Uzm. Aile Danışmanı Belkıs Akay yazdı: “Özüne Dönen Toplum, Dünyaya Yön Verir "

Gündem 28.11.2025 - 21:15, Güncelleme: 28.11.2025 - 21:15
 

Uzm. Aile Danışmanı Belkıs Akay yazdı: “Özüne Dönen Toplum, Dünyaya Yön Verir "

En son yazdığım “Kendi kapımızın önünü süpürmeyi unuttuk” yazımda, toplum olarak “sorumluluktan kaçış” ve “duyarsızlık” konusuna değindik. Bugün anlatmak istediğim, bu sorunları nasıl çözebiliriz? Bu yaralar nasıl sarılır? Toplumsal iletişim nasıl düzelir? Ahlak ve saygı kültürü nasıl yeniden canlanır? Çünkü eleştirmek kolaydır. Asıl zor olan, çözümün bir parçası olmaktır. İlk adım, her zaman olduğu gibi yine en temel yerden başlar.
İlk Adım; “Aileyi Yeniden Ayağa Kaldırmak” Türk toplumunu güçlü yapan en önemli şey aileydi. Bizim kültürümüzde ev sadece bir çatının altında yaşamak değildir. Ev bir mektep, Aile ise bir değerler ocağıdır. Güçlenen aile Türk toplumunu yeniden ayağa kaldırır. Anne şefkatin, baba duruşun, büyükler ise hikmetin öğretmenidir. Son yıllarda bu değer zinciri zayıfladı; herkes ekranlara gömüldü, sofralar dağıldı, konuşmalar azaldı. Aile içi iletişim kopunca toplumun bağ dokusu da gevşiyor ve mikro ilişkilerde çöküş yaşanıyor. Bu durum; çocukta köksüzlük, yetişkinde yabancılaşma olarak kendini gösteriyor. Çözüm aslında çok bilindik ve kolay; Akşam sofraları yeniden buluşmanın bahanesi olmalı. Sofra, sadece yemek yenilen bir yer değil; aile bağlarının örüldüğü yerdir. Çocuk; kültürünü , köklerini dedesinin ninesinin anlattığı eski hikâyelerini dinlemeli, dede ve ninenin anlattığı eski hikâyeler aslında bir toplumun hafızasıdır. Bir çocuk kökünü bilirse, kendini daha güçlü hisseder. Anne babanın verdiği sevgi tek başına yetmez; sevgiyle birlikte terbiye ve ölçü de gerekir. Bugün birçok evde sevgi var ama sınır yok. Sosyolojik olarak sınır olmayan evde saygı kültürü çöker. Anne-baba; çocuklarına güzel ahlakı, ölçüyü, edebi, sorumluluğu yeniden öğretmeli. Çünkü çocuk terbiyeyi evde öğrenmezse, dışarıda bocalar. Bu ülkenin geleceği devlet politikalarıyla değil, her evin içindeki iletişimle, sevgiyle, terbiyeyle, kökle ve saygıyla başlar. Aile ayağa kalkarsa, Türk toplumu da yeniden ayağa kalkar. İkinci Adım; Türk kültürünün en etkili gücü ‘Komşuluktu’ Komşu, sadece kapı komşusu değil; güven, dayanışma ve paylaşmanın adıdır. “Komşun açken tok yatma” sözü Anadolu’nun vicdanıdır. Eskiden çocuk sadece anne babaya değil, bütün mahalleye emanetti. Sokakta oynayan bir çocuğun başını okşayan bir komşu bile onun terbiyesine katkı sayılırdı. Bugün kapılarımız ve gönüllerimiz komşularımıza kapalı ve yabancılaşmış vaziyetteyiz. Kimse kimseyi tanımıyor ve tanımak için gayret göstermiyor. Görünce selam dahi vermiyor. Herkes kendi kabuğuna çekilmiş ve toplumsal bağlarımız gitgide daha da zayıflıyor. Sosyolojik olarak buna ‘toplumsal çözülme’ diyoruz. Bunu durdurmanın ve değiştirmenin çok basit yolları var; Komşuya bir tabak yemek götürmek samimiyeti arttır. Karşılaştığımızda selamı esirgememek güçlü bağ kurmamazı sağlar ve en önemlisi ihtiyacı olduğunu farkettiğimiz komşumuza “Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sormayı yeniden alışkanlık haline getirmek ve yaralarını sarmaya gönüllü olmak gerekiyor. Bu küçük gibi görünen davranışlar, Anadolu’nun yüzyıllardır taşıdığı dayanışma kültürünün modern hayata uyarlanmış hâlidir. Komşuluk yeniden canlanırsa, toplumsal güven duygusu da güçlenir. Güven arttığında toplum iyileşir. Kısacası, komşuluk sadece bir gelenek değil; toplumu en hızlı onaran, en hızlı birleştiren şifa yollarından biridir. Bir selam bile bazen bir memleketi, mahalleyi, sokağı, apartmanı, aileyi, bireyi iyileştirir. Üçüncü Adım; Ahilik Kültürünü Geri Getirmek: İş Ahlakını yeniden oluşturmak Bizim atalarımızın kurduğu Ahilik düzeni, sadece bir meslek örgütü değildi; ahlak, vicdan ve dürüstlük okuluydu. Ahilik; ‘işine hile karıştırma’, ‘emeğinle kazan’, ‘müşterine dürüst ol’, ‘meslektaşını kıskanma’, ‘zayıfı koru’, ‘hak yeme’ diye öğüt verirdi. Yani iş yapmayı değil adam olmayı öğretirdi. Bu topraklar, bu sistemle yüzyıllarca dünyaya örnek oldu. Ne garip ki bugün en çok yara aldığımız alanlardan biri iş ahlakı ama bu gidişi tersine çevirmek imkânsız değil; toplum bilincinde ‘ahlaki restorasyon’ yapmak mümkün. Neler yapılabilir? Esnaf odalarında yeniden Ahilik kültürü eğitimi verilmesi, İş yerlerinde dürüstlük, güven ve etik farkındalık eğitimlerinin zorunlu hale gelmesi, Hilesiz çalışan, doğru hizmet veren esnafın toplumda görünür şekilde desteklenmesi, Hile yapanın, üçkâğıda başvuranın sosyal ortamda karşılık bulamaması; yani sembolik olarak ‘toplumsal yaptırım’ uygulanması, Gençlere mesleki eğitimde ‘etik değerler’ dersinin verilmesi.   Bunların hepsi, sosyolojide ‘Ahlaki Sermaye’ dediğimiz yapıyı güçlendirir. Ahlaki sermaye yükseldiğinde toplum güvenilir olur, güven artınca ekonomi, esnaf, ticaret, hatta insan ilişkileri bile iyileşir. Ahilik ruhu yeniden canlanırsa, Türk toplumu iş ahlakında tekrar dünyanın en güvenilir toplumlarından biri olur. Çünkü bu toprakların özü, helal lokmadan beslenen bir kültürdür. Peki, bu ahlaki sermayeyi nasıl korur ve geleceğe, yani çocuklarımıza nasıl aktarırız? Toplumsal dönüşümün son ve en önemli adımı olan "Vatan İçin İyi İnsan Olmayı Öğretmek" konusunu ve yazımızın devamını bir sonraki yazıda bu köşede okuyabilirsiniz.
En son yazdığım “Kendi kapımızın önünü süpürmeyi unuttuk” yazımda, toplum olarak “sorumluluktan kaçış” ve “duyarsızlık” konusuna değindik. Bugün anlatmak istediğim, bu sorunları nasıl çözebiliriz? Bu yaralar nasıl sarılır? Toplumsal iletişim nasıl düzelir? Ahlak ve saygı kültürü nasıl yeniden canlanır? Çünkü eleştirmek kolaydır. Asıl zor olan, çözümün bir parçası olmaktır. İlk adım, her zaman olduğu gibi yine en temel yerden başlar.

