UZM.DR.TAHSİN ÖZENMİŞ YAZDI: RAHMET
UZM.DR.TAHSİN ÖZENMİŞ YAZDI: RAHMET
İnsan, çoğu zaman kendi sınırlılığıyla yüzleştiğinde derin bir boşluk hisseder. Gücünün yetmediği, aklının kavramakta ve kalbinin dayanmakta zorlandığı anlar, aslında insanın en hakiki yönünü ortaya çıkarır. Acziyet ve fakr, ilk bakışta zayıflık gibi görünse de hakikatte insanı hakikate yaklaştıran en güçlü kapılardır. Çünkü insan, kendi eksikliğini fark ettiğinde, sonsuz bir kudrete yönelme ihtiyacı hisseder.
Modern hayatın karmaşası içinde çoğu zaman bu yönelişi unutuyoruz. Kendi gücümüze, imkanlarımıza ve planlarımıza fazlaca güveniyoruz. Oysa insanın hakiki huzuru, kendi sınırlılığını kabul edip sınırsız olanla bağ kurabilmesinde saklıdır. İşte bu bağın adı RAHMETtir. Rahmet, sadece bir merhamet hissi değil; aynı zamanda insanı Yaratan’ına ulaştıran en güçlü vesiledir.
Rahmet, kul ile Yaratıcı arasındaki en zarif köprüdür. O köprüden geçtiğinizde, o büyük azametin karşısında sadece aciz bir varlık değil, sevilmeye değer bir "muhatap" olduğunuzu anlarsınız. Tıpkı güneşin milyonlarca kilometre uzakta olmasına rağmen, elinizdeki küçük bir aynanın içine sığması gibi; o sonsuz rahmet de bizi o Mukaddes Güneş’e dost yapar.
Bu eşsiz hakikati, sarsılmaz bir mantık ve kalbi ferahlatan bir belagatle anlatan o muazzam ifadeleri gelin beraber okuyalım:
"Ey hadsiz acz ve nihayetsiz fakr içinde yuvarlanan bîçare insan! Rahmet, ne kadar kıymettar bir vesile ve ne kadar makbul bir şefaatçi olduğunu bununla anla ki o rahmet, öyle bir Sultan-ı Zülcelal'e vesiledir ki yıldızlarla zerrat beraber olarak kemal-i intizam ve itaatle -beraber- ordusunda hizmet ediyorlar. Ve O Zat-ı Zülcelal'in ve o Sultan-ı ezel ve ebed'in istiğna-i zatîsi var ve istiğna-i mutlak içindedir. Hiçbir cihetle kâinata ve mevcudata ihtiyacı olmayan bir Ganiyy-i Ale'l-ıtlak'tır. Ve bütün kâinat taht-ı emir ve idaresinde ve heybet ve azameti altında nihayet itaatte, celaline karşı tezellüldedir.
İşte rahmet seni ey insan! O Müstağni-i Ale'l-ıtlak'ın ve Sultan-ı Sermedî'nin huzuruna çıkarır ve ona dost yapar ve ona muhatap eder ve sevgili bir abd vaziyetini verir. Fakat nasıl sen güneşe yetişemiyorsun, çok uzaksın, hiçbir cihetle yanaşamıyorsun. Fakat güneşin ziyası, güneşin aksini, cilvesini senin âyinen vasıtasıyla senin eline verir. Öyle de o Zat-ı Akdes'e ve o Şems-i ezel ve ebed'e biz çendan nihayetsiz uzağız, yanaşamayız. Fakat onun ziya-i rahmeti, onu bize yakın ediyor.
İşte ey insan! Bu rahmeti bulan, ebedî tükenmez bir hazine-i nur buluyor. O hazineyi bulmasının çaresi: Rahmetin en parlak bir misali ve mümessili ve o rahmetin en beliğ bir lisanı ve dellâlı olan ve Rahmeten li'l-âlemîn unvanıyla Kur'an'da tesmiye edilen Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın sünnetidir ve tebaiyetidir. Ve bu Rahmeten li'l-âlemîn olan rahmet-i mücessemeye vesile ise salavattır. Evet, salavatın manası, rahmettir. Ve o zîhayat mücessem rahmete, rahmet duası olan salavat ise o Rahmeten li'l-âlemîn'in vusulüne vesiledir. Öyle ise sen salavatı kendine, o Rahmeten li'l-âlemîn'e ulaşmak için vesile yap ve o zatı da rahmet-i Rahman'a vesile ittihaz et. Umum ümmetin Rahmeten li'l-âlemîn olan Aleyhissalâtü vesselâm hakkında hadsiz bir kesretle rahmet manasıyla salavat getirmeleri, rahmet ne kadar kıymettar bir hediye-i İlahiye ve ne kadar geniş bir dairesi olduğunu parlak bir surette ispat eder."
(SÖZLER)
Bu metin, insanın aslında ne kadar büyük bir hakikatin eşiğinde olduğunu hatırlatır. Ulaşamadığımızı sandığımız bir kudretin, rahmetiyle bize bizden daha yakın olduğunu gösterir. Güneşe dokunamayız belki ama ışığıyla aydınlanırız. Aynı şekilde, ilahî rahmet de insanın hayatını kuşatarak ona anlam kazandırır.
Metinde de buyurulduğu gibi, bu tükenmez rahmet hazinesinin anahtarı elçiye bağlılıktan ve ona gönderilen o kutlu selamdan, yani salavattan geçiyor. Salavat, kâinatın en büyük rahmet tecellisine tutunma çabasıdır. Biz, o "Âlemlere Rahmet" olarak gönderilen zata yöneldiğimizde, aslında kendi ruhumuzdaki pencereleri ilahi bir aydınlığa açıyoruz.
Hayatın yükü omuzlarımızı ezdiğinde, kendimizi kimsesiz ve sahipsiz hissettiğimizde hatırlamalıyız: Bizi Güneş'e ulaştıran ışık misali, bizi sonsuz rahmete ulaştıran bir yol var. O yolun rehberi belli, anahtarı ise dilden kalbe süzülen bir duadır. Bu büyük ikramı fark eden, ebedi bir nura kavuşmuş demektir.
Bugün insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de bu farkındalıktır. Maddi imkanların arttığı ama manevi boşlukların derinleştiği bir çağda yaşıyoruz. Oysa kalbin gerçek huzuru, rahmetle kurulan bağda gizlidir. Bu bağ ise sadece bir inanç meselesi değil; aynı zamanda bir yöneliş, bir yaşayış ve bir bağlılık meselesidir.
Gelin, bu sonsuz hazinenin kapısını salavatla çalalım ve o rahmetin sıcaklığında ruhumuzu dinlendirelim. Çünkü o kapı açıldığında, artık hiçbir mesafe uzak, hiçbir dert dermansız değildir.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

