Vahdet-i Şuhûd’dan Yapay Zekâ Çağına Gençliğe Bir Çağrı
Bugünün genci, farkında olsun ya da olmasın, tarihte ilk defa bu kadar hesaplanan, ölçülen ve tahmin edilen bir varlık hâline geldi. Algoritmalar onun ne izleyeceğini, neye güleceğini, neye kızacağını, hatta kimi seveceğini bile önceden kestirmeye çalışıyor. Sosyal medya akışları, arama motorları ve yapay zekâ sistemleri, gençlere sessizce şunu fısıldıyor:
“Sen, davranışlarından ibaretsin.”
Modern dünya, insanı bir veri yığınına, bir rasyonel işlemciye, bir istatistik nesnesine indirgerken; asıl trajedi şurada başlıyor: Gençler, zamanla bu tanımı içselleştiriyor. “Ben buyum” diyor. “Gördüğüm, ölçtüğüm ve hesapladığım kadarım.”
İşte tam bu noktada, asırlar öncesinden güçlü bir ses yükseliyor:
İmam-ı Rabbânî.
İmam-ı Rabbânî’nin yaşadığı çağda mesele yapay zekâ değildi; fakat insanın hakikati daraltma eğilimi bugünkünden farklı değildi. O gün bu daralma, varlığı sadece “tecrübe edilen” ve “görülen” boyuta indirgeyen yorumlarla ortaya çıkıyordu. Bugün ise bu dar pencere, algoritmalar ve veri merkezleri eliyle yeniden inşa ediliyor.
Modern akıl, gençlere şunu söylüyor:
“Görmediğin şey yoktur. Ölçemediğin şey gerçek değildir. Hesaplanamayan anlamsızdır.”
Bu yaklaşım, aklı merkeze alıyor gibi görünse de aslında aklı mutlaklaştırarak onu sakatlıyor. Çünkü akıl, tek başına bırakıldığında kibirlenir; kendini her şey sanır. İmam-ı Rabbânî tam da bu noktada müdahale eder.
Vahdet-i Şuhûd: Aklı Tahtından İndirmek Değil, Yerine Oturtmak
İmam-ı Rabbânî’nin Vahdet-i Şuhûd anlayışı çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bu anlayış, ne aklı reddeder ne de dünyayı inkâr eder. Aksine, aklı olması gereken yere koyar.
Vahdet-i Şuhûd şunu söyler:
“Sen neye bakıyorsan, onu görürsün. Gördüğün şey, varlığın tamamı değil; senin şahit olduğun kadardır.”
Bu, son derece devrimci bir cümledir. Çünkü insanın algısına bir sınır çizer. “Gördüğün şey hakikatin tamamı değildir” demek, aklın tek hâkimiyetini kırmaktır.
Bugün algoritmaların yaptığı da tam olarak budur: Gençlere tek tip bir şahitlik dayatmak. Aynı içerikler, aynı fikirler, aynı tepkiler… Zamanla genç, sadece kendisine gösterilene şahit olur hâle gelir. Görmediğini yok sayar.
İmam-ı Rabbânî ise gençlere asırlardır şunu fısıldar:
“Hakikat, senin bakışına sığmayacak kadar geniştir.”
Kalbin Devre Dışı Bırakıldığı Bir Dünya
Yapay zekâ çağının en büyük kaybı, kalbin epistemolojik olarak değersizleştirilmesidir. Kalp, modern dünyada sadece duygusal bir organ olarak görülür. Oysa tasavvuf geleneğinde kalp, hakikati idrak eden merkezdir.
Akıl hesaplar.
Kalp anlamlandırır.
Akıl “nasıl” sorusunu sorar.
Kalp “niçin” sorusunu.
Bugünün gençliği “nasıl daha çok izlenirim?”, “nasıl daha başarılı olurum?”, “nasıl öne çıkarım?” sorularına boğulmuş durumda. Ama “niçin yaşıyorum?”, “neyin peşindeyim?”, “bu hız nereye?” soruları giderek suskunlaşıyor.
İmam-ı Rabbânî’nin kurduğu hiyerarşi işte burada hayati önem kazanır:
Akıl vardır, ama kalbin emrindedir.
Kalp vardır, ama hakikate yöneliktir.
Bu, ne irrasyonalizmdir ne de romantizm. Bu, insanın bütünlüğünü koruma çabasıdır.
Algoritmalar gençleri tahmin edilebilir kılmak ister. Çünkü tahmin edilebilen insan, yönlendirilebilir insandır. Tasavvuf ise insanı şahitlik eden bir varlık olarak tanımlar. Şahitlik eden insan, sadece tüketmez; fark eder, sorgular, derinleşir.
Vahdet-i Şuhûd, gence şunu öğretir:
“Sen gördüğün şeyle sınırlı değilsin; ama gördüğün şey, senin sorumluluğundur.”
Bu cümle, modern dünyanın gençlere veremediği bir ahlâk kazandırır. Algoritmalar sorumluluk üretmez; sadece etkileşim üretir. Kalp ise sorumluluk üretir.
Akıl–Kalp Birlikteliği: Yeni Bir Direnç Alanı
Bugün gençlere “aklını kullan” demek yetmiyor. Çünkü akıl, yönlendirilmişse sadece verilen seçenekler arasında dolaşır. Asıl mesele, kalbi diri tutarak aklı özgürleştirmektir.
İmam-ı Rabbânî’nin mirası tam da budur:
Aklı inkâr etmeden, onu kalbin ufkuyla genişletmek.
Gençler, dünyayı sadece analiz ederek değil; şahitlik ederek, hikmet arayarak, anlam kurarak anlayabilir. Aksi hâlde insan, algoritmaların çizdiği dar pencereden bakmaya mahkûm olur.
Bu çağda genç olmak zor. Ama belki de hiç olmadığı kadar imkânlı. Yapay zekâ sana çok şey öğretebilir; ama kim olduğunu söyleyemez. Algoritmalar sana ne izleyeceğini söyler; ama niçin yaşadığını söyleyemez.
İmam-ı Rabbânî’nin çağrısı hâlâ geçerli:
Gördüğünle yetinme.
Aklını küçümseme, ama onu putlaştırma.
Kalbini susturma; çünkü hakikat oradan duyulur.
Belki de asıl devrim, bu çağda şudur:
Hesaplanan değil, şahitlik eden bir insan olmak.