İlk Adım;Aileyi Yeniden Ayağa Kaldırmak
Türk toplumunu güçlü yapan en önemli şey aileydi. Bizim kültürümüzde ev sadece bir çatının altında yaşamak değildir. Ev bir mektep, Aile ise bir değerler ocağıdır. Güçlenen aile Türk toplumunu yeniden ayağa kaldırır. Anne şefkatin, baba duruşun, büyükler ise hikmetin öğretmenidir. Son yıllarda bu değer zinciri zayıfladı; herkes ekranlara gömüldü, sofralar dağıldı, konuşmalar azaldı.
Aile içi iletişim kopunca toplumun bağ dokusu da gevşiyor ve mikro ilişkilerde çöküş yaşanıyor. Bu durum; çocukta köksüzlük, yetişkinde yabancılaşma olarak kendini gösteriyor.

Çözüm aslında çok bilindik ve kolay;

  • Akşam sofraları yeniden buluşmanın bahanesi olmalı. Sofra, sadece yemek yenilen bir yer değil; aile bağlarının örüldüğü yerdir.
  • Çocuk; kültürünü , köklerini dedesinin ninesinin anlattığı eski hikâyelerini dinlemeli, dede ve ninenin anlattığı eski hikâyeler aslında bir toplumun hafızasıdır. Bir çocuk kökünü bilirse, kendini daha güçlü hisseder.
  • Anne babanın verdiği sevgi tek başına yetmez; sevgiyle birlikte terbiye ve ölçü de gerekir. Bugün birçok evde sevgi var ama sınır yok. Sosyolojik olarak sınır olmayan evde saygı kültürü çöker. Anne-baba; çocuklarına güzel ahlakı, ölçüyü, edebi, sorumluluğu yeniden öğretmeli. Çünkü çocuk terbiyeyi evde öğrenmezse, dışarıda bocalar.

