Akıl Hızının Kalbi Aşındırması
Göklerin Düzeni ile Yerin Adaleti arasındaki ilişkiyi çözmeye çalışan kadim zihin, insanlığın tarih boyunca en büyük arayışlarından birini temsil eder. İnsanoğlu binlerce yıl boyunca hep aynı sorunun peşinde koştu: “Daha çok bilirsem, daha iyi yönetebilir miyim?” Bu soru, bilgi çağının gelişmesiyle birlikte yeni bir boyut kazandı. Her saniye milyonlarca veri üreten cihazların, sensörlerin, uyduların ve ağların içinde, artık sadece bilgiye ulaşmıyoruz; bilgi bizi kuşatıyor, şekillendiriyor, hatta bizi yönetmeye aday hale geliyor.
Bugün geldiğimiz nokta, teknolojik zekânın zirvesi kabul edilen Yapay Zekâ (YZ) ve Büyük Veri Analitiği ile çevrili bir dünyadır. Saniyeler içerisinde karar veren algoritmalar, insan davranışlarını önceden tahmin edebilen modeller ve neredeyse sınırsız hafıza kapasitesine sahip dijital sistemler… İnsan aklının tarih boyunca erişemediği hız ve hacimde veri işleyen bu yapılar, modern çağın “aklın zaferi” ilanı gibidir.
Peki, bu şaşaalı akıl kutlamasının ortasında insanın Kalbi nerededir?
Bilgiyi artırdıkça mutluluğun, huzurun ve düzenin de artacağını varsaydık. Ancak manzara tam tersini gösteriyor: Daha çok bilen bir insanlık değil; daha çok yorulan, daha çok kaygılanan, daha hızlı tükenen bir insanlık var karşımızda. Çünkü bilgi hızı, kalbin ritmini bozmaya başladı. O ritim ki, insanın varlık gerçeğini, sükûnet ihtiyacını ve teslimiyet duygusunu besleyen kadim bir iç dengeydi.
Dijital ilerleme, imkânları büyütürken insanın iç dünyasında boşluklar oluşturuyor. Dış dünyanın gürültüsü arttıkça, iç dünyanın sesi kısılıyor. İşte bu çelişki, modern çağın en ağır imtihanlarından birini doğuruyor: Aklın imkânları ile Kalbin huzuru arasında sıkışmak.
Bu gerilim karşısında medeniyetimizin sunduğu kadim bir duruş noktası var. Bir “dur” butonu gibi değil, daha çok bir “denge” pusulası gibi: Tevekkül. Üstelik tevekkül, zannedildiği gibi geri çekilme değil; teknolojinin getirdiği hız karşısında insanın kendi özünü koruması için bir kalp muhafazasıdır.
Tevekkülün İki Kanadı ve YZ Sınırı
Tevekkül, İslam medeniyetinin en derin düşünsel damarlarından biridir. Ancak bu kavram, modern insanın yanlış anladığı gibi pasif bir bekleyiş değildir. Aksine, insanın iki temel gücü üzerinden işleyen aktif bir dengedir:
1. Akıl Kanadı (Tedbir)
Bu kanat, insanın varlık gayesiyle doğrudan ilgilidir. Aklı kullanmak, tedbir almak, planlamak, üretmek ve en iyiye ulaşmaya çalışmak…
Bugün bu kanadın teknolojik karşılığı YZ'dir. Veri işlemek, makine öğrenimi geliştirmek, mühendislik üretmek, yeni ufuklar açmak… Bunlar aklın vazifesidir. Kadim düşünür Farabi’nin “Göklerin Düzeni”ni anlamaya çalışması gibi, biz de YZ ile varlığın şifrelerini çözmeye çalışıyoruz.
2. Kalp Kanadı (Teslimiyet)
Akıl bütün gücüyle çalışır, ancak sonuç onun elinde değildir. İşte tevekkül burada başlar. Deveyi bağlamak insana düşer; devenin kaçıp kaçmayacağı ise Allah’ın ilmindedir.
Bu, aklın görevini yapmasından sonra kalbin devreye girmesi demektir.
Günümüzün tehlikesi, bu iki kanadın yer değiştirmesi oldu:
Aklı YZ’ye teslim ettik,
Kalbi ise kontrol illüzyonuna…
Hâlbuki Prof. Dr. Mehmet Lütfi Arslan’ın altını çizdiği gibi, tevekkül kalbin niyet güzelliğiyle kaimdir. Şükür, rıza ve teslimiyet; aklın ürettiği teknolojinin değil, kalbin kurduğu bağın meyvesidir. Kalbin niyeti bozulduğunda YZ bize sadece hız ve güç verir; fakat huzur vermez.
B. Kontrol İllüzyonu ve Kalbin Müşahedesi
YZ, modern insana yeni bir vaatte bulunuyor: “Her şeyi bilebilirsin.”
Bu vaat, insanın en gizli arzusuna hitap ediyor: Evreni yönetme isteği. Ancak veri ne kadar büyürse büyüsün, insanın kontrol edemeyeceği bir şey var: An’ın hikmeti.
İbn Arabi’nin “Zamanın Kalbi” dediği şey tam da budur:
İnsan, sadece “an”da buluşabilir hakikatle.
Dijital çağ ise bizi sürekli “bir sonraki bilgiye” sürüklüyor.
