtlık psikolojisine sokarak raflara saldırtan bu hesaplar, topluma iyilik değil, kötülük aşılamaktadır. Bu tür hesaplar veya zararlı içerikler "Ben sadece kendi hayatımı paylaşıyorum, bu benim özgürlüğüm" kalkanının arkasına saklanıyor. Özgürlük, kamusal alana ve toplum sağlığına zarar verdiği noktada sınırlandırılır. Sırf etkileşim ve para kazanmak uğruna yapay kıtlık psikolojisi yaratmak, yetişkin ve çocukları zararlı gıdalara/alışkanlıklara özendirmek veya gizli reklamlarla kitleleri manipüle etmek ifade özgürlüğü değil, toplumsal dezenformasyondur ve yasal yaptırımı olmalıdır. Devletlerin ve ilgili bakanlıkların (örneğin Ticaret Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu - BTK), sosyal medya platformlarıyla küresel düzeyde iş birliği yaparak bu tür "zararlı trendleri" öne çıkaran algoritmaları kısıtlaması gerekir. Kumarı, aşırı istifçiliği, lüks ve görgüsüzlük temalı tüketim pornografisini körükleyen içeriklerin "Keşfet" sekmesine düşmesi engellenmeli veya kısıtlanmalıdır. Nasıl ki televizyonlarda tütün ürünleri, alkol veya çocuklara yönelik zararlı içerikler RTÜK tarafından denetleniyor ve cezalandırılıyorsa, sosyal medya için de benzer bir "Dijital Kamu Sağlığı ve Ahlakı Kurulu" aktif olarak çalışmalıdır. Bir oda dolusu sağlıksız ürünü istifleyip bunu "başarı" gibi sunan, toplumsal adaletsizlik duygusunu tetikleyen hesaplara "kamu sağlığını ve huzurunu tehlikeye atmaktan" idari para cezaları veya hesap kapatma gibi yaptırımlar uygulanabilmelidir. Elbette devletin ve yetkililerin denetim mekanizmalarını işletmesi şart ancak burada toplumsal bir sivil itaatsizlik ve bilinç de gerekiyor.Bu tarz profillerin en büyük yakıtı etkileşimdir. Onları eleştirmek için bile olsa videolarını izlemek, yorum yapmak algoritmada onları yukarı taşır. Toplum olarak bu hesapları takipten çıkmak ve izlememek, onlara verilecek en büyük cezadır. Unutmayalım; hayati hiçbir değeri olmayan o paketli gıdalar olmasa da yaşayabiliriz. Eksikliğini hiç hissetmeyiz. Ancak kaybolan adalet duygusunun, çiğnenen kul hakkının ve omuzlarımıza binen o ağır vebalin eksikliğini hiçbir şeyle dolduramayız.  
Bir Oda Dolusu Vebal Stokçuluk mu, Vicdan Tutulması mı?

Bugün sosyal medya artık sadece bir "eğlence veya iletişim" alanı değil; toplumsal normların, ahlaki değerlerin ve kitlesel psikolojinin yeniden inşa edildiği ya da maalesef aşındırıldığı ana merkez haline geldi.

Son zamanlarda sosyal medya mecralarında karşımıza sıkça çıkan, binlerce insan tarafından izlenen ve ne yazık ki "beceriklilik" gibi pazarlanan bir furya var. Stok hesapları! Evlerinin kilerlerini ya da bir odasını ağzına kadar paketli gıdalarla, temizlik malzemeleriyle dolduran; indirim adı altında market raflarını adeta yağmalayıp bunu bir başarı öyküsü gibi sergileyen profillerden bahsediyorum.

Bir sosyolog ve toplumun en küçük yapı taşı olan aileyi korumaya çalışan bir uzman olarak, bu manzaraları büyük bir kaygı ve derin bir teessürle izliyorum. Çünkü karşımızda duran şey masum bir "ev ekonomisi" veya "tedbir" değil; toplumsal ahlakımızın, yardımlaşma kültürümüzün ve ruh sağlığımızın nasıl bir erozyona uğradığının somut bir vesikasıdır. Bu nedenle, toplumu manipüle eden, bencil tüketimi körükleyen, halkı kutuplaştıran veya ruh sağlığını bozan paylaşımlara karşı yetkililerin yasal ve denetleyici adımlar atması artık bir lüks değil, toplumun bekası için bir zorunluluktur.