Bu ülkenin geleceği devlet politikalarıyla değil, her evin içindeki iletişimle, sevgiyle, terbiyeyle, kökle ve saygıyla başlar. Aile ayağa kalkarsa, Türk toplumu da yeniden ayağa kalkar.

İkinci Adım; Türk kültürünün en etkili gücü ‘Komşuluktu’
Komşu, sadece kapı komşusu değil; güven, dayanışma ve paylaşmanın adıdır. “Komşun açken tok yatma” sözü Anadolu’nun vicdanıdır.
Eskiden çocuk sadece anne babaya değil, bütün mahalleye emanetti. Sokakta oynayan bir çocuğun başını okşayan bir komşu bile onun terbiyesine katkı sayılırdı. Bugün kapılarımız ve gönüllerimiz komşularımıza kapalı ve yabancılaşmış vaziyetteyiz. Kimse kimseyi tanımıyor ve tanımak için gayret göstermiyor. Görünce selam dahi vermiyor. Herkes kendi kabuğuna çekilmiş ve toplumsal bağlarımız gitgide daha da zayıflıyor. Sosyolojik olarak buna ‘toplumsal çözülme’ diyoruz.

Bunu durdurmanın ve değiştirmenin çok basit yolları var;

Komşuya bir tabak yemek götürmek samimiyeti arttır.

Karşılaştığımızda selamı esirgememek güçlü bağ kurmamazı sağlar ve en önemlisi ihtiyacı olduğunu farkettiğimiz komşumuza “Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sormayı yeniden alışkanlık haline getirmek ve yaralarını sarmaya gönüllü olmak gerekiyor.

Bu küçük gibi görünen davranışlar, Anadolu’nun yüzyıllardır taşıdığı dayanışma kültürünün modern hayata uyarlanmış hâlidir.

Komşuluk yeniden canlanırsa, toplumsal güven duygusu da güçlenir. Güven arttığında toplum iyileşir. Kısacası, komşuluk sadece bir gelenek değil; toplumu en hızlı onaran, en hızlı birleştiren şifa yollarından biridir.

Bir selam bile bazen bir memleketi, mahalleyi, sokağı, apartmanı, aileyi, bireyi iyileştirir.

Üçüncü Adım; Ahilik Kültürünü Geri Getirmek: İş Ahlakını yeniden oluşturmak

Bizim atalarımızın kurduğu Ahilik düzeni, sadece bir meslek örgütü değildi; ahlak, vicdan ve dürüstlük okuluydu. Ahilik; ‘işine hile karıştırma’, ‘emeğinle kazan’, ‘müşterine dürüst ol’, ‘meslektaşını kıskanma’, ‘zayıfı koru’, ‘hak yeme’ diye öğüt verirdi. Yani iş yapmayı değil adam olmayı öğretirdi. Bu topraklar, bu sistemle yüzyıllarca dünyaya örnek oldu. Ne garip ki bugün en çok yara aldığımız alanlardan biri iş ahlakı ama bu gidişi tersine çevirmek imkânsız değil; toplum bilincinde ‘ahlaki restorasyon’ yapmak mümkün.

Neler yapılabilir?

  • Esnaf odalarında yeniden Ahilik kültürü eğitimi verilmesi,
  • İş yerlerinde dürüstlük, güven ve etik farkındalık eğitimlerinin zorunlu hale gelmesi,
  • Hilesiz çalışan, doğru hizmet veren esnafın toplumda görünür şekilde desteklenmesi,
  • Hile yapanın, üçkâğıda başvuranın sosyal ortamda karşılık bulamaması; yani sembolik olarak ‘toplumsal yaptırım’ uygulanması,
  • Gençlere mesleki eğitimde ‘etik değerler’ dersinin verilmesi.
     

Bunların hepsi, sosyolojide ‘Ahlaki Sermaye’ dediğimiz yapıyı güçlendirir.
Ahlaki sermaye yükseldiğinde toplum güvenilir olur, güven artınca ekonomi, esnaf, ticaret, hatta insan ilişkileri bile iyileşir.

Ahilik ruhu yeniden canlanırsa, Türk toplumu iş ahlakında tekrar dünyanın en güvenilir toplumlarından biri olur. Çünkü bu toprakların özü, helal lokmadan beslenen bir kültürdür.

Peki, bu ahlaki sermayeyi nasıl korur ve geleceğe, yani çocuklarımıza nasıl aktarırız? Toplumsal dönüşümün son ve en önemli adımı olan "Vatan İçin İyi İnsan Olmayı Öğretmek" konusunu ve yazımızın devamını bir sonraki yazıda bu köşede okuyabilirsiniz.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.