Tasavvufun Işığında Sorumluluk Bilinci
Bazı insanlar hayatımıza sanki Allah’ın rüzgârıyla savrulmuş birer yaprak gibi girer. Bir anlık bir yakınlık, bir sıcak söz, bir ilgi… Kalbimiz açılır, güvenimiz filiz verir. Sanki kader bize bir dost göndermiştir. Fakat zaman ilerledikçe sorumluluklarının arkasında durmadıklarını, sözlerinin yükünü taşımadıklarını, samimiyetlerinin yüzeysel olduğunu anlarız. Bir hüzün çöker içimize; sanki bir kapı açılmış da ardında bomboş bir oda görmüşüz gibi…
İnsanlık tarihi kadar eski bu imtihanı tasavvuf büyükleri çok derin bir dille anlatır:
"İnsanlar aynadır. Kimi seni gösterir, kimi seni yorar."
Ama her biri bir derstir; kimisi sabrı öğretir, kimisi feraseti, kimisi mesafeyi, kimisi de kendini bilmenin ne demek olduğunu…
Kur’an’ın bahsettiği kimi insan tipleri vardır ki, sorumluluk duygusundan uzak durur, sözü hafife alır, yakınlaşıp sonra uzaklaşır. Fakat bu anlatım sadece sosyal tipoloji değildir; insan nefsinin halleriyle ilgilidir. Ve insan, tanıdığı herkeste nefsin bir yüzüyle sınanır.
Kur’an’ın Aynasında Sorumluluk Bilmeyen İnsan
Kur’ân-ı Kerim, insanın zaaflarını saklamaz; onları yüzümüze bir rahmet aynası gibi tutar.
Mesela Tevbe Sûresi sorumsuzluğu bir “yüz çevirmek” olarak anlatır. Çünkü sözünden dönen insan, aslında ilişkiyi değil önce kendi ahlâkını terk etmiştir.
Bakara Sûresi “kalpte hastalık” ifadesiyle iç ile dış arasındaki çatlağa işaret eder. Tasavvuf ehli bunu “kalbin ağırlığını kaybetmesi” diye tarif eder.
Teğabun Sûresi ise bir hakikati fısıldar:
“Onlar sizin için birer imtihandır.”
Bu ayeti şeyhler şöyle yorumlar:
“Sana kolaylık veren rahmettir, seni yoran terbiyedir.”
Yani sorumluluk bilmeyen birinin hayatımıza girmesi bile boşuna değildir; o kişi bir terbiye aracı, bir kalp-eğitimi vesilesi, bir basiret talimidir.
Tasavvufî Denge: Akıl ile Kalbi Nikâhlamak
Tasavvuf, insanı iki kanatla uçurmaya çalışır:
akıl (basiret) ve kalp (merhamet).
Sadece akıl olursa katılık doğar; sadece kalp olursa savrulmak…
Mevlânâ’nın ifadesiyle:
“Akıl kanatsız kuş gibidir; kalp ışıksız gece. İkisi birleşince yol olur.”
Kalp bize şunu fısıldar:
"Bana gelen insan Allah’tan bir işaret olabilir. Onunla sınanıyorsam, benim eksiğimle yüzleşmem içindir.”
Kalp incinse de kin tutmaz, kırılır ama kırılmaz; çünkü bilir ki insan kusurun taşıyıcısıdır.
Hz. Ali (r.a.) şöyle der:
“Bir insanın sana yaptığı hata seni incitiyorsa, hatayı yine onda arama; tedbiri kendinde ara.”
Tasavvufun “edep” dediği şey budur:
merhameti elden bırakmadan, tedbiri de unutmadan yaşamak.
Kalp affeder; akıl mesafeyi belirler
Bir mürşid şöyle demiştir:
“Affetmek kalbin işidir, yaklaşmak aklın. Kalbinin affettiğini aklın hemen yaklaştırma.”
Ne kadar derin bir ölçü…
Bâyezid-i Bistâmî’nin Öğüdü: “Mesafe de bir merhamettir.”
Bir mürid, sorumsuz ve sözünde durmayan bir arkadaşından şikâyet eder.
Bâyezid-i Bistâmî şöyle der:
“Evladım, insanı ya bağışlayarak yanına alırsın ya da anlayarak uzağa koyarsın. Her ikisi de merhamettir. Merhametin ölçüsü, kalbin temizliği; mesafenin ölçüsü aklın olgunluğudur.”
Mevlânâ’nın Dervişine Sözü
Bir derviş, yakınlık kurduğu insanların onu sürekli hayal kırıklığına uğrattığını anlatır.
Mevlânâ cevap verir:
“Sen hâlâ insanlara güvenmeyi öğrenmemişsin.”
Derviş şaşırır: “Nasıl yani?”
Mevlânâ:
“İnsana değil, insandaki Allah tecellisine güven. İnsanın fıtratında zaaf var, ama Allah’ın kaderinde hikmet var.”
Abdülkadir Geylânî’nin Öğretisi
Bir adam sürekli söz verip yerine getirmez. Bu durumdan rahatsız olan müride Geylânî Hazretleri şöyle der:
“Onu kötüleme; belki nefsinin ağır yükünü taşıyamıyor. Fakat ona teslim olma; çünkü nefsinin yükü seni de ezer.”
Tasavvuf, sorumsuz insanı “dışlamak” yerine “doğru yere koymayı” öğretir.
Gerçekte yaşadığımız her hüsran, gönlümüzün zayıf bir noktasını işaret eder.
İbn Atâullah İskenderî der ki:
“İnsan seni incitmez; sende gizlenmiş bir zaafı açığa çıkarır.”
Belki fazla güveniyoruz.
Belki nasıl davranacağımızı bilmiyoruz.
Belki kalbimizi akılsız, aklımızı kalpsiz kullanıyoruz.
Her hüsran, içteki kırılganlığı sağlamlaştırmak içindir.
Belki o insanın gidişi bir duadır; belki o hayal kırıklığı bir uyanıştır.
Kur’an’ın “Hayır bilmediğinizdedir” sözü burada tecelli eder.
(Bakara, 216)
Tasavvuf bize üç büyük ilke öğretir:
1. Kalbin kapısını herkese açma; gönül incinince uzun iyileşir.
Yakınlık bir nimettir, ama sağlamlık ister.
2. İnsanı tümden silme; Allah’ın yarattığını hor görmek edebe sığmaz.
Mesafe koymak başka, küçümsemek başkadır.
3. Affet; ama aynı yerden tekrar incinmeyecek şekilde affet.
Affetmek bağışlamak demektir, tekrar hayatına almak zorunda değilsin.
Ve en önemlisi:
Akıl tedbir alır; kalp dua eder.
Akıl hududu çizer; kalp incinmez.
Akıl mesafeyi korur; kalp insanı sever.
Bizim yolumuz,
akıllı bir merhamet,
merhametli bir tedbir yoludur.
Allah bizi doğru insanlarla karşılaştırsın, yanlış insanları ise bize yanlış yerde göstersin.
Aldanmaktan değil, ders almamaktan sakındırsın.