Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
FESİH BOZAN
Köşe Yazarı
FESİH BOZAN
 

Saadetliler İrancı Değil Ama Siz Amerikancısınız!

Zaman zaman bazı iktidar yanlılarının, kalemşörlerinin ve organize sosyal medya trollerinin, Saadet Partilileri "İrancı" veya "Şia taraftarı" olmakla itham ettiklerine şahit oluyoruz. Aynı çevreler dün de "Saddamcı" veya "Esadcı" diyorlardı. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırganlığına karşı çıkışımızla birlikte, bu kesimlerin tekrar harekete geçtiğini görüyoruz. Saadet Partisi’ne karşı toplumda bilinçli bir algı operasyonu yürütmek adına ortaya atılan bu alışılmış iddiaları dillendirenlerin; katil ABD Başkanı Donald Trump’ı ise Türkiye ve Erdoğan’a karşı yaptığı övgülerden dolayı, sanki mezhepleri birmiş gibi büyük bir iştahla ve bir lütufmuş gibi pazarladıklarını görüyoruz. Oysa gerçek şu ki: Saadet Partililer hiçbir zaman "şucu" veya "bucu" olmamışlardır. Onlar, dün olduğu gibi bugün de coğrafi ve mezhebi sınırları aşan bir bilinçle emperyalizme karşı; İslam ümmetinden, ümmetin birliğinden ve yeryüzündeki tüm mazlum halkların hukukundan yana olmuşlardır. Saadet kadrolarının, "Yaşanabilir bir Türkiye" ile beraber, tüm insanlığın saadetini esas alan "Yaşanabilir ve Adil Bir Dünya" kurma ideali ve hedefi vardır. Bu insani, İslami ve asil duruşun doğal bir sonucu olarak Saadet Partililer, Amerikan emperyalizmine ve İsrail’in vahşi işgal politikalarına karşı “amasız ve fakatsız” bir karşı duruş gösterirler. Mazlumun Kimliğine Bakılmaz Saadetliler; "mağdur ve mazlum" olan ülke kim olursa olsun, Müslüman olup olmadığına, mezhebine veya yönetim şekline bakmaksızın onun yanında durur. Dün Afganistan, Filistin, Irak ve Suriye’nin yanındaydılar; Bugün de ABD emperyalizmi ve işgalci İsrail’in hedefindeki İran, Yemen ve Lübnan’ın yanındadırlar. Emperyalizme karşı duruşları sadece bölge coğrafyasıyla da sınırlı değildir elbette; ABD’nin acımasız ilaç ambargosuna maruz kalan Küba’nın da, başkanları karanlık bir operasyonla kaçırılan ve petrol gelirlerine el konulan Venezuela’nın da yanındadırlar. Saadet Partililer dünden bugüne ne Saddamcı, ne Esadcı, ne de İrancı olmuşlardır; onlar her zaman mazlumun hamisi, zalimin ise hasmı olmuşlardır. Ancak şunu da açıkça ifade edelim ki: Katil ve sömürgeci bir Amerikancı olmaktansa; elbette İrancı, Filistinci, Yemenci İspanyacı veya Kübacı olmayı tercih ederiz. Yere Göğe Sığdıramadığınız ve Dostluğuyla Öğündüğünüz Trump Kimdir? Peki, Saadet Partisi’ne uydurma etiketler yapıştırmaya çalışan iktidar yandaşlarının yere göğe sığdıramadığı, dostluğu ve övgüleriyle sarhoş olup adeta kendilerini kaybettikleri Donald Trump kimdir? Siyonist İsrail rejiminin ve katil Netanyahu’nun tarihteki en büyük hamisi ve koruyucusudur. Ekranlar karşısında pervasızca, "Netanyahu benden öyle silahlar istedi ki hepsini verdim, o da bu silahları çok güzel kullandı" diyerek Gazze’deki katliamın suç ortaklığını gururla itiraf eden kişidir. Kudüs’ü ve Golan Tepelerini İsrail’e peşkeş çekendir. Gazze halkını tamamen sürgün edip Gazze’yi bir kumarhane şehrine dönüştürmek isteyen kişidir. Çocuk tacizleriyle adı anılan, ahlaksız bir figürdür. Hukuksuz ve küstah bir biçimde İran’a gerçekleştirdiği hava bombardımanlarıyla binlerce günahsız insanın kanına giren bir katildir. Geçmişte Türkiye’ye Rahip Brunson davası üzerinden parmak sallayan, ekonomimizi mahvetmekle tehdit edip Ankara’ya doğrudan talimatlar yağdıran kibir abidesidir. Kısacası dini, imanı, ahlakı ve tek kutsalı; menfaat, dolar, sömürü ve petrolden ibaret olan bir emperyalist aktördür. İşte bu katil ve karanlık kişiye güzellemeler dizen, ABD’nin ve Trump’ın gölgesinde siyasi ikbal arayan, ona dost olmakla öğünen yandaşlara diyoruz ki: Saadetliler Saddamcı, Esadcı, İrancı veya Şiacı değildir ama siz Amerikancısınız! "Amerikancı Müslüman" Tipi Oluşturma Çabası Çeyrek asra yaklaşan AKP iktidarı döneminde, maalesef Türkiye’de “ABD dostluğu ve