Ortadoğu ve İslam âlemi, ABD emperyalizmi ve İsrail’in “Arz-ı Mevud” hedefleri doğrultusunda bir kez daha kan gölüne çevrilirken, Türkiye’nin bu denklemdeki konumu önemli bir yer tutmaktadır.
Gazze, Lübnan ve Suriye’den sonra hedefe konulan İran karşısında iktidar yetkililerinin yaptığı bazı açıklamalar, ne yazık ki bir “denge siyaseti” değil; ciddi bir tutarsızlık, şüphe ve endişe uyandırmaktadır.
“İran Karşıtı Koalisyon” Kimin Ajandası?
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın geçtiğimiz günlerde bir televizyon kanalında sarf ettiği “Krizin uzaması hâlinde bölgede İran karşıtı daha geniş bir koalisyonun oluşması kaçınılmaz görünmektedir.” sözleri, acaba bir “itiraf” mıdır?
Sormak gerekir: Bölgeyi onlarca yıldır sömüren, Gazze ve İran savaşında baş aktör olan emperyalist ABD’ye ya da yayılmacı politikalara sahip, soykırımcı İsrail’e karşı neden bir koalisyon kurulmuyor da; hukuksuz ve barbarca saldırıya uğrayan, egemenliği ihlal edilen İran’a karşı bir koalisyonun kurulacağı iddia ediliyor? Peki Türkiye bu senaryoda nerede konumlanıyor? Bu söylemler sadece bir öngörüden ziyade diplomatik bir tercihin yansıması olmasın mı?
Riyad’daki “Utanç Bildirisi”
Çünkü hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz günlerde Riyad’da bir araya gelen ve aralarında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da bulunduğu 12 ülkenin dışişleri bakanı, Ortadoğu’yu saran savaş alevleri gölgesinde ortak bir bildiri yayımladı. Bildirinin neredeyse tamamı İran’ın füze saldırılarını en ağır dille kınamaya ve Tahran’a yönelik ültimatomlara ayrılırken; bölgeyi kan gölüne çeviren emperyalist ABD’nin askerî varlığına ve yayılmacı politikalar izleyen, soykırımcı ve işgalci İsrail’in yıkıcı bölgesel savaşına tek kelime dahi itiraz edilmemesi düşündürücüdür. Bu bildiri tarihe “bir utanç vesikası ve kara bir sayfa” olarak geçmiştir.
Bu bildiri ile ABD ve İsrail’in hukuksuz saldırıları görmezden gelinirken, İran’ın savunma hamlelerinin eleştirilmesi, iktidarın kimin yanında konumlanmaya çalıştığını acı bir şekilde göstermektedir.
Mezhepçilik Fitnesi mi, Stratejik Tercih mi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, iftar programlarında ve Mart 2026’daki son grup toplantısında şu ifadeleri sıklıkla dile getirdi:
“Bizim Şiilik, Sünnilik diye bir dinimiz yok; bizim tek dinimiz İslam’dır. Coğrafyamızı Kerbela’ya çevirmek isteyen mezhepçilik fitnesine asla prim vermeyeceğiz.”
Bu sözler doğru, takdire şayan ve kulağa hoş gelse de sahadaki pratiğin bu anlamda ilerlemediğini görülüyor. Bir yanda “mezhepçilik fitnesine karşı birlik” çağrısı yapılırken; diğer yanda bölgede oluşacak “İran karşıtı koalisyonu” kaçınılmaz gören ve Riyad bildirisini imzalayan bir Dışişleri Bakanı…
Bir yanda “mezhepçilik fitnesine karşı birlik” çağrısı yapılırken, diğer yanda iktidar yanlısı bazı hoca, tarikat şeyhi, yazar ve gazetecilerin Şii-Sünni kışkırtması yapması ve bunların hâlen cami kürsülerinde veya televizyon ekranlarında yer bulması…
Bir yanda “Hz. Ali de bizim, Hz. Ömer de bizim” denilirken, diğer yanda sahada ABD ve Körfez ülkelerinin İran’ı çevreleme stratejisine eklemlene girişimleri…
Trump Sessizliği ve Vaat Edilmiş Topraklar Paradoksu
Herkesin dikkatini çeken bir diğer konu da iktidarın, Gazze, İran ve Lübnan saldırılarında Netanyahu’yu çok sert eleştirmesine rağmen İsrail’in en büyük suç ortağı olan ABD, Trump ve yönetimine karşı sessiz kalması ve Trump’ın isminin anılmaması! Bu durum ciddi anlamda düşündürücüdür.
