MEHMET SÖNERCAN
Köşe Yazarı
MEHMET SÖNERCAN
 

Ramazan Geldi: Kim Kendini Arındırırsa Kurtuluşa Ermiştir Yeni Bir ‘Ben’ İçin Ramazan: Zihni Sustur, Zamanı Derinleştir

“Kim kendini arındırırsa kurtuluşa ermiştir.” (Şems, 91/9) Bu ayet Ramazan ayının kapısına asılmış bir levha gibidir. Çünkü Ramazan sadece aç kalma ayı değil, arınma ayıdır. Mideyi boşaltırken kalbi doldurma; gürültüyü azaltırken anlamı çoğaltma zamanıdır. Kampüste oturan bir genci izliyorum. Parmakları ekran üzerinde kayıyor, yüzünde derin bir yorgunluk var. Ne uykusuzluk bu, ne açlık… Daha çok zihinsel bir tükenmişlik. İçimden “Gazali bu tabloyu görseydi ne söylerdi?” diye geçiriyorum. Gazali’nin cevabı asırlar öncesinden gelir: “Kalp bir aynadır; günah onu karartır, zikir onu parlatır.” Bugünün dünyasında o ayna günahla değil sadece; bildirimle, reklâmla, bitmeyen haberlerle, başkalarının hayatını izleme bağımlılığıyla kararıyor. İnsan aynaya bakıyor ama kendini göremiyor; başkasının suretine bakarak kendi yönünü kaybediyor. Resûlullah (s.a.v) kalbin önemini şöyle anlatır: “İnsanın bedeninde bir et parçası vardır; o salih olursa bütün beden salih olur, o bozulursa bütün beden bozulur. Dikkat edin, o kalptir.” (Buhârî, Îman 39) Ramazan işte bu kalbe dönme ayıdır. Oruç, mideyi cezalandırmak için değil; dikkati eğitmek için vardır. Açlık bir hedef değil, bir araçtır. Bedenin sesi kısıldığında, vicdanın sesi yükselir. Normalde kaçtığımız sorular Ramazan ayında kapıyı çalar: “Ben ne istiyorum?” “Neye bağlandım?” “Neye teslim oldum?” Oruç, dikkati sadece dağıtan unsurları kısmakla kalmaz; insanı anda tutar. Açlık, bedeni bugüne sabitler; geçmiş pişmanlıklarından ve gelecek kaygılarından koparıp insanı “şimdi”ye getirir. Olumsuz duygular ise çoğu zaman böyle anlarda ortaya çıkar: öfke, korku, değersizlik hissi… İnsan bu duygularla yüzleşmemek için kendinden kaçar ve hazzın hizmetine sığınır. Tokluk, bu kaçışı kolaylaştırır; zihin aynasını buğulandırır. Açlık ise aynayı siler. Zihin, korkularının ürettiği resimleri daha net görmeye başlar. Ramazan, işte bu yüzleşmenin eğitimidir. Bugün gençlerin krizi bilgi eksikliği değil; dikkat dağınıklığıdır. Her şeyi biliyorlar ama hiçbir şeyde derinleşemiyorlar. Gazali’nin “kalp aynası” burada yeniden anlam kazanır: Ayna ne kadar parlaksa, suret o kadar nettir. Ramazan ayı, bu aynayı silme zamanıdır. Bir genç düşünün… Gün boyu başkalarının hayatını izliyor, akşam olunca “Ben bugün ne yaşadım?” diye soruyor. Cevap yok. Çünkü kendi hayatının başrolü olmaktan çıkmış, figüran olmuş. Gazali böyle bir hayata “dağınık kalp” derdi. Burada Mevlana söze girer: “Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek gerek.” Mevlana’ya göre insan sabit bir varlık değildir; dönüşür. Bugün fizik “enerji ve titreşim” diyor, Mevlana yüzyıllar önce “aşk ve hareket” demişti. Düşük frekans; öfke, kıskançlık ve bencilliktir. Yüksek frekans ise merhamet ve sevgidir. Oruç, bedeni hafifletir; ruhu ağırlaştırır. Yani anlamla doldurur. Mevlana’nın “ney” metaforu burada yeniden konuşur: “İçi boşalmayan neyden ses çıkmaz.” İnsan egosunu boşaltmadan huzur sesi veremez. Ramazan, bu boşaltmanın ayıdır. Fazlalıkları atma ayı… Sadece midede değil; kalpte de, zihinde de… Ve İmam Rabbani… O, zamanı sadece akıp giden bir nehir gibi görmez: “En kıymetli sermaye vakittir.” Modern insanın trajedisi şudur: Zamanı çoktur ama anı yoktur. Günler geçer ama yaşanmışlık hissi oluşmaz. Ramazan ayı zamana derinlik kazandırır. Sahur vakti, şehir uyurken insanın uyanması sıradan bir uykusuzluk değildir. O saatlerde zaman genişler. Bir dua, bir ayet, bir düşünce bütün günü etkileyebilir. İşte Rabbani’nin “vaktin bereketi” dediği şey budur. Bugün gençlere sürekli “zamana ayak uydur” deniyor. Oysa Ramazan ayı, zamana ayak uydurmayı değil, zamanın üstüne çıkmayı öğretir. Daha hızlı değil, daha bilinçli yaşamayı… Daha çok yapmak değil, daha derin yapmak meselesini… Bütün bu çizginin sonunda Ramazan ayı, bir ibadet ayı olmaktan çıkıp bir yeniden yapılanma süreci olur. Gazali ile zihni temizlenen, Mevlana ile kalbi yumuşayan, İmam Rabbani ile zamanı derinleşen insan artık eski insan değildir. Resûlullah (s.a.v) Ramazan ayının tehlikesini de hatırlatır: “Nice oruç tutanlar vardır ki, oruçtan nasibi sadece açlıktır.” (İbn Mâce, Sıyâm 21) Demek ki mesele aç kalmak değil; değişmektir. Peki Ramazan Ayının Sonunda Ne Olmalı? Ramazan bittiğinde sadece bayram gelmemelidir; başka bir insan da gelmelidir. – Eskiden öfkeyle konuşan biri, susmayı öğrenmiş olmalı. – Eskiden vaktini savuran biri, zamanını korur hale gelmeli. – Eskiden sadece tüketen biri, paylaşmayı öğrenmeli. – Eskiden şikâyet eden biri, şükretmeyi denemeli. Yani Ramazan ayının sonunda: Daha az tepkisel, daha çok bilinçli, daha az dağınık, daha çok derli toplu bir insan ortaya çıkmalıdır. Eğer Ramazan ayı sana sadece açlık bıraktıysa, bedenin incelmiştir. Ama Ramazan sana sabır, dikkat, merhamet ve derinlik kazandırdıysa… O zaman ruhun büyümüştür. Belki de Ramazan ayının bize fısıldadığı sır şudur: “Bir ay kendinle kalmayı öğren, on bir ay dünyayla daha doğru ilişki kur.” Yeni bir ‘ben’ için Ramazan, işte tam da budur: Zihni susturmak, kalbi parlatmak, zamanı derinleştirmek ve hayata yeni bir sürümle dönmek…    
Ekleme Tarihi: 17 Şubat 2026 -Salı