sevgisini” toplumsal tabana yerleştirmeyi, ABD emperyalizminin dümen suyundan giden bir "Amerikancı Müslüman" tipi yetiştirmeyi ve bu aziz milletin genlerinde var olan “anti-emperyalist” direniş ruhunu kırmayı büyük oranda başardıklarını söyleyebiliriz. Yoksa bu kesim; Saadet kadrolarını şucu, bucu, mezhepçilik ve eksen kayması ile suçlayarak; güce, menfaate, Washington ve Tel Aviv’e kayan kendi eksenlerini gizleyebileceklerini mi sanıyor? Saadet Partililer, İslam coğrafyasında farklı mezheplerin, meşreplerin ve siyasi görüşlerin mevcut olduğunun elbette biliyorlar. Ancak onlar, bu farklılıkları birer çatışma unsuru yapmak yerine, bunları bir kenara bırakarak asıl büyük tehlike olan küresel emperyalist güçlere karşı siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel alanda ortak bir cephe inşa etmenin mücadelesini verirler. Bu mücadeleyi de içi boş hamasi nutuklar ve sloganlarla değil; somut icraatlar ve net hedeflerle ortaya koyarlar. Erbakan Hocanın Çizdiği Hedefler Ortaya konulan bu hedefler, başta İslam coğrafyası olmak üzere tüm insanlığın kurtuluşu için ihtiyaç duyulan gerçek çözümlerdir: İslam Birliği, İslam NATO’su, İslam ortak para birimi, Müslümanların ve tüm insanların haklarını koruyacak olan İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı, İslam Merkez Bankası ve diğer stratejik adımlar... Nitekim Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız, bunun sadece bir hayal ve sloganik bir söylem olmadığını, 11 aylık kısa iktidarı döneminde D-8’i kurarak tüm dünyaya fiilen kanıtlamıştır. Elbette bugünkü İslam dünyasının mevcut lider ve yönetim kadrolarıyla bu hedeflere varılması imkânsız görülebilir; ancak Erbakan Hoca bunu başardı. Müslüman toplumların kendi ülkelerindeki işbirlikçi lider ve yönetimleri barışçıl yollarla değiştirmesiyle bu hedeflerin hayata geçirilmesi daha da kolaylaşacaktır. Erbakan Hoca’nın izinden giden bugünkü Saadet kadroları, "şucu bucu" değil, yukarıdaki hedefleri gerçekleştirmek için var güçleriyle gayret eden mücahitlerdir. Saadet kadroları, Milli Görüş lideri Erbakan Hocamızın şu tarihi düsturunu şiar edinmişlerdir: "Biz sadece Türkiye’nin değil, tüm insanlığın saadeti için çalışıyoruz. Adil bir dünya kurulmadığı müddetçe insanlığın barış ve huzura kavuşması mümkün değildir." Emperyalizmin Tek Bir Stratejisi Var: Böl, Parçala ve Yut! Güç, korku, çıkar ve gelecek kaygısı taşıyan bu kesimlere diyoruz ki: Elbette İran’ın iç ve bölgesel politikalarına veya Şiiliğin inanç esaslarına karşı olabilirsiniz. Ancak bu durum; sizin ABD’nin, Trump’ın, Siyonist İsrail’in ve işbirlikçilerin safına geçmenizi, onların zulümlerine göz yummanızı ve Saadet Partililere iftira atmanızı gerektirmez. Bu büyük bir vebaldir! Şu gerçeğe de dikkat çekmek isterim: Emperyalist ABD ordusu bir coğrafyayı sömürdüğü, bombaladığı ve insanları katlettiği zaman kurbanın Sünni mi, Şii mi, Türk mü, Kürt mü yoksa Arap mı olduğuna asla bakmaz! Onların füzeleri, bombaları ve insansız hava araçları mezhep ve etnik köken ayırt etmez. Batı emperyalizminin bu topraklardaki tek bir stratejisi vardır. O da mezhepsel veya etnik olarak "Böl, parçala, işgal et, yönet, sömür ve yut!" politikasıdır. İslam dünyasında mezhepçilik fitnesini tahrik etmek, bu coğrafyaya ve ümmete yapılabilecek en büyük ihanettir. Daha önemli bir nokta da İslam alimleri, aydınları ve kanaat önderlerinin de bu tehlikeli oyuna alet olmaması, mezhebi farklılıkları düşmanlık vesilesi kılan fitne ateşine odun taşımaması gerekliliğidir. Satırlarımın sonunda şu önemli uyarıyı yapmayı da zaruri görüyorum: Ne zaman ki bu toprakların alimleri, aydınları ve siyasileri küresel oyunun farkına varır, mezhepçilikten sıyrılıp uyanırsa; işbirlikçileri tanır ve tanıtırsa; işte o zaman ümmet de uyanacak, silkinecek, prangalarından kurtulacak ve emperyalizmin planları işleyemez olacak ve insanlar, özgür, adalet, huzur ve barış içinde yaşayacaklardır inşallah. Vesselam.
Ekleme Tarihi: 14 Temmuz 2026 -Salı