Hâlbuki İsrail’in Müslümanların başına attığı tüm bomba, füze, uçak ve silahları sağlayan; Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan eden, Golan Tepeleri’ni işgalciye peşkeş çeken Trump ve yönetimine, gösterilen bu “stratejik nezaketin” anlamı nedir?
Cumhurbaşkanı, İsrail’in nihai hedefinin Anadolu olduğunu bizzat söylediğine göre:
• Kürecik Radar Üssü: İsrail’e istihbarat kalkanı sağlayan bu üs neden hâlâ faaliyetlerine devam ediyor?
• Bakü-Ceyhan Hattı: Gazze’yi ve İran’ı bombalayan uçaklar suyla çalışmadığına göre, İsrail’in yüzde 40 petrol ihtiyacının karşılandığı Azerbaycan petrolünün Ceyhan üzerinden İsrail’e akışına neden dur denilmiyor?
• İsrail’le Ticaret: Doğrudan veya üçüncü ülkeler üzerinden ticaretin devam ettiği iddiaları doğru mu?
İktidar Durum Tespit Makamı Değil, İcraat Makamıdır
İktidarın görevi sadece halkın gazını alacak sözler söylemek değildir. Bir yanda “Dünya beşten büyüktür” diyerek küresel adaletsizliğe bayrak açma iddiası, diğer yanda icraatta ABD ve İsrail’in çizdiği sınırların dışına çıkamama durumu bir çelişki değil mi?
“Dünya beşten büyüktür” “Vaat edilmiş topraklar hezeyanıyla hareket eden İsrail yönetiminin, Filistin, Lübnan ve İran’dan sonraki hedefinin Türkiye toprakları olacağını” söyleyen, İsrail’in yayılmacı politikasına ve ABD emperyalizmine karşı 24 yıllık bir iktidar olarak, hangi tedbiri almış ve hangi koalisyonu kurmuştur?
Mevcut iktidar, Erbakan Hoca’nın 11 aylık kısa iktidar döneminde kurduğu D-8’i bile gereği gibi çalıştıramamıştır.
Hakan Fidan’ın son açıklamaları, geçmişte Erdoğan’ın söylemleriyle birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin duruşu konusunda toplumda ciddi endişelere sebep olmaktadır. Hatırlanacağı gibi Erdoğan daha önce:
“Türkiye, ABD’nin Irak’ta başarılı olmasını samimiyetle arzu etmektedir ve çok yönlü destek vermektedir.” “İsrail Devleti’nin yaşama hakkını kimsenin tehdit etmesine Türkiye razı olmayacaktır.” Bir NATO toplantısı çıkışı sonrası Türkiye-ABD ilişkileri hakkındaki bir soru üzerine: “Ben başbakan olmadan önce Sayın Bush’la bir süreç başlattım ve o günden bugüne devam eden bir sürecimiz var.” Demesi, ayrıca “BOP Eşbaşkanlığı” ile Hakan Fidan’ın son sözleri beraber değerlendirildiğinde, Türkiye’nin ABD ve İsrail’in yanında konumlanmasından ciddi endişe duyulmaktadır.
Ancak bilinmelidir ki toplum, söylemde “İslam kardeşliği” ve “İsrail karşıtlığı”, icraatta ise “ABD ile stratejik ortaklık” sergileyenleri tanımakta ve unutmayacaktır.
Vesselam.