Ramazan Geldi: Kim Kendini Arındırırsa Kurtuluşa Ermiştir Yeni Bir ‘Ben’ İçin Ramazan: Zihni Sustur, Zamanı Derinleştir

“Kim kendini arındırırsa kurtuluşa ermiştir.” (Şems, 91/9)

Bu ayet Ramazan ayının kapısına asılmış bir levha gibidir. Çünkü Ramazan sadece aç kalma ayı değil, arınma ayıdır. Mideyi boşaltırken kalbi doldurma; gürültüyü azaltırken anlamı çoğaltma zamanıdır.

Kampüste oturan bir genci izliyorum. Parmakları ekran üzerinde kayıyor, yüzünde derin bir yorgunluk var. Ne uykusuzluk bu, ne açlık… Daha çok zihinsel bir tükenmişlik. İçimden “Gazali bu tabloyu görseydi ne söylerdi?” diye geçiriyorum.

Gazali’nin cevabı asırlar öncesinden gelir:
“Kalp bir aynadır; günah onu karartır, zikir onu parlatır.”

Bugünün dünyasında o ayna günahla değil sadece;
bildirimle, reklâmla, bitmeyen haberlerle, başkalarının hayatını izleme bağımlılığıyla kararıyor. İnsan aynaya bakıyor ama kendini göremiyor; başkasının suretine bakarak kendi yönünü kaybediyor.

Resûlullah (s.a.v) kalbin önemini şöyle anlatır:
“İnsanın bedeninde bir et parçası vardır; o salih olursa bütün beden salih olur, o bozulursa bütün beden bozulur. Dikkat edin, o kalptir.”
(Buhârî, Îman 39)

Ramazan işte bu kalbe dönme ayıdır. Oruç, mideyi cezalandırmak için değil; dikkati eğitmek için vardır. Açlık bir hedef değil, bir araçtır. Bedenin sesi kısıldığında, vicdanın sesi yükselir. Normalde kaçtığımız sorular Ramazan ayında kapıyı çalar:
“Ben ne istiyorum?”
“Neye bağlandım?”
“Neye teslim oldum?”