Saadetliler İrancı Değil Ama Siz Amerikancısınız!

Zaman zaman bazı iktidar yanlılarının, kalemşörlerinin ve organize sosyal medya trollerinin, Saadet Partilileri "İrancı" veya "Şia taraftarı" olmakla itham ettiklerine şahit oluyoruz. Aynı çevreler dün de "Saddamcı" veya "Esadcı" diyorlardı. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırganlığına karşı çıkışımızla birlikte, bu kesimlerin tekrar harekete geçtiğini görüyoruz.

Saadet Partisi’ne karşı toplumda bilinçli bir algı operasyonu yürütmek adına ortaya atılan bu alışılmış iddiaları dillendirenlerin; katil ABD Başkanı Donald Trump’ı ise Türkiye ve Erdoğan’a karşı yaptığı övgülerden dolayı, sanki mezhepleri birmiş gibi büyük bir iştahla ve bir lütufmuş gibi pazarladıklarını görüyoruz.

Oysa gerçek şu ki: Saadet Partililer hiçbir zaman "şucu" veya "bucu" olmamışlardır. Onlar, dün olduğu gibi bugün de coğrafi ve mezhebi sınırları aşan bir bilinçle emperyalizme karşı; İslam ümmetinden, ümmetin birliğinden ve yeryüzündeki tüm mazlum halkların hukukundan yana olmuşlardır.

Saadet kadrolarının, "Yaşanabilir bir Türkiye" ile beraber, tüm insanlığın saadetini esas alan "Yaşanabilir ve Adil Bir Dünya" kurma ideali ve hedefi vardır. Bu insani, İslami ve asil duruşun doğal bir sonucu olarak Saadet Partililer, Amerikan emperyalizmine ve İsrail’in vahşi işgal politikalarına karşı “amasız ve fakatsız” bir karşı duruş gösterirler.

Mazlumun Kimliğine Bakılmaz

Saadetliler; "mağdur ve mazlum" olan ülke kim olursa olsun, Müslüman olup olmadığına, mezhebine veya yönetim şekline bakmaksızın onun yanında durur.