Bugün modern nöropsikoloji de bunu doğruluyor: Sürekli veri akışına maruz kalan zihnin karar kapasitesi düşüyor, duygu düzenlemesi bozuluyor. Çok bilmek, çok anlamak değildir. Bilginin hızlanması, bilincin derinleşmesi anlamına gelmez.
Viktor Frankl’ın anlattığı gibi:
“İnsan veriden anlam üretmez; anlamı sadece vicdanı ile bulur.”
Bu nedenle YZ, insanın yerini alamaz; çünkü insanın merkezinde Kalp vardır.
Üstelik makine öğrenimi sistemlerinin veri setlerinde taşıdığı önyargılar, aklın kendi kusurlarını bile çoğalttığını gösteriyor. Yani YZ, hatayı bile hızlandırıyor. Bu durumda aklın ürettiği teknolojiyi terbiye edecek tek güç, kalbin ahlaki zekâsıdır.
Kalbin Kıblesi: Tevekkül Bir Pusuladır
Teknoloji büyüyor, hız artıyor, insanın imkânları genişliyor. Ancak insanın yönü belirsizleşiyor. İşte bu noktada tevekkül, sadece bir ibadet değil; bir yön belirleme mekanizmasıdır.
Mehmet Lütfi Arslan’ın “Bedenin kıblesi yönünüzü belirler; kalbin kıblesi hayatınızı düzenler.” cümlesi, dijital çağın insanına çok şey anlatıyor. Çünkü bugün bedenin kıblesi belli: Ekranlar, veriler, cihazlar, uygulamalar…
Fakat kalbin kıblesi bulanıklaşmış durumda.
Tevekkül, kalbi Allah’a yönlendiren bir kıble pusulasıdır.
Bu yöneliş:
- Aklı değersizleştirmez,
- Teknolojiyi yok saymaz,
- İlerlemeyi reddetmez.
Bilakis, aklın ürettiği teknolojiyi kalbin hikmetiyle hizaya sokar.
Böylece dijital çağın kaosu, bir anlam düzenine dönüşür.
Tevekkül sahibi kişi, makinenin işlediği verilerle değil, kendi niyetiyle meşgul olur. Hızın karşısına sabrı, verimliliğin karşısına rızayı, kontrol arzusunun karşısına teslimiyeti koyar. İşte gerçek özgürlük burada başlar: Aklın değil, kalbin yön verdiği bir hayat.
Dijital çağın karmaşası, aklın hızına kapılan insanı içsel bir savrulmaya götürüyor. Ancak çözüm hızda değil; denge ve kıble bilincinde.
- Aklın teknolojisi görevini yapmalı, sınırları zorlamalı.
- Kalbin hikmeti bu gelişimin yükünü taşımalı, ona yön vermeli.
Mehmet Lütfi Arslan’ın o derin cümlesiyle hatırlayalım:
“Kalbinin kıblesini kaybetmeyen, en büyük fırtınalarda bile yönünü şaşırmaz.”
Dijital çağın fırtınasını aşacak olan, aklın teknolojisi değil; kalbin tevazusu, niyeti ve tevekkülüdür.
Gençlere Çağrı: Dijital Çağın İçinde Kendini Kaybetme
Bugünün gençleri, insanlık tarihinin en hızlı değişim döneminde yaşıyor. Bu çağda akıl, imkânlarını alabildiğine genişletirken; kalp, hiç olmadığı kadar yalnız ve yorulmuş durumda. Gençlik ise bu iki dünyanın tam kavşak noktasında duruyor.
Sevgili genç kardeşim,
YZ çağında seni bekleyen en büyük tehlike, teknolojiyi kullanamamak değil; teknolojinin seni kendine benzetmesidir. Hızın çekiciliğine kapılıp hikmetten uzaklaşmak, bilginin büyüsüne aldanıp anlamı kaybetmektir.
Unutma:
- Aklın zekâsı seni ileri taşır; kalbin zekâsı seni yoldan çıkarmaz.
- Makine çok bilir; ama sadece insan hisseder.
- Veri çok şey söyler; ama hakikati sadece vicdan duyar.
Sen, dijital çağın çocuğu değil; çağlara yön verebilecek kalp inceliğinin mirasçısısın. Seni asıl özel kılan, kod bilmen, hız yakalaman ya da algoritma kurman değildir. Asıl değer, yaptığın her işte niyetinin temiz kalması, yönünün berrak olması ve kalbinin kıblesinin sarsılmamasıdır.
Bu yüzden:
- Ekranlara değil, anlamlara;
- Verilere değil, değerlere;
- Hıza değil, hikmete yaslan.
Teknolojiyi kullan, ama ona teslim olma. Aklı parlat, ama kalbi karartma.
Rabbimiz…
Bu çağın hızında kalbimizi savrulmaktan koru.
Bilgiyi büyüten aklımıza hikmeti rehber eyle.
Veriyi işleyen sistemlere değil, Sana sığınmayı nasip eyle.
Aklımızı tedbirde, kalbimizi teslimiyette sabit kıl.
Teknolojiyi zarara değil, hayra ve hizmete dönüştürecek bir idrak ver.
Kalbimizin kıblesini daima doğruya, güzelliğe ve Sana yönelt.
Bize, aklın ulaştığı her noktada kalbin secdesini unutturmayan bir tevekkül lütfet.
Ve gençlerimize…
Hızın çığlığında kaybolmayan bir sükûnet,
Bilinmezliklerin içinde yol gösteren bir sabır,
Teknolojinin en parlak çağında bile kalplerini diri tutacak bir iman ver.
Amin.