Oruç, dikkati sadece dağıtan unsurları kısmakla kalmaz; insanı anda tutar. Açlık, bedeni bugüne sabitler; geçmiş pişmanlıklarından ve gelecek kaygılarından koparıp insanı “şimdi”ye getirir. Olumsuz duygular ise çoğu zaman böyle anlarda ortaya çıkar: öfke, korku, değersizlik hissi… İnsan bu duygularla yüzleşmemek için kendinden kaçar ve hazzın hizmetine sığınır. Tokluk, bu kaçışı kolaylaştırır; zihin aynasını buğulandırır. Açlık ise aynayı siler. Zihin, korkularının ürettiği resimleri daha net görmeye başlar. Ramazan, işte bu yüzleşmenin eğitimidir.

Bugün gençlerin krizi bilgi eksikliği değil; dikkat dağınıklığıdır. Her şeyi biliyorlar ama hiçbir şeyde derinleşemiyorlar. Gazali’nin “kalp aynası” burada yeniden anlam kazanır: Ayna ne kadar parlaksa, suret o kadar nettir. Ramazan ayı, bu aynayı silme zamanıdır.

Bir genç düşünün… Gün boyu başkalarının hayatını izliyor, akşam olunca “Ben bugün ne yaşadım?” diye soruyor. Cevap yok. Çünkü kendi hayatının başrolü olmaktan çıkmış, figüran olmuş. Gazali böyle bir hayata “dağınık kalp” derdi.

Burada Mevlana söze girer:
“Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek gerek.”

Mevlana’ya göre insan sabit bir varlık değildir; dönüşür. Bugün fizik “enerji ve titreşim” diyor, Mevlana yüzyıllar önce “aşk ve hareket” demişti. Düşük frekans; öfke, kıskançlık ve bencilliktir. Yüksek frekans ise merhamet ve sevgidir.

Oruç, bedeni hafifletir; ruhu ağırlaştırır. Yani anlamla doldurur. Mevlana’nın “ney” metaforu burada yeniden konuşur:
“İçi boşalmayan neyden ses çıkmaz.”
İnsan egosunu boşaltmadan huzur sesi veremez. Ramazan, bu boşaltmanın ayıdır. Fazlalıkları atma ayı… Sadece midede değil; kalpte de, zihinde de…

Ve İmam Rabbani…
O, zamanı sadece akıp giden bir nehir gibi görmez:
“En kıymetli sermaye vakittir.”

Modern insanın trajedisi şudur: Zamanı çoktur ama anı yoktur. Günler geçer ama yaşanmışlık hissi oluşmaz. Ramazan ayı zamana derinlik kazandırır. Sahur vakti, şehir uyurken insanın uyanması sıradan bir uykusuzluk değildir. O saatlerde zaman genişler. Bir dua, bir ayet, bir düşünce bütün günü etkileyebilir. İşte Rabbani’nin “vaktin bereketi” dediği şey budur.

Bugün gençlere sürekli “zamana ayak uydur” deniyor. Oysa Ramazan ayı, zamana ayak uydurmayı değil, zamanın üstüne çıkmayı öğretir. Daha hızlı değil, daha bilinçli yaşamayı… Daha çok yapmak değil, daha derin yapmak meselesini…

Bütün bu çizginin sonunda Ramazan ayı, bir ibadet ayı olmaktan çıkıp bir yeniden yapılanma süreci olur. Gazali ile zihni temizlenen, Mevlana ile kalbi yumuşayan, İmam Rabbani ile zamanı derinleşen insan artık eski insan değildir.

Resûlullah (s.a.v) Ramazan ayının tehlikesini de hatırlatır:
“Nice oruç tutanlar vardır ki, oruçtan nasibi sadece açlıktır.”
(İbn Mâce, Sıyâm 21)

Demek ki mesele aç kalmak değil; değişmektir.

Peki Ramazan Ayının Sonunda Ne Olmalı?

Ramazan bittiğinde sadece bayram gelmemelidir;
başka bir insan da gelmelidir.

– Eskiden öfkeyle konuşan biri, susmayı öğrenmiş olmalı.
– Eskiden vaktini savuran biri, zamanını korur hale gelmeli.
– Eskiden sadece tüketen biri, paylaşmayı öğrenmeli.
– Eskiden şikâyet eden biri, şükretmeyi denemeli.

Yani Ramazan ayının sonunda:
Daha az tepkisel,
daha çok bilinçli,
daha az dağınık,
daha çok derli toplu bir insan ortaya çıkmalıdır.

Eğer Ramazan ayı sana sadece açlık bıraktıysa, bedenin incelmiştir.
Ama Ramazan sana sabır, dikkat, merhamet ve derinlik kazandırdıysa…
O zaman ruhun büyümüştür.

Belki de Ramazan ayının bize fısıldadığı sır şudur:
“Bir ay kendinle kalmayı öğren, on bir ay dünyayla daha doğru ilişki kur.”

Yeni bir ‘ben’ için Ramazan, işte tam da budur:
Zihni susturmak,
kalbi parlatmak,
zamanı derinleştirmek
ve hayata yeni bir sürümle dönmek…

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.