  • Dün Afganistan, Filistin, Irak ve Suriye’nin yanındaydılar;
  • Bugün de ABD emperyalizmi ve işgalci İsrail’in hedefindeki İran, Yemen ve Lübnan’ın yanındadırlar.

Emperyalizme karşı duruşları sadece bölge coğrafyasıyla da sınırlı değildir elbette; ABD’nin acımasız ilaç ambargosuna maruz kalan Küba’nın da, başkanları karanlık bir operasyonla kaçırılan ve petrol gelirlerine el konulan Venezuela’nın da yanındadırlar.

Saadet Partililer dünden bugüne ne Saddamcı, ne Esadcı, ne de İrancı olmuşlardır; onlar her zaman mazlumun hamisi, zalimin ise hasmı olmuşlardır. Ancak şunu da açıkça ifade edelim ki: Katil ve sömürgeci bir Amerikancı olmaktansa; elbette İrancı, Filistinci, Yemenci İspanyacı veya Kübacı olmayı tercih ederiz.

Yere Göğe Sığdıramadığınız ve Dostluğuyla Öğündüğünüz Trump Kimdir?

Peki, Saadet Partisi’ne uydurma etiketler yapıştırmaya çalışan iktidar yandaşlarının yere göğe sığdıramadığı, dostluğu ve övgüleriyle sarhoş olup adeta kendilerini kaybettikleri Donald Trump kimdir?

  • Siyonist İsrail rejiminin ve katil Netanyahu’nun tarihteki en büyük hamisi ve koruyucusudur.
  • Ekranlar karşısında pervasızca, "Netanyahu benden öyle silahlar istedi ki hepsini verdim, o da bu silahları çok güzel kullandı" diyerek Gazze’deki katliamın suç ortaklığını gururla itiraf eden kişidir.
  • Kudüs’ü ve Golan Tepelerini İsrail’e peşkeş çekendir.
  • Gazze halkını tamamen sürgün edip Gazze’yi bir kumarhane şehrine dönüştürmek isteyen kişidir.
  • Çocuk tacizleriyle adı anılan, ahlaksız bir figürdür.
  • Hukuksuz ve küstah bir biçimde İran’a gerçekleştirdiği hava bombardımanlarıyla binlerce günahsız insanın kanına giren bir katildir.
  • Geçmişte Türkiye’ye Rahip Brunson davası üzerinden parmak sallayan, ekonomimizi mahvetmekle tehdit edip Ankara’ya doğrudan talimatlar yağdıran kibir abidesidir.
  • Kısacası dini, imanı, ahlakı ve tek kutsalı; menfaat, dolar, sömürü ve petrolden ibaret olan bir emperyalist aktördür.

İşte bu katil ve karanlık kişiye güzellemeler dizen, ABD’nin ve Trump’ın gölgesinde siyasi ikbal arayan, ona dost olmakla öğünen yandaşlara diyoruz ki: Saadetliler Saddamcı, Esadcı, İrancı veya Şiacı değildir ama siz Amerikancısınız!

"Amerikancı Müslüman" Tipi Oluşturma Çabası

Çeyrek asra yaklaşan AKP iktidarı döneminde, maalesef Türkiye’de “ABD dostluğu ve sevgisini” toplumsal tabana yerleştirmeyi, ABD emperyalizminin dümen suyundan giden bir "Amerikancı Müslüman" tipi yetiştirmeyi ve bu aziz milletin genlerinde var olan “anti-emperyalist” direniş ruhunu kırmayı büyük oranda başardıklarını söyleyebiliriz.

Yoksa bu kesim; Saadet kadrolarını şucu, bucu, mezhepçilik ve eksen kayması ile suçlayarak; güce, menfaate, Washington ve Tel Aviv’e kayan kendi eksenlerini gizleyebileceklerini mi sanıyor?

Saadet Partililer, İslam coğrafyasında farklı mezheplerin, meşreplerin ve siyasi görüşlerin mevcut olduğunun elbette biliyorlar. Ancak onlar, bu farklılıkları birer çatışma unsuru yapmak yerine, bunları bir kenara bırakarak asıl büyük tehlike olan küresel emperyalist güçlere karşı siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel alanda ortak bir cephe inşa etmenin mücadelesini verirler. Bu mücadeleyi de içi boş hamasi nutuklar ve sloganlarla değil; somut icraatlar ve net hedeflerle ortaya koyarlar.