Bir oda dolusu abur cuburun ve paketli gıdanın ardındaki o görünmeyen sosyolojik ve vicdani maliyete yakından bakalım.Öncelikle, her hafta koli koli eve taşınan ve bir başarı gibi sergilenen bu ürünlerin ezici çoğunluğu, tıp dünyasının ve uzmanların bas bas bağırarak "Çocuklarınızdan uzak tutun!" dediği, obeziteden kansere kadar pek çok hastalığı tetikleyen paketli gıdalar. Sağlıksız bir yaşam tarzını, sırf "ucuz yakalandı" diye bir kitle imha silahı gibi evlere depolamak ve bunu yüz binlerce insana özendirmek hangi aklın, hangi mantığın ürünü olabilir?

Ekonomik olarak hassas bir dönemden geçiyoruz. Birçok anne babanın evladına temel ihtiyaçları karşılarken ince ince hesap yaptığı, sütün, ekmeğin, her kuruşun hesabının tutulduğu bir dönemdeyiz. Böyle bir iklimde, bir oda dolusu malzemeyi yığıp üstüne "Bakın ben nasıl ucuza kapattım" diye sergilemek, toplumda derin bir adaletsizlik ve yoksunluk duygusu yaratır. Sosyolojide "göreceli yoksunluk" dediğimiz bu durum; insanları yetersizlik hissine, hasete ve sınıfsal bir öfkeye sürükler. Biz komşusu açken tok yatmayı zül sayan, askıda ekmek kültürünü yeşerten, "azıcık aşım kaygısız başım" diyen bir medeniyetin evlatlarıyız. Ne ara bir odalık abur cuburla zenginleştiğini sanan bencil insanlara dönüştük?

Sosyal medyadaki bu kontrolsüz "istifçilik ve tüketim fetişizmi", sadece bireysel bir tercih değil; toplumsal barışımıza, halk sağlığımıza ve kolektif bilincimize yönelik açık bir dezenformasyondur. İnsanları yapay bir kıtlık psikolojisine sokarak raflara saldırtan bu hesaplar, topluma iyilik değil, kötülük aşılamaktadır.

Bu tür hesaplar veya zararlı içerikler "Ben sadece kendi hayatımı paylaşıyorum, bu benim özgürlüğüm" kalkanının arkasına saklanıyor. Özgürlük, kamusal alana ve toplum sağlığına zarar verdiği noktada sınırlandırılır. Sırf etkileşim ve para kazanmak uğruna yapay kıtlık psikolojisi yaratmak, yetişkin ve çocukları zararlı gıdalara/alışkanlıklara özendirmek veya gizli reklamlarla kitleleri manipüle etmek ifade özgürlüğü değil, toplumsal dezenformasyondur ve yasal yaptırımı olmalıdır.

Devletlerin ve ilgili bakanlıkların (örneğin Ticaret Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu - BTK), sosyal medya platformlarıyla küresel düzeyde iş birliği yaparak bu tür "zararlı trendleri" öne çıkaran algoritmaları kısıtlaması gerekir. Kumarı, aşırı istifçiliği, lüks ve görgüsüzlük temalı tüketim pornografisini körükleyen içeriklerin "Keşfet" sekmesine düşmesi engellenmeli veya kısıtlanmalıdır.

Nasıl ki televizyonlarda tütün ürünleri, alkol veya çocuklara yönelik zararlı içerikler RTÜK tarafından denetleniyor ve cezalandırılıyorsa, sosyal medya için de benzer bir "Dijital Kamu Sağlığı ve Ahlakı Kurulu" aktif olarak çalışmalıdır. Bir oda dolusu sağlıksız ürünü istifleyip bunu "başarı" gibi sunan, toplumsal adaletsizlik duygusunu tetikleyen hesaplara "kamu sağlığını ve huzurunu tehlikeye atmaktan" idari para cezaları veya hesap kapatma gibi yaptırımlar uygulanabilmelidir.

Elbette devletin ve yetkililerin denetim mekanizmalarını işletmesi şart ancak burada toplumsal bir sivil itaatsizlik ve bilinç de gerekiyor.Bu tarz profillerin en büyük yakıtı etkileşimdir. Onları eleştirmek için bile olsa videolarını izlemek, yorum yapmak algoritmada onları yukarı taşır. Toplum olarak bu hesapları takipten çıkmak ve izlememek, onlara verilecek en büyük cezadır.

Unutmayalım; hayati hiçbir değeri olmayan o paketli gıdalar olmasa da yaşayabiliriz. Eksikliğini hiç hissetmeyiz. Ancak kaybolan adalet duygusunun, çiğnenen kul hakkının ve omuzlarımıza binen o ağır vebalin eksikliğini hiçbir şeyle dolduramayız.

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.