Erbakan Hocanın Çizdiği Hedefler

Ortaya konulan bu hedefler, başta İslam coğrafyası olmak üzere tüm insanlığın kurtuluşu için ihtiyaç duyulan gerçek çözümlerdir:

  • İslam Birliği,
  • İslam NATO’su,
  • İslam ortak para birimi,
  • Müslümanların ve tüm insanların haklarını koruyacak olan İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı,
  • İslam Merkez Bankası ve diğer stratejik adımlar...

Nitekim Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız, bunun sadece bir hayal ve sloganik bir söylem olmadığını, 11 aylık kısa iktidarı döneminde D-8’i kurarak tüm dünyaya fiilen kanıtlamıştır.

Elbette bugünkü İslam dünyasının mevcut lider ve yönetim kadrolarıyla bu hedeflere varılması imkânsız görülebilir; ancak Erbakan Hoca bunu başardı. Müslüman toplumların kendi ülkelerindeki işbirlikçi lider ve yönetimleri barışçıl yollarla değiştirmesiyle bu hedeflerin hayata geçirilmesi daha da kolaylaşacaktır. Erbakan Hoca’nın izinden giden bugünkü Saadet kadroları, "şucu bucu" değil, yukarıdaki hedefleri gerçekleştirmek için var güçleriyle gayret eden mücahitlerdir.

Saadet kadroları, Milli Görüş lideri Erbakan Hocamızın şu tarihi düsturunu şiar edinmişlerdir: "Biz sadece Türkiye’nin değil, tüm insanlığın saadeti için çalışıyoruz. Adil bir dünya kurulmadığı müddetçe insanlığın barış ve huzura kavuşması mümkün değildir."

Emperyalizmin Tek Bir Stratejisi Var: Böl, Parçala ve Yut!

Güç, korku, çıkar ve gelecek kaygısı taşıyan bu kesimlere diyoruz ki: Elbette İran’ın iç ve bölgesel politikalarına veya Şiiliğin inanç esaslarına karşı olabilirsiniz. Ancak bu durum; sizin ABD’nin, Trump’ın, Siyonist İsrail’in ve işbirlikçilerin safına geçmenizi, onların zulümlerine göz yummanızı ve Saadet Partililere iftira atmanızı gerektirmez. Bu büyük bir vebaldir!

Şu gerçeğe de dikkat çekmek isterim: Emperyalist ABD ordusu bir coğrafyayı sömürdüğü, bombaladığı ve insanları katlettiği zaman kurbanın Sünni mi, Şii mi, Türk mü, Kürt mü yoksa Arap mı olduğuna asla bakmaz! Onların füzeleri, bombaları ve insansız hava araçları mezhep ve etnik köken ayırt etmez.

Batı emperyalizminin bu topraklardaki tek bir stratejisi vardır. O da mezhepsel veya etnik olarak "Böl, parçala, işgal et, yönet, sömür ve yut!" politikasıdır. İslam dünyasında mezhepçilik fitnesini tahrik etmek, bu coğrafyaya ve ümmete yapılabilecek en büyük ihanettir.

Daha önemli bir nokta da İslam alimleri, aydınları ve kanaat önderlerinin de bu tehlikeli oyuna alet olmaması, mezhebi farklılıkları düşmanlık vesilesi kılan fitne ateşine odun taşımaması gerekliliğidir.

Satırlarımın sonunda şu önemli uyarıyı yapmayı da zaruri görüyorum: Ne zaman ki bu toprakların alimleri, aydınları ve siyasileri küresel oyunun farkına varır, mezhepçilikten sıyrılıp uyanırsa; işbirlikçileri tanır ve tanıtırsa; işte o zaman ümmet de uyanacak, silkinecek, prangalarından kurtulacak ve emperyalizmin planları işleyemez olacak ve insanlar, özgür, adalet, huzur ve barış içinde yaşayacaklardır inşallah.

Vesselam.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.